31 Temmuz 2009 Cuma

SEMİH POROY,
DEMİRTAŞ CEYHUN'UN
ANISINA ÇİZDİ...

Semih Poroy'un, 30 Temmuz 2009 Perşembe günü uğurladığımız Demirtaş Ceyhun anısına çizdiği çizgi bant karikatürü...(Cumhuriyet- 31 Temmuz 2009)

UĞUR GÜNEL ÇİZİYOR



29 Temmuz 2009 Çarşamba

"Kara Bıyıklı Türkler"
yazarını kaybetti...
DEMİRTAŞ
CEYHUN'U
YİTİRDİK...

Öykücü, romancı, araştırmacı yazar ve mimar Demirtaş Ceyhun (75) yaklaşık bir aydır yoğun bakım servisinde tedavi görüyordu. Ceyhun 29 Temmuz 2009 Çarşamba günü saat 15 civarında yaşamını yitirdi... Demirtaş Ceyhun’un cenazesi 30 Temmuz 2009 Perşembe günü Teşvikiye Camii’nde kılınacak ikindi namazının ardından Aşiyan Aile Mezarlığı’nda son yolculuğuna uğurlanacak.

Yayınlanmış 41 kitabı bulunan Demirtaş Ceyhun kitaplarını kendi kurduğu "Sis Çanı" yayınlarından yayınlıyordu. "Çamasan" romanıyla Sait Faik ödülü alan, "Ah Şu Biz Kara bıyıklı Türkler" adlı kitabıyla Türklerin göçebe özellikleri üzerine ülkemizdeki en önemli araştırmalardan birini yapan Demirtaş Ceyhun 1934 Adana doğumluydu. 1959'da Güzel Sanatlar Akademisi Mimarlık bölümünden mezun olan Ceyhun Bir dönem Yazarlar Sendikası ikinci başkanlığı, genel sekreterliği ve Tüyap Kitap fuarının ilk yıllarında bu fuarın yöneticiliğini de yaptı. Demirtaş Ceyhun, son olarak Cumhuriyet gazetesinde ve Aydınlık dergisinde yazıyordu. Mizah duygusu eksik olmayan bir yazar olan Demirtaş Ceyhun, Aziz Nesin üzerine kafa yormuş, kitaplar yazmış, onun her daim en yakınında olmuş coşku dolu yüreğe sahip, örgütçü bir yazardı. Sayısı yok denecek kadar azalmış; ödün vermeden dik durmasını bilmiş gerçek aydınlardan biriydi. 1996 yılında bir kaç aylık ömrü olan PANİK mizah dergisinde de mizah yazarlığı yapmıştı... Sevgili Demirtaş Ceyhun da pek çok yazar-çizeri yitirdiğimiz Temmuz ayının yitiklerinden oldu... Sevgiyle anıyor, karikatürcü-mizahçı dostları onu uğurlamaya çağırıyoruz...

Demirtaş Ceyhun'la 15 yıla yakın bir süre candan dostluğunu paylaşan, onunla birlikte pek çok söyleşi ve imza gününe katılan MİZAHHABER editörü Cihan Demirci, "Damdaki Mizahçı'nın önsöz yazarıydı, 1996'da çıkardığımız mizah dergisine de yazılarıyla destek vermişti. Kirli ve alengirli edebiyat dünyasındaki içi dışı bir, tertemiz bir kaç sevgili ağabeyimden biriydi, gerçek olan şu ki; sayıları çok ama çok az kalan ülkemizdeki gerçek yazar ve gerçek aydınlardan biri daha gitti" dedi onun ölümü için... Demirci, 1999 yılı Nisan ayından kalma bir fotoğrafta İzmir'de Demirtaş Ceyhun'la görülüyor...


ERCAN AKYOL ÇİZİYOR

Ercan Akyol'un 29 Temmuz 2009 Çarşamba günü, tatil dönüşü Milliyet'te yayınlanan karikatürü...

EMRE ULAŞ ÇİZİYOR:
"CİLALI TAŞ DEVRİ"

Emre Ulaş'ın 27 Temmuz 2009 tarihli "Cilalı Taş Devri" adlı çizgi bant karikatürü...

27 Temmuz 2009 Pazartesi

MUSA KART ÇİZİYOR
AİHM, öğretmen Cengiz Aksakal’ın cezaevinde öldürülmesiyle ilgili davada
Türkiye’yi mahkûm etti.

Musa Kart'ın 27 Temuz 2009 Pazartesi günü Cumhuriyet'te yayınlanan karikatürü...

26 Temmuz 2009 Pazar

SEVGİLİ "HUYSUZ İHTİYAR"I YİTİRELİ 5 YIL OLDU...BIRAKTIĞI BOŞLUĞUN DOLMASI BİR YANA SON 5 YILDA MİZAHTAN DAHA DA UZAKLAŞTIK...
"SENİ ÇOK
ÖZLÜYORUZ
SEVGİLİ OĞUZ
ABİ!.."
Türk Mizahının kendini "karikatürcü" yetiştirmeye vermiş hem ender hem de en zirvedeki ustasıydı o... Sadece GIRGIR dergisiyle mizah dergiciliğimize getirdiği coşku, heyecan, hareket Türkiye'nin geldiği perişan noktada artık bir daha yaşanacak gibi değil...1972'de Gırgır dergisini çıkarmaya başladığında 36 yaşındaydı Oğuz Aral... Bir kaç yıl içinde yarattığı fırtınayla 80'li yılların sonuna dek 17 yıl süren bir rüya alemi yaşattı mizah dergiciliğine... Geceli-gündüzlü karikatür baktı... Yüzlerce esprinin çöpe gittiği bir ortamda özenle dergi hazırladı... 50 Kuşağındaki çoğu arkadaşından bu yönüyle ayrıldı... Kendinden çok yetiştirdiği çizerlere-mizahçılara yatırım yaptı. Gırgır'ın elinden alınması sonrasında yaşadığı tatsızlıklarla, bir daha aynı tadı yakalamayan ve son yıllarında Hürriyet'te yazıp-çizerek adeta geri çekilen büyük ustanın geride bıraktığı kalfaları, çırakları onun bayrağını daha yükseklere çıkaramadılar ne yazık ki... O bayrak aşağılardadır bugün... Zira hem aynı ülke yoktur ortada, hem de direkt profesyonel olmuş (!) bir kuşak vardır dergiciliğin orta yerinde artık... Çok sıkılmıştı gitmeden önce... Ülkenin berbat hali de, mizahın hayatımızdaki geri düşüşü de eklenmişti bu sıkıntılarına... Kırgın gitti ama çevresine de çok çaktırmadan tüm inceliğiyle... Sonra o gün geldi... Bir Pazar günü Bodrum'da gitmek istedi ve gitti...Hayatta hep dediğini yapan "Huysuz İhtiyar" 26 Temmuz 2004 günü Bodrum'da veda etti bizlere... Ardından Penguen'deki öğrencileri heyecanla heykelini diktiler Cihangirde bir parka. Yaşasaydı "Sakın dikmeyin" derdi. Çünkü çok iyi bilirdi bu ülkenin insan harcayan hoyratlığını. İnsan harcayan toplum heykeli hayda hayda harcardı. Ve öyle de oldu... Magandalarca önce koparılan, sonra da yakılan heykel yok artık Cihangirde... Zaten Park bile kalmamış... İşin tuhaf yanı, o heykelden geriye sadece ustanın sıkıca tuttuğu "tarama ucu" kalmış... Tarama ucunu yok edememişler anlayacağınız... Bize bıraktığı o tarama ucu...

Ey ondan geriye kalan, onunla geçen yılları arayan çizerler, mizahçılar! Gereksiz tarama yapma günüdür bugün... Alın elinize kalemi, hala Çin malı dışında adam gibi mürekkep bulabilen ve tarama ucuyla çizebilen varsa içinizde alın elinize tarama ucunu, tarayın gereksizce bir karikatürü... Tarayıııııın...Tarayıııın... Taramayla yok ettiğiniz karikatürün bir yerinde onun gür sesi, gölgesi düşecektir mutlaka omuzunuza... Sokaklarda aylakça sürünmemizin, kafayı erkenden yememizin önüne tarama ucuyla set çeken bu büyük adamı bir kez daha yaşlı gözlerle, artan özlemle anıyorum... Sevgili Oğuz abim; bir senin, bir Suavi Babanın, bir Altan abinin bir Aziz ustanın hatırına belki de hala direnmem... Zira bu akla ziyan ülkede son yıllarda her daim dediğim gibi hayat mizahı çoktan geçti ve mizahın işlevi filan kalmadı, bir boka yaramaz, sıradan, evcil, popülist bir alan oldu... Sömürüye karşı olması gereken bu güzellik sömürünün sıradan araçlarından biri halinde ilerliyor her geçen gün... Ama ah! Ah ki ne ah! Senin ve birkaç benzerinin bize bıraktığı o gözalıcı ışık yok mu, o ışıkla her türlü engele, çengele inat devam ediyoruz hala bir şekilde yazıp-çizmeye...Bunun için de ayrıca teşekkürler sevgili OVUZ ABİM...:)) (C.D.)


AYŞE ARAL'DAN AMCASINA...

Oğuz Aral'ın yeğeni, Tekin Aral'ın sevgili kızı Ayşe Aral, Temmuz ayı başından beri Hürriyet gazetesinin internet sitesinde yazıyor. Bugünkü yazı köşesini, amcası Oğuz Aral'ın kardeşi Tekin Aral'ın yitirdikten sonra Hürriyet'te yazdığı yazıya ayırmış, GELİN OKUYALIM: http://www.hurriyet.com.tr/gundem/12148304.asp?gid=229

CİHAN DEMİRCİ'NİN ÇİZGİSİYLE
USTASI OĞUZ ARAL

E-DERGİ
GÖLGE'NİN
AĞUSTOS SAYISI
YAYINDA...

E-Dergi Gölge’de bu ay uzun çizgi romanlar var. Geçen senenin en çok okunan çizgi romanı Aydede yeni bir tam macera ile döndü. Duygu Saltık Naruto karakterleri ile kendi fan hikâyesi Akatsuki Gakuen’i yazıp çizdi. Mustafa Göçer’in 3M+T mangası hem 4. bölümü Kanemiçi hem de Emre Ozan Şirin ile birlikte hazırladıkları 3M+T Günlük ile bu sayıda. Deviantart EskizTR grubunun Eskiz çizgi romanları 11 çizerle karşımızda. İlk eskiz çizgi romanımız da Ceset. Bu sayıda çizer Barış Keşoğlu ile röportaj var. Diğer çizgi roman yazıları: Shaun Manning’in yazdığı MK Perker’den Insomnia Cafe, Chris Arrant’ın Bryan Talbot ile yaptığı Grandville röportajı ve Hakan Buhurcu’nun kaleme aldığı Star Wars; Klon Savaşları yazısını okuyabilirsiniz.

Gölge’nin öykü sayfalarında Fatih Sena’dan Siyah Kanat, Gökcan Şahin’den Masa Saatleri, Mustafa Emre Özgen’den Takım Elbiseli Adam’ın 5. öyküsü Sapık, Murat Başekim’den Satıyorum… Satıyorum… Sattım, Sadık Yemni’den Zor Kopya, Hakan Günay Aydınoğlu’dan İşimi Seviyorum, Oğuz Özteker’den Dönülmez Akşamın Ufkundayım ve Merve Veral’ın deneme yazısı Mutluluk Nedir? Barış Müstecaplıoğlu yeni kitabı Bir Hayaldi Gerçekten Güzel’in yazım öyküsünü Gölge için kaleme aldı.

Hasan Nadir Derin’in 2008–2009 Sezon değerlendirmesi 2. ve son bölümü ile bu sayıda. Fikret Karakurt Blood: The Last Vampire, Barış Saydam Drabet filmlerini yazdılar. Geçtiğimiz ay bir kaza sonucu hayatını yitiren ünlü oyuncu David Carradine’in hikâyesini de Gölge için Masis Üşenmez derledi. 23. sayı kapağı Varol Gökdamar’dan geldi.

Dergi blog adresi: http://golgedergi.blogspot.com/

Dergiyi pdf okumak için link: http://rapidshare.com/files/259409987/golge23.pdf

Dergiyi flash olarak okumak için link: http://hayalsaati.com/index.php?option=com_flippingbook&Itemid=69

25 Temmuz 2009 Cumartesi

İ. BÜLENT ÇELİK ÇİZİYOR

İ. Bülent Çelik, 23 Temmuz 2009 tarihinde Vatan gazetesi için çizdiği karikatüre şu notu eklemiş: "Bireysel silahlanmaya karşı, barış içinde yaşama katkı amacıyla dört güzel çocuğun anısına kurulan, Umut Vakfı'nın araştırmasına göre Türkiye'de 9 Milyon bireysel silah kullanılıyor. Psikiyatri Profesörü Arif Verimli ise bu ülkede her 4 kişiden birinin psikiyatrik sorunu olduğunu söylüyor. Şimdi 70 milyonun yarısı çocuk. 35 Milyonun yarısı kadın, 17,5 milyonun dokuz milyonu silahlı ve silahlıların 2,5 milyonu da 'deli'!. Hadi buyrun sokağa!..

GÖRÜNÜM
GAZETESİNDE
NECATİ ABACI
KÖŞESİ
Arkadaşımız Vahit Akça, bir süredir karikatürlerini yayınladığı Lüleburgaz'ın Görünüm Gazetesine, geçtiğimiz 22 Temmuz günü 5. Ölüm Yıldönümünde MİZAHHABER'de andığımız Necati Abacı arkadaşımız için bir özel köşe derlemiş. Duyarlılığından ötürü kendisini kutluyoruz...

24 Temmuz 2009 Cuma

VAHİT AKÇA'NIN ÇİZGİSİYLE
NECATİ ABACI

NECATİ ABACI (1958- 22 Temmuz 2004)

23 Temmuz 2009 Perşembe

NECATİ ABACI
ARKADAŞIMIZI
YİTİRELİ
5 YIL OLDU...

Türk Karikatürünün; yalın bir grafik ustalığa ulaşmış, titiz işçilik sahibi, çok önemli imzalarından biriydi Necati Abacı... Sadece usta çizgisiyle değil, insan yanıyla da pırlanta bir değerdi. Onu da, pek çok değerin aramızdan ayrıldığı Temmuz'da, bundan 5 yıl önce 2004 yılının 22 Temmuz'un da aniden yitirdik... Üstelik en üretken çağında daha 46 yaşındayken gidiverdi aramızdan..

Sevgili Necati Abacı... Berbat bir Temmuz ayıydı gene... 2004 yılı... Kafamda 6 dikişle yattığım yakıcı günler...Çok erken bir ölüm daha düştü hayatımıza... Necati apansız gidiverdi. Her daim gülen yüzlerin en önde gideniydi Necati. Gülümseyen yüzüyle içimizi ısıtan sağlam bir dosttu iyi bir çizerden önce... İşte gene aktı hain zaman ve 5 yıl geçiverdi bile... Zamanın acımasız hızı, çok erken insan yitirme rekortmeni olan bir ülkede aynı hızla geçmeye devam ediyor... Necati de, yitirdiğimiz pek çok önemli değer gibi daha gidişinin 5. yılında unutulanlar galerisindeki yerini almış gözüküyor... Arkadaş, dost ya da meslektaş anımsayanların çabuk yorulduğu, çok çabuk kendi küçük bencil dünyalarına döndüğü insanları bir güzel üreten bir ülke burası. Kişisel hırsların harman edildiği anlamsız didişmelerin akla ziyan coğrafyası burası... Oysa yaşamın hoyrat hırsı içinde gidenini unutan, kendi gideceği günü de unutmuştur aslında... Hepimiz gideceğiz, bunu unuttuğumuz içindir bu kırıcı, bu yok edici, bu anlamsız kavgalar, çekişmeler, didişmeler... İnsanlar bıraktığı eserlerle ve tavırlarla geride kalıyor sonuçta... Duruşla kalıyor ya da duramayışla... Necati Abacı, usta işi grafik yalınlığın doruğundaki çizgisi, mütevazı yüreği ve insan duruşuyla çok erken gitti bu anlamda... Geride kalan kavgacılara aslında fark edemedikleri acı bir ders verdi BU GÜZEL İNSAN ama anlayan KİM?...

MİZAHHABER olarak "SOLAK" arkadaşımız Necati Abacı'yı bir kez daha özlemle ve sevgiyle anıyoruz... Kişisel olarak onunla planlayıp da, ömür yetmezliğinden açamadığımız "Solak Karikatürcüler Sergisi"ni umarım gün gelir, kalan solak çizerlerla açmak kısmet olur... (Olur mu ki???)

Cihan Demirci



NECATİ ABACI...

28 Haziran 1958 yılında Mut’ta doğdu. İlk ve orta öğrenimini Tarsus’da tamamladı. 1981 yılında Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksekokulu Grafik Bölümü’nü bitirdi.1985-1990 yılları arasında Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Bölümü’nde öğretim görevlisi olarak bulundu. İlk karikatürü 1973 yılında yayımlandı. 1982 yılında başladığı “Çizgilerle Sanat insanları”“Çizgilerle Sanat Kadınları”, “Çizgi İnsanları”çalışmalarıyla, biri Şahin Kaygun’la ortak olmak üzere 17 kişisel sergi açtı. Aralarında, İtalya Pescara’da La’voile Ödülü (1982), Almanya Duisburg Kiliseler Birliği Jüri Özel Ödülü (1986), Uluslararası Simavi Karikatür Yarışması ‘Erol Simavi Özel Ödülü’ (1986), Abdi ipekçi Karikatür Yarışmaları’nda ‘mansiyon’ (1985,1987), Abdi ipekçi Dostluk Barış Ödülü Afiş Dalı Üçüncülük Ödülü (1988), Uluslararası Nasreddin Hoca Karikatür Yarışması ‘Başarı Ödülü’ ve özel ödüller (1992, 1994, 1997, 2000) Japonya Yomiuri Shimbun Karikatür Yarışması ‘Onur Mansiyonu’ (1994), Asaf Koçak Karikatür Yarışması ‘Büyük Ödül’ ve Başarı Ödülleri (1997,1998, 2001), GMK Sergileri’nde Logotype Dalı ‘Emin Barın Ödülü’(1998), Fotoğraf Dergisi &Ulusal Fotoğraf Yarışması‘Birincilik’ (2001), ödüllerinin de bulunduğu yarışmalarda 40 ödül aldı. Bir karikatürü Bulgaristan ‘Gabrova Dünya Güldürü Müzesi’ (1982), bir afişi Polonya ‘Varşova Afiş Müzesi’ne alındı (1988). Bir çok basın yayın organında ve sanat dergilerinde çalışmaları ve yazıları yayımlanan Abacı, son olarak Beykent Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Bölümünde öğretim üyesi olarak görev yapıyordu. 22 Temmuz 2004'de İstanbul’da yaşama veda etti. (NECATİ ABACI PORTRESİ: İLKER EKİCİ)



1999 yılından kalma bir Necati Abacı'lı fotoğraf... Mahmut Karatoprak Resim Sergisinde, en soldan sağa; Cihan Demirci, Cevat Özer, Ercan Akyol, her daim gülen yüzüyle NECATİ ABACI ve en sağda Ferit Avcı...
EMRE ULAŞ ÇİZİYOR:
"CİLALI TAŞ DEVRİ"

Emre Ulaş'ın, MİZAHHABER'le paylaştığı, 22 Temmuz 2009 tarihli, Cilalı Taş Devri adlı çizgi bant karikatürü...

İ. BÜLENT ÇELİK ÇİZİYOR

İ. Bülent Çelik arkadaşımız 22 Temmuz 2009 tarihinde Vatan gazetesine çizdiği bu karikatürle ilgili olarak şu notu düşmüş: "2002'den bu yana geldiğimiz yer başladığımız yerden daha ileride değil ne yazik ki... Üniversiteli gençlerin el ele gezmesini 'yozlaşma' diye tanımlayan zihin mertebesi kusurlu ve garip değil. Bu bakış bu ülkenin bir gerçeği... Garip olan bu bakışın iktidara gelerek normalizasyon ayarlarını bu mertebeye göre değistirmesini gitgide daha fazla kanıksıyor olmamız... Evet, garip olan bu..." Sevgili Bülent, kanıksama ne ki, çok daha öteye geçtik, bulanık bir suyun Orta Doğu yakasındayız artık...

SEFER SELVİ ÇİZİYOR

Geçen hafta yaşanan sel felaketinden etkilenenlere yardıma geldiğini belirten Deniz Feneri Derneği görevlileri Artvin’in Şavşat ilçesinde tepkiyle karşılandı.

Sefer Selvi'nin 23 Temmuz 2009'da Evrensel'de yayınlanan karikatürü...

20 Temmuz 2009 Pazartesi

MUSA KART ÇİZİYOR

Musa Kart'ın 20 Temmuz 2009 tarihinde Cumhuriyet'te yayınlanan karikatürü...

EMRE ULAŞ'TAN:
CİLALI TAŞ DEVRİ

Emre Ulaş'tan 2 adet "Cilalı Taş Devri" çizgi bant karikatürü...

19 Temmuz 2009 Pazar

SEFER SELVİ ÇİZİYOR
Bedava sigara yasağı uyarı levhası.. Kes yapıştır!

Sefer Selvi'nin 19 Temmuz 2009 Pazar günü Evrensel'de yaınlanan karikatürü...

17 Temmuz 2009 Cuma

MUSA KART ÇİZİYOR
Terörle mücadele çerçevesinde yargılanan 3 bin çocuğun, 2 yıl süren tutukluluk hali içimizi acıtıyor...
Musa Kart'ın 17 Temmuz 2009 tarihinde Cumhuriyet'te yayınlanan karikatürü...
4. ULUSLARARASI
DON QUICHOTTE
KARİKATÜR
YARIŞMASI

Donquichotte'un düzenlediği 4. Uluslararası Karikatür Yarışmasının konusu: Entegrasyon-Asimilasyon... İnternet üzerinden katılma koşulu olan, en fazla 3 karikatürle katılımın olduğu, ön eleme jürisinin de bulunduğu yarışmanın son katılım tarihi 1 Aralık 2009. Yarışmayla ilgili kapsamlı bilgileri ve katılma koşullarını aşağıdaki adresten öğrenebilirsiniz:

16 Temmuz 2009 Perşembe

SEFER SELVİ ÇİZİYOR

Sefer Selvi'nin 16 Temmuz 2009 tarihinde Evrensel gazetesinde yayınlanan karikatürü...

EMRE ULAŞ'TAN
"CİLALI TAŞ DEVRİ"

Emre Ulaş'ın 15 Temmuz 2009 tarihli "Cilalı Taş Devri" adlı çizgi bant karikatürü...

14 Temmuz 2009 Salı

ALANYA'DA
JÜRİ YARIŞMADAN
ÇEKİLDİ!

Alanya'da bu yıl 9. kez düzenlenecek Uluslararası Akdeniz Karikatür Yarışmasının 6 jüri üyesi Alanya Belediye Başkanının parti değiştirmesi üzerine yarışma jürisinden çekildiklerini açıkladılar...

MİZAHHABER-ÖZEL: Bu yıl düzenlenecek 9. Uluslararası Akdeniz Karikatür Yarışması’nın sekiz jüri üyesinden altısı görevinden istifa etti. Alanya Belediyesi’nin desteklediği yarışmanın jüri üyeleri Cihan Demirci, Deniz Som, Ercan Akyol, İbrahim Tapa, Kamil Masaracı ve Mahmut Karatoprak istifa gerekçelerinin Alanya Belediye Başkanı Hasan Sipahioğlu’nun yerel seçiminden üç ay sonra iktidar partisine transfer olması sonucu AKP’nin gölgesinin düştüğü bir ortamda bulunmak istememeleri olarak açıkladı. İstifa eden jüri üyeleri durumdan yarışmanın yabancı jüri üyesini de bilgilendireceklerini söyledi. Bu arada “Zaman Tüneli’nde Alanya” kitabını yazan Kamil Deniz ve resimleyen Prof. Dr. Nazan Erkmen de kitabın Alanya’da basımına ilişkin telif haklarını geri çekti.


HASLET SOYÖZ ÇİZİYOR

Haslet Soyöz'ün 14 Temmuz 2009 Salı günü Milliyet'te yayınlanan karikatürü...

13 Temmuz 2009 Pazartesi

ZAFER TEMOÇİN
ALANYA'YI
ÇİZDİ...
Zafer Temoçin'in 12 Temmuz Pazar günü Cumhuriyet-Dergi'de çizdiği Alanya panoramasını resmin üzerine tıklayıp büyüterek okuyabilirsiniz...

11 Temmuz 2009 Cumartesi

İ. BÜLENT ÇELİK ÇİZİYOR

Obama, televizyonda katıldığı bir program sırasında rahatsız olduğu bir ekran sineğini ani bir hamle ile yakalayarak öldürdü. İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad da yine bir program sırasında hamle etti ama sinegi yakalayamadı...

İ. Bülent Çelik'in Vatan gazetesinde yayınlanan karikatürü...

SEFER SELVİ ÇİZİYOR

Münevver cinayetinin Adli Tıp’taki sperm skandalı ile ilgili konuşan Yrd. Doç. Dr. Hakan Kar; “Bakanlık kadro açmıyor, mezunlar işsiz otopsiye temizlikçi ve aşçılar giriyor” dedi...

Sefer Selvi'nin 11 Temmuz 2009 tarihinde Evrensel'de yayınlanan karikatürü...

İSMAİL DOĞAN
BELÇİKA'DAN ÇİZİYOR...

EMRE YILMAZ'IN ÇİZGİSİYLE
ÇAĞDAŞ KARİKATÜRÜMÜZÜN
KURUCU USTASI
CEMAL NADİR GÜLER...

METİN AKBULUT
YAZIYOR...

NEVROTİK

Her şey 2001 kriziyle başladı…

Her şey toz bulutuyla başladı…

Hani her şey insanı sevmekle başlamıştı, sevmek toz mu oldu?
Başlarım senin şarap çanağına!

Şaraptan, çanaktan, sarı saçlı bebekten canımdan çok severim.
Başladığımız yere mi döndük!..Senin bittiğin yerde ben başlarım

Başlarken üç kere ağzına, üç kere burnuna… Yok, ilk önce sağa, sonra sola, sonra tekrar sağa mı bakıyorsunuz? Yok ben birisine bakıp çıkacaktım.

Yok valla, ben de bi demokrasi getirip, çıkacaktım.

Ya bakabileceğin kadar çocuk yap, ya da en az 3 çocuk yapabileceğin kadar çocukça düşün ya da ananı al da git! Ananı da alıp gidebileceğin çok güzel ılımlı İslam cumhuriyeti biliyorum.

Birisine bakıp çıkacağız demedim, önümüzdeki maçlara bakacağınıza, önünüzdeki topa baksaydınız, gol yemezdiniz de demedim, önce dumanı, sonra evimizin direği, sonra bacası, dünyanın yuvarlak olduğunu göstermiyor, hepinizin top olduğunu gösteriyor dedim. Aynen böle dedim, o taraftan öyle mi anlaşıldı?

Baklava çalan çocukları içeri atarlar, ağzındaki baklayı çıkarmayana bi şey yok…

Senin başına gelecek var, tek başına iktidara gelmişler, tek başına iktidarın başına gelecek var,
Sana rahat batıyor, rahat nerene, neden batıyo, rahat nerden doğup nereden batıyor, rahatın neresi batıyo?

Rahat rahat oturuyorduk, neden batıyor?

Bizi tek başına iktidara getiren yayında ve yapımda emeği olan herkese teşekkür ediyoruz. Mutfakta birisi mi var?

Ilımlı İslam cumhuriyetinin devamlılığı için görüşmeleriniz kayıt altına alınmaktadır
Kayıt altında buzağı arama…

Yok benim bi demokrasi getirip, çıkacağıma inanıyorsun da, ülkende kriz çıkartıp, ılımlı islamı başınıza getirdiğime neden inanmıyorsun?

Hiç tanımadığınız bir kriz sizi keriz yerine koyup, teğet geçip yalandan giderse, bunun nedeni ılımlı İslam projesidir.

Ak döt, kara döt ortaya çıksın, edepsizlik etmeyin, çıkmazsa daha gelmem, anamı da alıp giderim.
ABD’nin sunduğu Ilımlı İslam Projesi one minute danışıklı dövüşten sonra devam edecektir.
Bizim oğlan, pardon bizim çocuklar, 2. cumhuriyet okur, döner döner yine okur,
işi bitirirler.

Arkadaş olarak kalalım diyeceğime, stratejik ortak olarak kalakaldım dedim
Kalacak yerin yok diyeceğime, hayvanlarınla yatarsan yatacak yerin olmaz demişim.

Hayvanlarımızla yatacağımız çok güzel bi yer biliyorum…

Hayvanlarıyla yatamayanlar köpek maması yesinler…

Belki üstümüzden kuş geçer dedim, kuşun talih kuşu olduğunu da bilmiyorum, nerden çıkarttın?

Belki dedim, tut ki karnına, bilemedin karşına çıktım, tüm şehir bana küstü dedim…Yok bekle demedim gölgeye… Belki dedim. Sonra ne dersem beğenirsin… İçeride kuş bulunmamaktadır mı dedin?

Fiyatlarımıza KDV nin dahili ve harici bedhahları olacaktır…

O, KA – DEVE değil edepsizlik etme… O AK DEVE, ananın sütü kadar helal!

Bu iş yerinde yer yer asgari ücret, yer yer kafamıza göre ücret, yer mi Anadolu çocuğu, yer yer, onun bunun çocuğu bulunmaktadır.

Yiye yiye bitiremediler güzelim ülkemizi…

Ya şimdiki zaman gibi görün, ya da back to the future gibi yaşa…

Metin Akbulut


9 Temmuz 2009 Perşembe

EMRE ULAŞ ÇİZİYOR

Emre Ulaş'ın 9 Temmuz 2009 tarihli "Cilalı Taş Devri" çizgi bant karikatürü...

7 Temmuz 2009 Salı

Mizahçı yitiklerin ayı haline gelen Temmuz'da anma sırası bu kez Türk mizahının bir başka büyük ustasında; Rıfat Ilgaz da...

RIFAT ILGAZ'I 16. ÖLÜM
YILDÖNÜMÜNDE ANIYORUZ...

Dün büyük usta Aziz Nesin'i anmıştık... Bu kez sıra mizah yazınımızın diğer dev isminde... RIFAT ILGAZ da... 7 Temmuz 1993'te ayrılmıştı bu dünyadan Rıfat Ilgaz... 1911 doğumluydu... 82 yaşındaydı öldüğünde... 2 Temmuz 1993'te yaşanan Sivas Katliamına çok ama çok üzülmüştü, yılların derin acılarıyla yıpranmış vücudu daha fazla dayanamadı ve bu katliamın ardından, 4 gün sonra veda etti dünyaya... Geride Hababam Sınıfı'nı, Karartma Geceleri'ni, Markopaşa'lı, müthiş mücadelelerle, hapishane köşeleriyle, yoğun bir üretimle geçen, günümüzde pek rastlanmaz hale gelen; 'gerçek bir aydın duruşlu' bir ömür bıraktı...

Daha önce de MİZAHHABER de pek çok kez değindiğimiz gibi Temmuz ayı, adeta mizahçıların-karikatürcülerin-komedyenlerin veda ayı bu ülkede... Kimleri yitirmedik ki şu Temmuz'da; Salih Erimez (1974), İsmet Çelik (1984), Asaf Koçak (1993) Rıfat Ilgaz (1993), Aziz Nesin (1995), Sadık Şendil (1986), Cenk Koray (2000), Kemal Sunal (2001), Necati Abacı (2004), Oğuz Aral (2004), Orhan Alev (2007) ve geçen yıl yitirdiğimiz sevgili Suna Pekuysal (2008)...

Kadir İncesu ve Refik Sıla Güvenç, Evrensel Gazetesinde, Rıfat Ilgaz'ın Çınar Yayınlarını sürdüren oğlu Aydın Ilgaz'a "Rıfat Ilgaz deyince aklınıza ne geliyor?" diye sormuşlar. Bakın neler demiş babası hakkında oğlu Aydın Ilgaz:


- Öğretmen... Yazar... Gazeteci... Baba... Eş... Dede... Onunla ilgili bu tanımlamaları çoğaltabiliriz. Yaşamının son 15 senesinde Cide’ye yerleşti. Tesadüfen de limana bakan fenerin yanında bir yerde oturmaya başladı. Orası eski hapishaneymiş, Rıfat Ilgaz emekliliğini de eski bir hapishanede geçirdi. 12 Eylül döneminde Cide’de tutuklandığında Kastamonu Et ve Balık Kurumu mezbahasında kaldı. Ardından iki üç ay sonra da serbest bırakıldı. Rıfat Ilgaz, insanları seven ve insandan ümidini kesmeyen birisiydi. Sınıf adlı şiir kitabı nedeniyle tutuklandığında, Tophane Askeri Cezaevi’nin tabutluk denilen hücrelerinde kaldı. Ne tesadüftür ki, ABD Başkanı Barack Obama o hapishanede “barış ve özgürlük” konuşması yaptı.Yine geçtiğimiz yıllarda Toptaşı Cezaevi’nde düzenlenen ‘Toptaşı Cezaevi’nden Geçenler’ adlı bir etkinliğe çağrılmıştım; Rıfat Ilgaz’ın yattığı pek çok cezaevi, bugün kültür merkezi olarak kullanılıyor. Toptaşı Cezaevi de kültür merkezi olacak yakında. Sultan Ahmet Cezaevi, kültür merkezi olarak kullanıldı. Kastamonu Cezaevi de Rıfat Ilgaz’ın adını taşıyan bir kültür merkezi oldu, keşke Rıfat Ilgaz daha çok hapishanede yatsaydı da daha çok kültür merkezimiz olsaydı...

"Son dönemlerde Rıfat Ilgaz adı çeşitli kurumlara veriliyor, bu konuda neler düşünüyorsunuz?" sorusuna ise şöyle yanıt veriyor Aydın Ilgaz:

- Rıfat Ilgaz pek çok eserinde doğduğu toprakları, Cide’yi, Cideliyi anlatmış. Yaşamının bir bölümünü Cide’de geçirmiş. “Cide doğduğum, eşsiz, benzersiz memleket. Ne iyi etmiş de anam beni bu cana yakın memlekette doğurmuş” demiş Sarıyazma adlı romanında. Cideliler de Rıfat Ilgaz’ın onlara olan bu sevgisini karşılıksız bırakmadı, bırakmıyor. Babamın 1911’de doğduğu ev Cide Belediyesi’nin katkılarıyla aslına uygun olarak yapıldı. Rıfat Ilgaz Kültür ve Sanat Evi adını taşıyan bu yapıda, Rıfat Ilgaz’ın kitapları, özel eşyaları, giysileri ve yaşamının çeşitli dönemlerini gösteren fotoğrafları bulunuyor. Cide’ye dışarıdan gelenler tarafından büyük bir ilgiyle geziliyor. Öyle ki; Cide’ye 3 yıl önce gelip babamın evinin durumunu görenler, son halini gördüklerinde şaşkınlık yaşıyorlar. Evdeki özel deftere yazdıkları duyguları, düşünceleri, bu değişim karşısında onların da mutlu olduğunu gösteriyor. “Rıfat Ilgaz’a da bu yakışırdı” diyorlar. Yine geçtiğimiz yıl Cide Rıfat Ilgaz Meslek Yüksekokulu öğretime açıldı. Babamın hayali gerçekleşti. Yıllar önce “Cideli gençler liseyi bitirdikten sonra kahveci çıraklığı yaparlardı” demişti babam. Başka şehirlerde okumaya güçleri yoksa hiç okuyamazlardı. Bir yazar için daha büyük mutluluk olabilir mi? Yine Cide’de babamın adının verildiği çocuk parkı ve bir caddenin de olduğunu söylemem gerek. Cideliler de babamın onları sevdiği kadar seviyor. Rıfat Ilgaz için her sene Sarıyazma Festivali yapılıyor. Cide Kaymakamlığı tarafından 80 öğrenciden oluşan Rıfat Ilgaz Çocuk Korosu kuruldu.Günümüzdeki ‘aydın’ kavramını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bir sanatçı halk için bunca eziyete katlanmasını biliyorsa, bu ülkemizde aydın olmanın ne anlama geldiğini gösteriyor. Bugünlerde sık sık rastlıyorum, birileri birilerine yaranmak için eski dostlarına saygısızlık ediyor. Ve onları unutturmaya çalışıyor. Bir dernek 100 temel eser hakkında , “Ölen yazarları artık çocuklarımıza okutmayalım” diyor. Çünkü kapitalist düzen artık eski yazarlardan istediği gibi faydalanamıyor. Aynen İstanbul’un tarihi değerlerini ortadan kaldırdığımız gibi -yeni inşaatlara yer açılsın diye-, yeni yazarlar yaratalım diye çaba gösteriyoruz. Bu aydın olmanın erimesi, yok olması anlamına geliyor. Her şey yazdığını paraya çevirme mantığına dönüşüyor. Aslında bu sorunuzun cevabı, babamın “Aydın mısın?” adlı şiirinde gizli.

O unutulmaz şiirle noktalayalım şimdi bizde sözü ve 16. ölüm yıldönümünde bir kez daha sevgiyle analım RIFAT ILGAZ USTAYI..

...Tam çağı ise başlamanın doğan günle

Bul içine tükürdüğün kitapları yeniden

Her satırında buram alın teri

Her sayfası günlük güneşlik

Utanma suçun tümü senin değil

Yırt otuzunda aldığın diplomayı

Alfabelik çocuk ol

Yollar kesilmiş alanlar sarılmış

Tel örgüler çevirmiş yöreni

Fırıl fırıl alıcı kuşlar tepende

Benden geçti mi demek istiyorsun

Aç iki kolunu iki yanına

Korkuluk ol...

(MİZAHHABER'İN DİPNOTU: Ne acı ki, korkuluk bile olamayan, şu aralar alıcı-muhbir kuşluklar yapan aydıncıklara(!) kaldı bu zavallı ülke.....)

Cihan DEMİRCİ-MİZAHHABER


------------------------------------------------------------------

"KARİKATÜRLÜ EV"

ÇOCUKLARLA

YAŞIYOR...

Kamil Masaracı'nın girişimi ve desteğiyle, İzmir'in Karaburun ve Konak Belediyeleri'nce yaşama geçirilen Karaburun'daki Karikatürlü Ev'de çocuklarla gerçekleştirilen çalışmalar tüm hızıyla sürüyor...

Kamil Masaracı, Karikatürlü Ev'de Karaburunlu çocuklarla...

16.Ütopyalar Toplantısı'na katılan karikatürcü Kamil Masaracı 3-5 Temmuz 2009 tarihleri arasında Karaburun'lu çocuklarla karikatür çalışması yaptı. Şu sıralar Karikatürlü Ev'de "Kent ve Yaşam" konulu uluslararası bir karikatür sergisi izleyicilerle buluşuyor. Karikatürlü Ev'in bundan sonraki ilk sergisi ise karikatürcü Turgay Karadağ'dan. Turgay Karadağ sergi sonrası da çocuklarla atölye çalışması, seramik sanatçısı Defne Küçük de seramik atölyesi gerçekleştirecek...


6 Temmuz 2009 Pazartesi

AZİZ NESİN
KONUŞMAYA
DEVAM
EDİYOR!

2 Temmuz 1993’te Sivas cehennemini yaşayan büyük usta Aziz Nesin’in yorgun, kırgın ve öfkeli yüreği 2 yıl kadar dayanabilmişti bu kahredici yangının tahribatına... 1995’te 5 Temmuz’u 6 Temmuz’u bağlayan gece Çeşme’de aramızdan giderken geriye dopdolu bir hayat, rekor sayıda muhteşem bir üretim, ve en önemlisi ‘aklın gücü’nü bıraktı. Bu akla ziyan ülkede asla önemsemediğimiz, insana özgü en büyük güç ondan bize mirastır. Bu güç, bağnazlığa, tutuculuğa karşı aklın gücüdür. Bu toplum aradan geçen 14 yılda o mirasın zerresini bile kullanmış değil o ayrı konu. Henüz çıraklık dönemlerimdeyken onunla çalışma onuruna ermiş Cihan Demirci olarak; şimdi sözü ustama vereceğim. Onunla yapılmış sayısız röportajı, söyleşiyi taradım, onun pek çok konuda her daim ufuk açan sözlerinden alıntılar yaptım. O halde biz susalım, ölümünün 14. yılında BİR KEZ DAHA bu küçük dev adam konuşsun... Onu bizlere UNUTTURMAYA çalışanlara, ölüm yıldönümlerinde bile iki satırla dahi ANMAYANLARA İNAT, onu okuyalım BİR KEZ DAHA...

‘Aydının işlevi’ mi
dediniz?

Bakın o çok bunaldığı bir dönemde, Sivas katliamının sonrasında Kasım 1993’te, (Bir Dokun-Bin Dinle Kitabından-Adam-Ekim 1994) kendisine ‘Aydının işlevi’ üzerine sorulan bir soruyu nasıl yanıtlamış:

“... Aydının işlevini sordunuz. O konuda söylemek istediğim bir şey var. Çok önemliymiş gibi geliyor bana. Öykü de bir işe yaramıyor. Yazdığım öyküler de bir işe yaramıyor. Çünkü ‘Ah Biz Eşekler’ adlı bir kitabım var. Eşek olduğumuzu yazdım orda. Ben ‘Aptalız’ dediğim zaman kıyamet koptu. Orda eşeğiz diye yazıyorum, kimse ses çıkarmadı. Çok ilginç bir şey tabii. Ben öykülerimde 52 yıldır aptallığımızı yazıyorum. Her öykü bir aptallığımızı gösterir. Hiç kimse ses çıkarmıyor. Çünkü kendi üzerinden atıyor onu. Sık sık tiyatro salonlarında, oyuncular toplumun bazı bölümlerini eleştirdikleri zaman, ki o demektir ki, seyircileri eleştiriyorlar. Hiçbir seyirci bunu üzerine alınmıyor. Yanındakiler bakıyor. Aaaa bu adam böyleymiş diye. Ama kendi değil, öyle zannediyor. Onun için, bakıyorum da, niçin yazıyorum?.. Niçin yazıyorum?.. Türk toplumunda 1993 yılında boşu boşuna yazıyorum. Ama yine de yazıyorum. Yazmam gerektiğine inanıyorum ama yararlı olduğuma inanmıyorum. Tabii bundan yararlananlar, yazılanlardan yararlananlar yok demek istemiyorum, ama sayıları nedir, doğru anlayanların sayıları nedir?..”

Bakın Ocak 1991’de “Yeni mizah yazarlarını beğeniyor musunuz?”şeklindeki bir soruya nasıl yanıt vermiş:


“Yeni mizah, yeni gülmece, biçim değiştirdi. Onun toplumsal nedenleri var. İnsanlar zaman ve mekan bakımından çok sınırlı bir hapis içersine girdiler. Onun için gülmece biçim değiştirdi son zamanlarda. Yani uzun değil, kısa ve daha çok görsel olmuş oldu. Beğenip beğenmemek, koşullara bağlı tabii. Bu koşulların en biçiminde gülmecesini yapan gençler var.

1992 yılında “Beğendiği mizah yazarları” sorulduğunda şöyle yanıtlıyor:


“Gülmecenin işlevi, en güzel işlevi insanı değiştirmesidir. Moliere ve benim kitaplarım insanı değiştirir. Beğendiğim mizah yazarları: Zoşçenko, Mark Twain, O’Henry, Bernard Shaw, Sçedrin, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Ahmet Raim, Osman Cemal Kaygılı, Adnan Veli, Suavi Süalp...”

Nasreddin Hoca ile arasındaki fark

Gene 1992’de kendisine sorulan: “Nasrettin Hoca ‘alaylı mizahçılarımızın, sizse ‘mekteplilerin’ en büyüğü kabul ediliyorsunuz. Neden mizahı seçtiniz?” sorusuna ise yanıtı şu olmuş: “Ben buna gülmece diyorum. Gülmeceyi bir seçme olarak ele almadım. Gülmece yazarı olayım diye özel bir çaba göstermedim. Bu kendiliğinden oldu. 1944-45’te ‘basın pazarı’ benden türlü türlü ürün talep etti. Talep ettiği türlerin içinde gülmece belirlilik kazandı, öne geçti. Sizin yazınızın türünü basın belirler. Ama içeriğini belirleyemez. Bu Pazar benden gülmece istedi. Demek ki ben buna yatkındım ki yazılarımda gülmece dikkati çekti. Yönelme de böyle kendiliğinden gelişti, ortaya çıktı. Gülmecenin içine girdikçe bunun diğer türlerden iki yönden ayrıldığını anladım: 1-) Öbür yazın dallarından daha etkindi, iz bırakıyordu, 2-) Yaygınlık sağlıyordu. Bu iki durum önemli bir etken. Benim kitaplarımın etkinliği de işte buradan geliyor. Sorunuzun diğer ayrıntısına gelince: Nasrettin Hoca tarihsel kişilik değil, toplumsal kişilik. Hoca’nın yaşayıp yaşamadığı önemli değil, hatta kuşkuludur. Fizik olarak yaşasa bile, ona mal edilen gülütler tıpkı kendisi gibi toplumsaldır. Hoca bir dönemdir, toplumun kişisidir. O toplumsal acıları, sevinçleri gülmece yoluyla yansıtan halkın ortak bilinci, tepkisidir. Bense yaşayan somut kişiyim, olguyum. Aramızda böyle bir ayrımın olduğu da söylenebilir.

1991’de kendisine sorulan “Yeniden çocuk olabilseniz neler yapmak isterdiniz?” sorusuna şöyle yanıt veriyor Aziz Nesin:


“Ben çocukluğumu ve gençliğimi yaşayamadım. Bu nedenle vakıftaki çocukların çocukluklarını tam anlamı ile yaşamalarını istiyorum. Şimdi çocuk olsaydım zamanımı hiç boşa geçirmezdim. Tabii koşar oynardım, eğlenirdim ama yine de zamanımı kesinlikle boşa harcamazdım. Çünkü dünyada öğrenecek çok şey var. Ve bunların hepsini öğrenmek olanaksız. Bu nedenle edinebileceğim kadar çok bilgi edinmeye çalışırdım...”

Gene 1991’de “Hiç ölümü düşündüğünüz oluyor mu? Ölümden korkuyor musunuz” sorusuna yanıtı şu oluyor:


“Benim gençliğimden beri ölüm, kafamda beynimin içinde bir kıymık gibidir. Ölümü hep düşündüm. Hep düşünüyorum. Ama bu ölümden korku anlamında değil. Aslında ölümden korkmak doğal bir olay. Ama bu yüzden paniğe kapılmıyorum. Aksine ölümü düşünmek beni mutlu ediyor. Çünkü beni çok, daha çok çalışmaya yöneltiyor. Nasıl mı? Ne zaman öleceğim belli olmadığı, ama öleceğim gerçek olduğu için, o kısa zaman içinde, ki herhalde kısa zaman diye düşünüyorum. Ölümü benim gibi düşünen insanlar; alçaklık, namussuzluk, hainlik, kötülük de yapmazlar...”

O, yaşamı boyunca mücadele adamı oldu, kendi deyişiyle 200’den fazla takma adla yazmak zorunda kaldı. Hayatının beş buçuk yılı aşkın bir süresi hapishanelerde geçti. Yargılandı, dışlandı, mizahı her daim küçümseyen edebiyat dünyamıza kendini çok zor kabul ettirdi. Kendiyle de, çevresini saran ‘ödlek’ aydınlarla da dalgasını geçti, bazıları sadece laf üretirken o sürekli eser üretti, üretti, üretti. Ve bu ülkede hiçbir yazarın yapamadığını yaparak, kitaplarının geliriyle içinde pırıl pırıl çocukların yetiştiği bir vakıf kurdu. O vakfı bugün oğlu Ali Nesin, binbir çabayla yaşatmaya çalışıyor.


Yukarda Aziz Nesin usta ile 19 Ocak 1984 tarihinde Pera Palas Otelinde çekilmiş bir fotoğraftan bir bölüm görüyorsunuz. 'Akıl gücü’ mirasının henüz zerresine sahip çıkamadığımız mizahımızın bu müthiş yürekli kalemini, 1984 yılında birlikte çalışma onuruna erdiğim büyük usta AZİZ NESİN'i 14. ölüm yıldönümünde bir kez daha sevgi ve her daim artan bir özlemle anıyorum...


CİHAN DEMİRCİ



5 Temmuz 2009 Pazar

AZİZ NESİN
GİTTİĞİNDEN BERİ
"APTAL" BİLE
DEĞİLİZ ARTIK!

Türk Mizahının büyük ustası Aziz Nesin, bundan 14 yıl önce, 5 Temmuz'u 6 Temmuz'a bağlayan gece, zaman 6 Temmuz olduğu saatlerde aramızdan ayrılmıştı... Aradan geçen 14 yılda, aptallığını bile yitiren, artık aptal olmaktan çok "RUHSUZ" bir hale gelen, daha zavallı bir toplumla başbaşa kaldık bu akla ziyan ülkede...
Büyük usta, Nesin Vakfını yöneten oğlu Ali Nesin, geleneksel hale gelen bir piknikle 4 Temmuz'da Nesin Vakfında andı, Paris'te yaşayan oğlu Ahmet Nesin ise onu adını taşıyan sitesinde 5 Nisan'da bir yazıyla anıyor, bizde bugünden anmaya başlıyoruz ama doğru tarih: 6 Temmuz, o yüzden 6 Temmuz Pazartesi günü de ondan satırlarla onu bir kez daha anacağız... Onu andıkça aslında hepten yok olmakta olan aklımıza birazcık olsun sahip çıkacağız...

Aziz Nesin,
Nesin Vakfında
anıldı...

Türk edebiyatının büyük ustası Aziz Nesin, ölümünün 14. yılında kendi kurduğu Aziz Nesin Vakfı’nda dostları ve sevenlerinin katıldığı piknikte anıldı. Çatalca Gökçeali köyünde “Çocuk Cenneti”ndeki piknikte bir konuşma yapan Prof. Ali Nesin, “Bugün babamın 14. ölüm yıldönümü, bir anlamda bugün ben ona ve dostlarımıza hesap veriyorum; babam törenleri sevmezdi, bu yüzden biz de onu yaptığımız piknikte anıyoruz” dedi. Babası için bu vakfın önemini vurgulayarak “Biz hep ileriye bakıyoruz, bizim için bu vakfı yaşatmak önemli, yakın zamanda çocuk kitapları yayınevi kuracağız” diye konuştu. (Haber: Cumhuriyet-Kültür Servisi)

Paris'te yaşayan oğlu Ahmet Nesin de, babasını internet sitesinde bir yazıyla anıyor. Okumak için adres: http://www.ahmetnesin.com/