13 Temmuz 2009 Pazartesi
11 Temmuz 2009 Cumartesi
Obama, televizyonda katıldığı bir program sırasında rahatsız olduğu bir ekran sineğini ani bir hamle ile yakalayarak öldürdü. İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad da yine bir program sırasında hamle etti ama sinegi yakalayamadı...

İ. Bülent Çelik'in Vatan gazetesinde yayınlanan karikatürü...

Sefer Selvi'nin 11 Temmuz 2009 tarihinde Evrensel'de yayınlanan karikatürü...

Hani her şey insanı sevmekle başlamıştı, sevmek toz mu oldu?
Başlarken üç kere ağzına, üç kere burnuna… Yok, ilk önce sağa, sonra sola, sonra tekrar sağa mı bakıyorsunuz? Yok ben birisine bakıp çıkacaktım.
Ya bakabileceğin kadar çocuk yap, ya da en az 3 çocuk yapabileceğin kadar çocukça düşün ya da ananı al da git! Ananı da alıp gidebileceğin çok güzel ılımlı İslam cumhuriyeti biliyorum.
Birisine bakıp çıkacağız demedim, önümüzdeki maçlara bakacağınıza, önünüzdeki topa baksaydınız, gol yemezdiniz de demedim, önce dumanı, sonra evimizin direği, sonra bacası, dünyanın yuvarlak olduğunu göstermiyor, hepinizin top olduğunu gösteriyor dedim. Aynen böle dedim, o taraftan öyle mi anlaşıldı?
Baklava çalan çocukları içeri atarlar, ağzındaki baklayı çıkarmayana bi şey yok…
Senin başına gelecek var, tek başına iktidara gelmişler, tek başına iktidarın başına gelecek var,
Sana rahat batıyor, rahat nerene, neden batıyo, rahat nerden doğup nereden batıyor, rahatın neresi batıyo?
Rahat rahat oturuyorduk, neden batıyor?
Bizi tek başına iktidara getiren yayında ve yapımda emeği olan herkese teşekkür ediyoruz. Mutfakta birisi mi var?
Ilımlı İslam cumhuriyetinin devamlılığı için görüşmeleriniz kayıt altına alınmaktadır
Kayıt altında buzağı arama…
Yok benim bi demokrasi getirip, çıkacağıma inanıyorsun da, ülkende kriz çıkartıp, ılımlı islamı başınıza getirdiğime neden inanmıyorsun?
Hiç tanımadığınız bir kriz sizi keriz yerine koyup, teğet geçip yalandan giderse, bunun nedeni ılımlı İslam projesidir.
Ak döt, kara döt ortaya çıksın, edepsizlik etmeyin, çıkmazsa daha gelmem, anamı da alıp giderim.
ABD’nin sunduğu Ilımlı İslam Projesi one minute danışıklı dövüşten sonra devam edecektir.
Bizim oğlan, pardon bizim çocuklar, 2. cumhuriyet okur, döner döner yine okur,
işi bitirirler.
Arkadaş olarak kalalım diyeceğime, stratejik ortak olarak kalakaldım dedim
Kalacak yerin yok diyeceğime, hayvanlarınla yatarsan yatacak yerin olmaz demişim.
Hayvanlarımızla yatacağımız çok güzel bi yer biliyorum…
Hayvanlarıyla yatamayanlar köpek maması yesinler…
Belki üstümüzden kuş geçer dedim, kuşun talih kuşu olduğunu da bilmiyorum, nerden çıkarttın?
Fiyatlarımıza KDV nin dahili ve harici bedhahları olacaktır…
O, KA – DEVE değil edepsizlik etme… O AK DEVE, ananın sütü kadar helal!
Bu iş yerinde yer yer asgari ücret, yer yer kafamıza göre ücret, yer mi Anadolu çocuğu, yer yer, onun bunun çocuğu bulunmaktadır.
Yiye yiye bitiremediler güzelim ülkemizi…
Ya şimdiki zaman gibi görün, ya da back to the future gibi yaşa…
Metin Akbulut
09 Temmuz 2009 Perşembe
Emre Ulaş'ın 9 Temmuz 2009 tarihli "Cilalı Taş Devri" çizgi bant karikatürü...
07 Temmuz 2009 Salı
RIFAT ILGAZ'I 16. ÖLÜM
Dün büyük usta Aziz Nesin'i anmıştık... Bu kez sıra mizah yazınımızın diğer dev isminde... RIFAT ILGAZ da... 7 Temmuz 1993'te ayrılmıştı bu dünyadan Rıfat Ilgaz... 1911 doğumluydu... 82 yaşındaydı öldüğünde... 2 Temmuz 1993'te yaşanan Sivas Katliamına çok ama çok üzülmüştü, yılların derin acılarıyla yıpranmış vücudu daha fazla dayanamadı ve bu katliamın ardından, 4 gün sonra veda etti dünyaya... Geride Hababam Sınıfı'nı, Karartma Geceleri'ni, Markopaşa'lı, müthiş mücadelelerle, hapishane köşeleriyle, yoğun bir üretimle geçen, günümüzde pek rastlanmaz hale gelen; 'gerçek bir aydın duruşlu' bir ömür bıraktı...
Daha önce de MİZAHHABER de pek çok kez değindiğimiz gibi Temmuz ayı, adeta mizahçıların-karikatürcülerin-komedyenlerin veda ayı bu ülkede... Kimleri yitirmedik ki şu Temmuz'da; Salih Erimez (1974), İsmet Çelik (1984), Asaf Koçak (1993) Rıfat Ilgaz (1993), Aziz Nesin (1995), Sadık Şendil (1986), Cenk Koray (2000), Kemal Sunal (2001), Necati Abacı (2004), Oğuz Aral (2004), Orhan Alev (2007) ve geçen yıl yitirdiğimiz sevgili Suna Pekuysal (2008)...
Kadir İncesu ve Refik Sıla Güvenç, Evrensel Gazetesinde, Rıfat Ilgaz'ın Çınar Yayınlarını sürdüren oğlu Aydın Ilgaz'a "Rıfat Ilgaz deyince aklınıza ne geliyor?" diye sormuşlar. Bakın neler demiş babası hakkında oğlu Aydın Ilgaz:
- Öğretmen... Yazar... Gazeteci... Baba... Eş... Dede... Onunla ilgili bu tanımlamaları çoğaltabiliriz. Yaşamının son 15 senesinde Cide’ye yerleşti. Tesadüfen de limana bakan fenerin yanında bir yerde oturmaya başladı. Orası eski hapishaneymiş, Rıfat Ilgaz emekliliğini de eski bir hapishanede geçirdi. 12 Eylül döneminde Cide’de tutuklandığında Kastamonu Et ve Balık Kurumu mezbahasında kaldı. Ardından iki üç ay sonra da serbest bırakıldı. Rıfat Ilgaz, insanları seven ve insandan ümidini kesmeyen birisiydi. Sınıf adlı şiir kitabı nedeniyle tutuklandığında, Tophane Askeri Cezaevi’nin tabutluk denilen hücrelerinde kaldı. Ne tesadüftür ki, ABD Başkanı Barack Obama o hapishanede “barış ve özgürlük” konuşması yaptı.Yine geçtiğimiz yıllarda Toptaşı Cezaevi’nde düzenlenen ‘Toptaşı Cezaevi’nden Geçenler’ adlı bir etkinliğe çağrılmıştım; Rıfat Ilgaz’ın yattığı pek çok cezaevi, bugün kültür merkezi olarak kullanılıyor. Toptaşı Cezaevi de kültür merkezi olacak yakında. Sultan Ahmet Cezaevi, kültür merkezi olarak kullanıldı. Kastamonu Cezaevi de Rıfat Ilgaz’ın adını taşıyan bir kültür merkezi oldu, keşke Rıfat Ilgaz daha çok hapishanede yatsaydı da daha çok kültür merkezimiz olsaydı...
"Son dönemlerde Rıfat Ilgaz adı çeşitli kurumlara veriliyor, bu konuda neler düşünüyorsunuz?" sorusuna ise şöyle yanıt veriyor Aydın Ilgaz:
- Rıfat Ilgaz pek çok eserinde doğduğu toprakları, Cide’yi, Cideliyi anlatmış. Yaşamının bir bölümünü Cide’de geçirmiş. “Cide doğduğum, eşsiz, benzersiz memleket. Ne iyi etmiş de anam beni bu cana yakın memlekette doğurmuş” demiş Sarıyazma adlı romanında. Cideliler de Rıfat Ilgaz’ın onlara olan bu sevgisini karşılıksız bırakmadı, bırakmıyor. Babamın 1911’de doğduğu ev Cide Belediyesi’nin katkılarıyla aslına uygun olarak yapıldı. Rıfat Ilgaz Kültür ve Sanat Evi adını taşıyan bu yapıda, Rıfat Ilgaz’ın kitapları, özel eşyaları, giysileri ve yaşamının çeşitli dönemlerini gösteren fotoğrafları bulunuyor. Cide’ye dışarıdan gelenler tarafından büyük bir ilgiyle geziliyor. Öyle ki; Cide’ye 3 yıl önce gelip babamın evinin durumunu görenler, son halini gördüklerinde şaşkınlık yaşıyorlar. Evdeki özel deftere yazdıkları duyguları, düşünceleri, bu değişim karşısında onların da mutlu olduğunu gösteriyor. “Rıfat Ilgaz’a da bu yakışırdı” diyorlar. Yine geçtiğimiz yıl Cide Rıfat Ilgaz Meslek Yüksekokulu öğretime açıldı. Babamın hayali gerçekleşti. Yıllar önce “Cideli gençler liseyi bitirdikten sonra kahveci çıraklığı yaparlardı” demişti babam. Başka şehirlerde okumaya güçleri yoksa hiç okuyamazlardı. Bir yazar için daha büyük mutluluk olabilir mi? Yine Cide’de babamın adının verildiği çocuk parkı ve bir caddenin de olduğunu söylemem gerek. Cideliler de babamın onları sevdiği kadar seviyor. Rıfat Ilgaz için her sene Sarıyazma Festivali yapılıyor. Cide Kaymakamlığı tarafından 80 öğrenciden oluşan Rıfat Ilgaz Çocuk Korosu kuruldu.Günümüzdeki ‘aydın’ kavramını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bir sanatçı halk için bunca eziyete katlanmasını biliyorsa, bu ülkemizde aydın olmanın ne anlama geldiğini gösteriyor. Bugünlerde sık sık rastlıyorum, birileri birilerine yaranmak için eski dostlarına saygısızlık ediyor. Ve onları unutturmaya çalışıyor. Bir dernek 100 temel eser hakkında , “Ölen yazarları artık çocuklarımıza okutmayalım” diyor. Çünkü kapitalist düzen artık eski yazarlardan istediği gibi faydalanamıyor. Aynen İstanbul’un tarihi değerlerini ortadan kaldırdığımız gibi -yeni inşaatlara yer açılsın diye-, yeni yazarlar yaratalım diye çaba gösteriyoruz. Bu aydın olmanın erimesi, yok olması anlamına geliyor. Her şey yazdığını paraya çevirme mantığına dönüşüyor. Aslında bu sorunuzun cevabı, babamın “Aydın mısın?” adlı şiirinde gizli.
O unutulmaz şiirle noktalayalım şimdi bizde sözü ve 16. ölüm yıldönümünde bir kez daha sevgiyle analım RIFAT ILGAZ USTAYI..
...Tam çağı ise başlamanın doğan günle
Bul içine tükürdüğün kitapları yeniden
Her satırında buram alın teri
Her sayfası günlük güneşlik
Utanma suçun tümü senin değil
Yırt otuzunda aldığın diplomayı
Alfabelik çocuk ol
Yollar kesilmiş alanlar sarılmış
Tel örgüler çevirmiş yöreni
Fırıl fırıl alıcı kuşlar tepende
Benden geçti mi demek istiyorsun
Aç iki kolunu iki yanına
Korkuluk ol...
(MİZAHHABER'İN DİPNOTU: Ne acı ki, korkuluk bile olamayan, şu aralar alıcı-muhbir kuşluklar yapan aydıncıklara(!) kaldı bu zavallı ülke.....)
Cihan DEMİRCİ-MİZAHHABER
------------------------------------------------------------------
"KARİKATÜRLÜ EV"
ÇOCUKLARLA
YAŞIYOR...
Kamil Masaracı'nın girişimi ve desteğiyle, İzmir'in Karaburun ve Konak Belediyeleri'nce yaşama geçirilen Karaburun'daki Karikatürlü Ev'de çocuklarla gerçekleştirilen çalışmalar tüm hızıyla sürüyor...
Kamil Masaracı, Karikatürlü Ev'de Karaburunlu çocuklarla...
16.Ütopyalar Toplantısı'na katılan karikatürcü Kamil Masaracı 3-5 Temmuz 2009 tarihleri arasında Karaburun'lu çocuklarla karikatür çalışması yaptı. Şu sıralar Karikatürlü Ev'de "Kent ve Yaşam" konulu uluslararası bir karikatür sergisi izleyicilerle buluşuyor. Karikatürlü Ev'in bundan sonraki ilk sergisi ise karikatürcü Turgay Karadağ'dan. Turgay Karadağ sergi sonrası da çocuklarla atölye çalışması, seramik sanatçısı Defne Küçük de seramik atölyesi gerçekleştirecek...
06 Temmuz 2009 Pazartesi
2 Temmuz 1993’te Sivas cehennemini yaşayan büyük usta Aziz Nesin’in yorgun, kırgın ve öfkeli yüreği 2 yıl kadar dayanabilmişti bu kahredici yangının tahribatına... 1995’te 5 Temmuz’u 6 Temmuz’u bağlayan gece Çeşme’de aramızdan giderken geriye dopdolu bir hayat, rekor sayıda muhteşem bir üretim, ve en önemlisi ‘aklın gücü’nü bıraktı. Bu akla ziyan ülkede asla önemsemediğimiz, insana özgü en büyük güç ondan bize mirastır. Bu güç, bağnazlığa, tutuculuğa karşı aklın gücüdür. Bu toplum aradan geçen 14 yılda o mirasın zerresini bile kullanmış değil o ayrı konu. Henüz çıraklık dönemlerimdeyken onunla çalışma onuruna ermiş Cihan Demirci olarak; şimdi sözü ustama vereceğim. Onunla yapılmış sayısız röportajı, söyleşiyi taradım, onun pek çok konuda her daim ufuk açan sözlerinden alıntılar yaptım. O halde biz susalım, ölümünün 14. yılında BİR KEZ DAHA bu küçük dev adam konuşsun... Onu bizlere UNUTTURMAYA çalışanlara, ölüm yıldönümlerinde bile iki satırla dahi ANMAYANLARA İNAT, onu okuyalım BİR KEZ DAHA...
‘Aydının işlevi’ mi Bakın o çok bunaldığı bir dönemde, Sivas katliamının sonrasında Kasım 1993’te, (Bir Dokun-Bin Dinle Kitabından-Adam-Ekim 1994) kendisine ‘Aydının işlevi’ üzerine sorulan bir soruyu nasıl yanıtlamış:
“... Aydının işlevini sordunuz. O konuda söylemek istediğim bir şey var. Çok önemliymiş gibi geliyor bana. Öykü de bir işe yaramıyor. Yazdığım öyküler de bir işe yaramıyor. Çünkü ‘Ah Biz Eşekler’ adlı bir kitabım var. Eşek olduğumuzu yazdım orda. Ben ‘Aptalız’ dediğim zaman kıyamet koptu. Orda eşeğiz diye yazıyorum, kimse ses çıkarmadı. Çok ilginç bir şey tabii. Ben öykülerimde 52 yıldır aptallığımızı yazıyorum. Her öykü bir aptallığımızı gösterir. Hiç kimse ses çıkarmıyor. Çünkü kendi üzerinden atıyor onu. Sık sık tiyatro salonlarında, oyuncular toplumun bazı bölümlerini eleştirdikleri zaman, ki o demektir ki, seyircileri eleştiriyorlar. Hiçbir seyirci bunu üzerine alınmıyor. Yanındakiler bakıyor. Aaaa bu adam böyleymiş diye. Ama kendi değil, öyle zannediyor. Onun için, bakıyorum da, niçin yazıyorum?.. Niçin yazıyorum?.. Türk toplumunda 1993 yılında boşu boşuna yazıyorum. Ama yine de yazıyorum. Yazmam gerektiğine inanıyorum ama yararlı olduğuma inanmıyorum. Tabii bundan yararlananlar, yazılanlardan yararlananlar yok demek istemiyorum, ama sayıları nedir, doğru anlayanların sayıları nedir?..”
Bakın Ocak 1991’de “Yeni mizah yazarlarını beğeniyor musunuz?”şeklindeki bir soruya nasıl yanıt vermiş: “Yeni mizah, yeni gülmece, biçim değiştirdi. Onun toplumsal nedenleri var. İnsanlar zaman ve mekan bakımından çok sınırlı bir hapis içersine girdiler. Onun için gülmece biçim değiştirdi son zamanlarda. Yani uzun değil, kısa ve daha çok görsel olmuş oldu. Beğenip beğenmemek, koşullara bağlı tabii. Bu koşulların en biçiminde gülmecesini yapan gençler var.
1992 yılında “Beğendiği mizah yazarları” sorulduğunda şöyle yanıtlıyor:
“Gülmecenin işlevi, en güzel işlevi insanı değiştirmesidir. Moliere ve benim kitaplarım insanı değiştirir. Beğendiğim mizah yazarları: Zoşçenko, Mark Twain, O’Henry, Bernard Shaw, Sçedrin, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Ahmet Raim, Osman Cemal Kaygılı, Adnan Veli, Suavi Süalp...”
Nasreddin Hoca ile arasındaki fark
Gene 1992’de kendisine sorulan: “Nasrettin Hoca ‘alaylı mizahçılarımızın, sizse ‘mekteplilerin’ en büyüğü kabul ediliyorsunuz. Neden mizahı seçtiniz?” sorusuna ise yanıtı şu olmuş: “Ben buna gülmece diyorum. Gülmeceyi bir seçme olarak ele almadım. Gülmece yazarı olayım diye özel bir çaba göstermedim. Bu kendiliğinden oldu. 1944-45’te ‘basın pazarı’ benden türlü türlü ürün talep etti. Talep ettiği türlerin içinde gülmece belirlilik kazandı, öne geçti. Sizin yazınızın türünü basın belirler. Ama içeriğini belirleyemez. Bu Pazar benden gülmece istedi. Demek ki ben buna yatkındım ki yazılarımda gülmece dikkati çekti. Yönelme de böyle kendiliğinden gelişti, ortaya çıktı. Gülmecenin içine girdikçe bunun diğer türlerden iki yönden ayrıldığını anladım: 1-) Öbür yazın dallarından daha etkindi, iz bırakıyordu, 2-) Yaygınlık sağlıyordu. Bu iki durum önemli bir etken. Benim kitaplarımın etkinliği de işte buradan geliyor. Sorunuzun diğer ayrıntısına gelince: Nasrettin Hoca tarihsel kişilik değil, toplumsal kişilik. Hoca’nın yaşayıp yaşamadığı önemli değil, hatta kuşkuludur. Fizik olarak yaşasa bile, ona mal edilen gülütler tıpkı kendisi gibi toplumsaldır. Hoca bir dönemdir, toplumun kişisidir. O toplumsal acıları, sevinçleri gülmece yoluyla yansıtan halkın ortak bilinci, tepkisidir. Bense yaşayan somut kişiyim, olguyum. Aramızda böyle bir ayrımın olduğu da söylenebilir.
1991’de kendisine sorulan “Yeniden çocuk olabilseniz neler yapmak isterdiniz?” sorusuna şöyle yanıt veriyor Aziz Nesin:
“Ben çocukluğumu ve gençliğimi yaşayamadım. Bu nedenle vakıftaki çocukların çocukluklarını tam anlamı ile yaşamalarını istiyorum. Şimdi çocuk olsaydım zamanımı hiç boşa geçirmezdim. Tabii koşar oynardım, eğlenirdim ama yine de zamanımı kesinlikle boşa harcamazdım. Çünkü dünyada öğrenecek çok şey var. Ve bunların hepsini öğrenmek olanaksız. Bu nedenle edinebileceğim kadar çok bilgi edinmeye çalışırdım...”
Gene 1991’de “Hiç ölümü düşündüğünüz oluyor mu? Ölümden korkuyor musunuz” sorusuna yanıtı şu oluyor:
“Benim gençliğimden beri ölüm, kafamda beynimin içinde bir kıymık gibidir. Ölümü hep düşündüm. Hep düşünüyorum. Ama bu ölümden korku anlamında değil. Aslında ölümden korkmak doğal bir olay. Ama bu yüzden paniğe kapılmıyorum. Aksine ölümü düşünmek beni mutlu ediyor. Çünkü beni çok, daha çok çalışmaya yöneltiyor. Nasıl mı? Ne zaman öleceğim belli olmadığı, ama öleceğim gerçek olduğu için, o kısa zaman içinde, ki herhalde kısa zaman diye düşünüyorum. Ölümü benim gibi düşünen insanlar; alçaklık, namussuzluk, hainlik, kötülük de yapmazlar...”
O, yaşamı boyunca mücadele adamı oldu, kendi deyişiyle 200’den fazla takma adla yazmak zorunda kaldı. Hayatının beş buçuk yılı aşkın bir süresi hapishanelerde geçti. Yargılandı, dışlandı, mizahı her daim küçümseyen edebiyat dünyamıza kendini çok zor kabul ettirdi. Kendiyle de, çevresini saran ‘ödlek’ aydınlarla da dalgasını geçti, bazıları sadece laf üretirken o sürekli eser üretti, üretti, üretti. Ve bu ülkede hiçbir yazarın yapamadığını yaparak, kitaplarının geliriyle içinde pırıl pırıl çocukların yetiştiği bir vakıf kurdu. O vakfı bugün oğlu Ali Nesin, binbir çabayla yaşatmaya çalışıyor. Yukarda Aziz Nesin usta ile 19 Ocak 1984 tarihinde Pera Palas Otelinde çekilmiş bir fotoğraftan bir bölüm görüyorsunuz. 'Akıl gücü’ mirasının henüz zerresine sahip çıkamadığımız mizahımızın bu müthiş yürekli kalemini, 1984 yılında birlikte çalışma onuruna erdiğim büyük usta AZİZ NESİN'i 14. ölüm yıldönümünde bir kez daha sevgi ve her daim artan bir özlemle anıyorum...
CİHAN DEMİRCİ
05 Temmuz 2009 Pazar
Türk Mizahının büyük ustası Aziz Nesin, bundan 14 yıl önce, 5 Temmuz'u 6 Temmuz'a bağlayan gece, zaman 6 Temmuz olduğu saatlerde aramızdan ayrılmıştı... Aradan geçen 14 yılda, aptallığını bile yitiren, artık aptal olmaktan çok "RUHSUZ" bir hale gelen, daha zavallı bir toplumla başbaşa kaldık bu akla ziyan ülkede...
Türk edebiyatının büyük ustası Aziz Nesin, ölümünün 14. yılında kendi kurduğu Aziz Nesin Vakfı’nda dostları ve sevenlerinin katıldığı piknikte anıldı. Çatalca Gökçeali köyünde “Çocuk Cenneti”ndeki piknikte bir konuşma yapan Prof. Ali Nesin, “Bugün babamın 14. ölüm yıldönümü, bir anlamda bugün ben ona ve dostlarımıza hesap veriyorum; babam törenleri sevmezdi, bu yüzden biz de onu yaptığımız piknikte anıyoruz” dedi. Babası için bu vakfın önemini vurgulayarak “Biz hep ileriye bakıyoruz, bizim için bu vakfı yaşatmak önemli, yakın zamanda çocuk kitapları yayınevi kuracağız” diye konuştu. (Haber: Cumhuriyet-Kültür Servisi)
Paris'te yaşayan oğlu Ahmet Nesin de, babasını internet sitesinde bir yazıyla anıyor. Okumak için adres: http://www.ahmetnesin.com/

Sefer Selvi'nin 4 Temmuz 2009 tarihinde Evrensel gazetesinde yayınlanan karikatürü...
03 Temmuz 2009 Cuma

Emre Ulaş'ın Mizahhaber'le de paylaştığı, 3 Temmuz 2009 tarihli "CİLALI TAŞ DEVRİ" adlı çizgi bant karikatürü...

Zafer Temoçin'in 3 Temmuz 2009'da Cumhuriyet'te yayınlanan karikatürü...

02 Temmuz 2009 Perşembe

Temmuz geldi mi yüreğimiz yanmaya başlar... İçimizi hiç sönmeyecek bir ateş kaplar... Bir otel dolusu aydının ülke güçlerinin gözü önünde cayır cayır yakıldığı, o iğrenç gün düşer aklımıza... 2 Temmuz 1993'tür tarih... Sivas'a söyleşiye, kitap imzalamaya, türkü söylemeye gidenler kaldıkları otelde gözü dönmüş yobazlarca yakılırlar... 37 insan yanar o gün... Ama bu ülke aradan geçen 16 yıl boyunca bu utancı azaltmak bir yana daha da büyütür, daha da büyütür... O kara otel hiçbirşey olmamış bir pişkinlikle çalışmaya devam eder, giriş katı kebapçı olur hatta... Orada birtakım insanlar afiyetle kebaplarını yerler... İnsan kebabıdır aslında yedikleri... Türkiye bu 16 yıllık süreçte bu utanç yangınını daha da büyütür, daha da derinleştirir. Bugün o otel orda öylece duruyor. Ülke ise artık öylece bile durmuyor. Ülkenin tamamı yangın yeridir aradan geçen 16 yılda... Pir Sultan'ların kemikleri sızlamaktadır... Türkiye, ortaçağ karanlığına sahip zihniyetin bütün ipleri eline aldığı, bu zihniyetin hakim olduğu, zavallı, kişiliksiz bir ülkedir şimdilerde...
2 Temmuz 1993'te Sivas'ta; Asım Bezirci, Metin Altıok, Behçet Aysan, Nesimi Çimen, Hasret Gültekin, Asaf Koçak, Muhlis Akarsu, Edibe Sulari, Gülsüm Karababa, Uğur Kaynar gibi değerlerle dolu tam 37 can yakıldı... Yanda resmini gördüğünüz karikatürcü arkadaşımız Asaf Koçak da henüz 35 yaşındayken o otel de yakılan değerler arasındaydı. Yürekli bir çizerdi sevgili Asaf Koçak... Bu ülkenin güzel günleri için kalemini konuşturan çizerlerden biriydi... Üstelik onu yakan Sivas'ta zamanında 4 yıl resim öğretmenliği yapmıştı, Yozgat Yerköy doğumluydu. Sivas'a o günde karikatürlerini sergilemek için, çizmek için gitmişti sadece... O gün Sivas yobazlarının baş hedefi olan Türk mizahının en büyük ismi; AZİZ NESİN usta bu korkunç yangından bir mucize eseri kurtuldu ama aldığı yürek yarasıyla fazla yaşayamadı ve 2 yıl sonra 1995'te ayrıldı aramızdan. Bir başka mizah çınarı RIFAT ILGAZ, bu katliama öylesine üzüldü, öylesine üzüldü ki, bu korkunç yangından sadece 5 gün sonra daha fazla dayanamayan kalbi durdu ve o da dolaylı yoldan yanmış oldu Sivas'ta... O gün semahtı aslında yakılan... O gün kardeşliği yandı bu ülkenin... O gün çağdaş bir Türkiye, ileri bir ülke özlemi YANDI ASLINDA... O yangın artarak sürüyor, kalan son değerler de yürek yangınından gidiyorlar...Bugün ülkeyi daha da keskin 2 kampa bölen yüz karası bir iktidar var bu ülkede...
Dedik ya, gidiyor değerler birer birer... Bunlardan biri de şair KEMAL ÖZER oldu.. Sivas ateşinin içimize düşeceği günlerin hemen öncesinde 30 Haziran günü yitirdik bu büyük şairi... 74 yaşındaki Kemal Özer'in geçen yıl yayınladığı son şiir kitabı "Temmuz İçin Yaralı Semah"tı... Temmuz için yaralı semahı yazan Kemal Özer de, bir 2 Temmuz 2009 günü, İstanbul Aksaray'da Muratpaşa Camiinden son yolculuğuna çıkacak, ardında şimdilik biz kalanlara o yangını bırakarak...
2 yaşını dün geride bırakan MİZAHHABER, pek çok mizahçının ardı ardına gittiği insan yakıcı sıcakların ayı Temmuz'da işinin gene çok zor olduğunu biliyor, o yangının sönmediğini, yangının daha da büyüdüğünü, tüm ülkeyi sardığını, aslında hepimizin çoktan yandığını bir kez daha haykırıyor, çağdaş bir ülke yolunda yakılan aydınlarımızı, zamanında aynı bedeli ödeyen nicelerinden olan PİR SULTAN'ların aziz anısı önünde bir kez daha sevgiyle, özlemle, hasretle anıyor...
CİHAN DEMİRCİ-MİZAHHABER

Bir otelin önünde gördüm sizi
Cihan DEMİRCİ (2003)
01 Temmuz 2009 Çarşamba

İ. Bülent Çelik arkadaşımızın 1 Temmuz için Vatan gazetesine çizdiği karikatür... Onca iktidar karambolünün içinde dün kaynatılmaya çalışılan bir gerçeğin karikatürü bu... Türkiye, önce teğet geçen, sonra SÜRTEN krizde, dünyanın en çok daralan, en çok küçülen 3. ülkesi olmayı başardı. (Aslında hakkı BİRİNCİLİKTİR, mutlaka rakamlarla oynanmıştır ve bu yüzden hakkı yenmiştir:)) Bakın dünyada krizin başlangıç noktası olan Amerika'da bile küçülme yüzde 2.5, ya sürten ülkede?.. Evet, 2. Dünya Savaşı yıllarındaki rekoru olan yüzde 15'ten sonra, yüzde 13.8 küçülerek FELAKETE DOĞRU HIZLA GİDEN BİR ÜLKE BURASI... Ülkeyi bu hale getiren AKP iktidarının daha da kötü günler yaşatacağından EMİNİZ...Bekliyoruz... Ha gayret AKP!!!!

Belçikalı karikatür sanatçısı Benjamin Heine'den MİZAHHABER'e ulaşan bir MİCHAEL JACKSON portresi...
30 Haziran 2009 Salı

Mühimmat Sezonunun açılmasıyla denizlerimize itinayla yerleştirilen mühimmatlar birer birer bulunuyor. Geçtiğimiz günlerde ailesinin denizde unutup gittiği Huriye Teyze de, Ergenekon dalış timlerince askeri mühimmat zannedilerek bulundu. Bulunan mühimmatın Huriye Teyze olduğunun anlaşılması ve ailesinde herhangi bir rütbeli asker bulunmaması nedeniyle Huriye teyze bulunduğu yere yeniden kondu!..

Sefer Selvi'nin 29 Haziran 2009'da Evrensel'de yayınlanan karikatürü...
28 Haziran 2009 Pazar

26 Haziran 2009 Cuma

Üstte Kürşat Zaman, altta ise Emre Yılmaz arkadaşımızdan ölümü sonrasında birer MİCHAEL JACKSON portresi... Altta ise Emre Yılmaz Güçlü bir sesti Jackson... Çılgın bir yaşam serüveni sonrasında, 51 yaşında dünyaya veda eden Michael Jackson için, film yönetmeni Woody Allen, çalışma masamın arkasında duran bir gazete küpüründe en etkili tespiti yapmış ve yıllar önce şöyle demişti: "Michael Jackson siyah, fakir bir erkek çocuk olarak doğdu. Beyaz, zengin bir kadın olarak ölecek..." Öyle olmadığını kim söyleyebilir?.. (C.D.)

25 Haziran 2009 Perşembe
KOŞULLAR:
1- Alanya Turizm Tanıtma Vakfı'nın düzenlediği yarışma bütün dünya karikatürcülerine açıktır.
4- Karikatürde yazı varsa,Türkçe veya İngilizce olmalıdır.
Alanya Turizm Tanıtma Vakfı
Atatürk Caddesi Şen Apt.No: 51
607400 Alanya / Türkiye
9- Yarışmaya gönderilen karikatürler geri gönderilmeyecektir.Dereceye giren veya girmeyen karikatürler kültürel amaçlı kullanılabilir veya yayınlanabilirler. Ancak ticari kullanımlarda telif hakkı sanatçıya aittir. Yarışmaya katılanlar bu şartları kabul etmiş sayılırlar.
JÜRİ:
Ercan Akyol (Karikatürist), Cihan Demirci (Karikatürist), Faik Melih Kaptanoğlu (Turizmci-Alanya Turizm Tanıtma Vakfı Başkanı), Mahmut Karatoprak (Karikatürist-ressam), Natasa Kostovska (Karikatürist-Makedonya), Kamil Masaracı (Karikatürist), Nüvit Özkan (Turizmci), Kamil Deniz Som (Gazeteci), İbrahim Tapa (Karikatürist)
ÖDÜLLER:
1.lik Ödülü: 2500 USD + Tek kişi gidiş dönüş uçak bileti + 2 kişilik Alanya tatili (Herşey dahil)
3.lük Ödülü: 1000 USD + Tek kişi gidiş dönüş uçak bileti + 2 kişilik Alanya tatili (Herşey dahil)

İ. Bülent Çelik'in Vatan Gazetesinde yayınlanan karikatürü... Çelik, karikatürünün altına şu notu da düşmüş: "Belge denilen şeyin gerçeği ortada yok. Arandı tarandı bulunamadı. Bakan da açıkladı.. "Aslı yok.. Var olan fotokopi.." Gerçeği olmayan şeye belge denir mi. Akıl tutuldu. Dendi.. Sonra da belge olmayan şeyin "sahte belge" olduğu açıklandı. Biz simdi ne anladık bu işten? Belge mi sahte, sahte mi belge? Birisi yeniden anlatsın..."
24 Haziran 2009 Çarşamba

İŞTE O BELGENİN MADDELERİ:
1- Ekonomik krizin vatandaş üzerindeki etkileri daha da derinleştirilecek.
2- Vatandaş her türlü ürüne üst üste gelecek yeni zamlarla ve en ağır vergilerle daha da perişan edilecek!..
3- İşsizlik daha da artırılacak ve ülkedeki işsiz sayısında yeni dünya rekorları kırılacak.
4- Pek çok yerli sektörün daha da batması için özel çaba gösterilecek.
5- Ülkede “güven” duyulacak herhangi bir kurum ve merci bırakılmayacak.
6- Yargının daha da yanlı hale gelmesi, Adalet, hak ve hukuk kavramlarının tamamen yok olması için özel birimler oluşturulacak.
7- Ülkede satılmadık şirket ve kiralanmadık herhangi bir toprak kalmayacak.
8- Daha kirli, daha pis ve sağlığa daha zararlı bir çevre yaratılacak.
9- Yolsuzlukların, hırsızlıkların, soygunların daha da artması için özel timler kurulacak.
10- Yandaş medyanın ve iktidar yalakası gazetecilerin sayısı daha da artırılacak.
11- Ülkede partimize muhalif olan herkese her an yargısız infaz yapılabilecek.
12- İnsan kalitesi daha da düşürülerek, maganda sayısında görülmemiş bir patlama yaratılacak.
13- Vatandaşlar arasında “Bizden olan” ve “Bizden olmayan” diye ayrım yapılacak.
14- Kredi kartı borçlularının daha da artması için özel çalışmalar gerçekleşecek.
15- Din işlerinin devlet işlerine daha da fazla girmesi için gereken her türlü işlem yapılacak.
16- Rakının yerine sade su, biranın yerine arpa suyu, şarabın yerine üzüm suyu içilmesi sağlanacak.
17-Pensilvanya ile ilişkiler en üst düzeye çıkarılacak.
18- Vatandaşın her açıdan darboğaza girmesi, ruhsal açıdan daha da bunalıp kafayı hepten yemesi sağlanacak.
19- Cinnet geçirmek isteyen vatandaşlara özel kolaylıklar getirilecek.
20- Seçim zamanı geldiğinde vatandaşa gene her türlü maddi yardım ve kıyak yapılarak bir kez daha oyu alınacak…

Zafer Temoçin'in 24 Haziran 2009 tarihinde Cumhuriyet'te yayınlanan karikatürü...
22 Haziran 2009 Pazartesi

Sefer Selvi'nin 21 Haziran 2009 tarihinde Evrensel'de yayınlanan karikatürü...

- Yaaaa bilader ne diyorsun ortalık günlerdir bir belgedir gidiyor... Kafayı yedirtecekler zaten beyni çoktan alınmış insanlara... Sahte midir, gerçek midir bu belge? Hem sonra bitirilmek istenen kim, ben onu da pek anlayamadım?...
- Öküzüm ama, pek çok insan geçinene fark atarım kardeşim, benim gördüğüm kadar AKP, vatandaşı bitirme planlarını gayet güzel uyguluyor...AK PARTİ demenin gerçek, AKP demenin bile sahte sayıldığı bir ülkede o belge gerçek çıksa ne yazar, sahte çıksa ne yazar, zaten yazacak olanlar hükümlerini yazmadı mı?.. Ama kanımca; bu işten bir tek kişi kazançlı çıkar o da PENSİLVANYA'DAKİ FANYA DAYI!.
20 Haziran 2009 Cumartesi

Venezuela Büyükelçisinin açılış konuşmasıyla başlayan sergide 4 karikatürcü; Mert Gürkan, Yusuf Temiz, Emre Yılmaz ve Halil İ. Yıldırım, Latin Amerikanın ünlü portreleriyle yer aldılar. Serginin sanat danışmanlığını Nezih Danyal üstlendi. İlgi gören sergi, bir yıldır bu sergi için emek veren çizerleri de mutlu etti. Sergi 22 Haziran'a dek açık kalacak... Bizde MİZAHHABER olarak, böyle ilginç ve renkli bir sergi açan karikatürcü arkadaşlarımızı kutluyoruz...

18 Haziran 2009 Perşembe

Sefer Selvi'nin 18 Haziran 2009 tarihinde Evrensel'de yayınlanan karikatürü... Ülkede sadece son bir yılda BİR MİLYON 244 BİN KİŞİ DAHA İŞSİZ KALMIŞ bir vaziyetteyken, HERGÜN 4 BİN 766 KİŞİ İŞTEN ATILIYORKEN, teğet geçen kriz sürtüne sürtüne AKP'li olmayan herkesi delip geçmişken, AKP maşası "F TİPİ MEDYA" tarafından belli aralıklarla ortaya atılan belgelerle kafalar başka yerlere gayet güzel kaydırılıyor. Oysa eğer bir darbe söz konusuysa bu kez darbe askerden değil, sivilden geliyor. Orta yerde halk da olmayınca birileri su almaya başlamış halleriyle bile gene yırtıyorlar, yırtacaklar... "BİTİRME PLANI"nın kimler için geçerli olduğu biraz olsun aklı, insanlığı ve vicdanı kalmışlar için gayet açık ve net... ONLARDAN OLMAYANIN VAY HALİNE!!!
17 Haziran 2009 Çarşamba
Dibekli Han 2009 Yaz Etkinliklerinin bu yılki 'sürekli sergisi' Kamil Masaracı'dan karikatür sergisi... 20 Haziran Cumartesi günü açılacak serginin adı 'AŞK VAZİYETLERİ'... Sergi; 30 Ekim'e (3 - 18 Ağustos arası hariç) kadar sürecek..
Karikatürist Hasan Seçkin, bir yıldan uzun bir süredir üzerinde çalıştığı, 120 metrelik emek karikatürü sergisini Kartal Meydanında sergilemeye başladı. Hasan Seçkin'in 120 metre uzunluğundaki tek bir karikatürden oluşan bu ilginç sergisiyle ilgili olarak Akdağ Saydut arkadaşımızın yazdığı yazıyı ve haberi; http://www.mizahvecizgi.com/sag_kolon_haberler.php?subaction=showfull&id=1245144817&archive=&start_from=&ucat=9& link adresinden okuyabilirsiniz...
16 Haziran 2009 Salı
13 Haziran 2009 Cumartesi
Şöyle diyor Hasan Seçkin yolladığı davetiyede; "Emeğin 120. yılında, emek için çizilmiş 120 metrelik karikatür çalışmasının (15/16 Haziran'ın 39. yılında ve 40 yıldır yaşadığım Kartal'da) Kartal meydanındaki açılacak olan sergisini onurlandırmanız dileklerimle..."
120 metre uzunluğundaki emek karikatüründen oluşacak olan bu ilginç sergi 15-22 Haziran tarihleri arasında Kartal'da izlenebilir... Serginin açılış kokteyli ise 16 Haziran Salı günü, Kartal'daki Hasan Ali Yücel Kültür Merkezinde saat:18.00-21.00 arasında gerçekleşecek...
11 Haziran 2009 Perşembe

Zafer Temoçin'in 11 Haziran 2009 tarihinde Cumhuriyet'te yayınlanan karikatüründe sadece son zamanlarda değil, göreve geldiği günden beri ülkede fırça atmadığı, sinirlenmediği, bağırıp-çağırmadığı kimse kalmayan asabi "SAYIN" Başbakan konu edilmiş...
10 Haziran 2009 Çarşamba

İ. Bülent Çelik'in 10 Haziran 2009 tarihinde Vatan gazetesinde yayınlanan karikatürü...
09 Haziran 2009 Salı
5 Haziran Dünya Çevre Günü etkinlikleri kapsamında Karikatürist Uğur Pamuk, grafiker Esma Tatar ve öğrencilerinin çalışmalarından oluşan 30 adet karikatür Soma Öğretmen Evi'nde sergilendi. Serginin açılışını Soma Kaymakamı Abdülkadir Karataş, Cumhuriyet Başsavcısı Mehmet Çıtanak, Hakim Ahmet Odabaşı ile birlikte yaptılar... (HABER: UĞUR PAMUK)
Nişantaşı’nda bulunan Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’ndeki TV stüdyosunda gerçekleşecek olan panel saat 14.00’te başlayacak... Metin Peker'in yöneteceği panele Konuşmacı olarak: Ercan Akyol, Latif Demirci, Musa Kart, Turgay Karadağ, Kamil Masaracı ve Tan Oral katılacaklar...
08 Haziran 2009 Pazartesi

Ankaralı Karikatüristler Latin Amerika’nın önde gelen isimlerinin portre karikatürlerini çizerek bir Karikatür sergisi oluşturdular… Büyük Kurtarıcı Simon Bolivar’ın Latin Amerika’yı birleştirme düşüne saygıyla ve Venezuela Bolivar Cumhuriyeti Büyükelçiliği’nin desteği ile 15 Haziran 2009 pazartesi akşamı saat 18:30'da Çağdaş Sanatlar Merkezi A galeri’de Ankaralı sanatseverlerle buluşacak olan “Latin Amerika Portreleri” Karikatür Sergisi, 22 Haziran’a kadar açık kalacak.
Karikatüristler Halil İ. YILDIRIM, Yusuf TEMİZ, Mert GÜRKAN ve Emre YILMAZ ‘ın çalışmaları ve Berrin CERRAHOĞLU’nun koordinatörlüğünde gerçekleştirilen serginin Sanat Danışmanlığını ise Karikatür Sanatçısı Nezih DANYAL üstlendi. Oluşturulacak bir “Katalog” ile daha geniş kitlelere de ulaştırılması planlanan Sergi, önümüzdeki aylarda İstanbul ve İzmir’de, 2010 yılı içerisinde ise ilham aldığı Latin Amerika Ülkelerinde sanatseverlerin beğenisine sunulacak...
07 Haziran 2009 Pazar
FERRUH DOĞAN (1932-2000)
Musa Kart'ın 7 Haziran 2009 tarihinde Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan karikatürü...


Vahit Akça arkadaşımız DENİZ FENERİ yolsuzluğuyla ilgili iki karikatürünü MİZAHHABER'le paylaşmış... Sahi, Bülent Arınç'ın bugünkü gazetelerde "Akman Kendine Yakışanı Yapmalı" sözleri var...Ama zaten ZAHİD AKMAN denen kişi bizce KENDİSİNE YAKIŞANI YAPIYOR!!! Zahid Akman gibi birine yakışan bu değil midir, onca belgeye, bilgiye ortaya çıkan onca yalana-dolana rağmen hala istifa etmemek, o koltuğa çakılıp kalmak... ZAHİD AKMAN'A YAKIŞAN ZATEN BUDUR, O DA KENDİSİNE YAKIŞANI YAPIYOR İŞTE SN. ARINÇ............
05 Haziran 2009 Cuma

Sefer Selvi'nin 5 Haziran 2009 tarihinde Evrensel gazetesinde yayınlanan karikatürü...
Kürşat Zaman arkadaşımızın 26. Aydın Doğan Uluslararası Karikatür Yarışmasında İkincilik alan karikatürü hem esprisi nedeniyle, hem de karikatür olup-olmadığı konusunda tartışma yaratmıştı. Kürşat Zaman arkadaşımızın açıklamasını dün MİZAHHABER'de yorumsuz olarak yayınlamıştık... Ancak bize bu konuda o kadar çok mail geldi ki, gelen maillerin ortak cümlesi şu; "İnternetle biraz ilgili olan herkes bu tür esprilerin internette uçuştuğunu ve sayısız kez yapıldığını bilir..."

İşte bunlardan sadece biri "PEACE NOT FOUND" esprili tişörtler...Bunun gibi daha sayısız örnek var internet ortamında... Örneğin; futbol takımlarının adlarını yazdığınızda da "NOT FOUND" esprisi sıkça yapılıyor... Daha pek çok sözcük için bu espri istemediğiniz kadar var internet ortamında.... Yani bundan önce pek çok güzelim karikatürünü gördüğümüz sevgili Kürşat'ın böylesi bir espri için fazlaca düşünmesine gerek yoktu... Bu tür esprileri internet ortamında 9-14 yaş grubundaki çocuklar fazlasıyla üretiyorlar. Keşke böyle bir espriyi böyle bir yarışmaya hiç yollamasaydı ama bizce bundan daha önemlisi bu espriyi karikatür olarak görüp de İKİNCİ SEÇEN JÜRİDİR... Bizce burada artık asıl sorgulanması gereken; karikatür yarışmalarında tartışma yaratacak seçimleri hep üst üste yapan JÜRİLER OLMALI... Çünkü jüriler de bu anlamda çıkıp birşeyler söylemeli... Aydın Doğan Yarışması da son yıllardaki seçimleriyle bu anlamda liste başı bir hale gelmiştir, ne yazık ki, işin acı gerçeği budur diyor ve jürilerden ses çıkmadığı için anlamını yitiren bu tartışmaya MİZAHHABER olarak noktayı koyuyoruz...
04 Haziran 2009 Perşembe
KÜRŞAT ZAMAN'IN Sonuçları dün açıklanan, 26. Aydın Doğan Uluslararası Karikatür Yarışmasında İkincilik ödülü kazanan Antalyalı karikatürcü Kürşat Zaman'ın karikatürü, dünden bu yana "karikatür olmadığı" şeklinde eleştiriler aldı. Erdoğan Oğultekin'in MİZAHHABER'de yayınlanan eleştiri yazısı üzerine, Kürşat Zaman da MİZAHHABER'e aşağıda okuyacağınız yanıtı yolladı... Okuyalım...
Olay bundan ibaret. Bu teferruatları anlatmamın sebebi,beni bu fikri bu şekilde sunmaya yönlendiren sebebi paylaşmak istememdendir. Aslında tarz olarak bana çok yabancı bir çalışma oldu, illüstratif durduğunun farkındayım. Ama bu fikri en iyi şekilde anlatabilmemin yolu kendimce bu oldu. Biten karikatürlerimi gördüklerinde her zaman 'maaşallah maaşallah' diyen annemle babam,bunu gösterdiğimde boş gözlerle bana baktılar:)
Velhasıl, sonunda güzel de bir karikatür oldu hani... Fakat ben yine de şu düşüncedeyim ; Yaşamın çoğu alanında geçmişten bugüne kadar sürekli bir değişim-gelişim var.
Resimden, heykelden, fotoğraf sanatına kadar her sanat dalında değişim sözkonusu. Çünkü insanlar değişiyor, beğeniler-beklentiler değişiyor. Teknoloji hayatımızda çoktan kendine yer edindi. Sn. Erdoğan Oğultekin Mizahhaber'e yazdığı mektubu, kağıda yazıp zarfa koyup pullayıp, postaneden göndermek yerine, oturduğu sandalyeden maille yazıveriyor mesela... Dozunu kaçırmamak-anlatılmak istenen fikri hep ön planda tutmak koşuluyla, az da olsa karikatürde teknolojiyi kullanmanın yanlış olmadığı kanısındayım. Ki, zaten bunu diyen ben, karikatürlerimde genellikle kara mürekkep kullanan birisiyim.
Bence yaptığım karikatür yerden yere vurulacak, Erdoğan Oğultekin'in dediği gibi ''bir tane de Türk'e ödül verelim gitsin'' türünden bir karikatür değil. Bence fikir çok önemli! Küçümseme ve hakaret içermediği müddetçe her bireyin eleştiri ve görüşlerine saygı duyarım.
Kürşat Zaman
Karikatürcü arkadaşımız Erdoğan Oğultekin, MİZAHHABER'e aşağıdaki mektubu iletti. Mektupta ödül alan karikatürü isim vermeden eleştirilen Kürşat Zaman arkadaşımız ilerse bu sütunlardan yanıt verme hakkına sahiptir... Mizahhaber olarak tek amacımız; giderek anlamını yitiren, para tuzağı haline gelen yarışmaların, zaten zor yetişen iyi karikatürcülere zarar vermesini önlemeye çalışmak... Bunun için de karikatürcülerin kavga etmeden, hakaret etmeden, BİR MİZAHÇI ZEKASIYLA birbirleriyle TARTIŞMAYI ÖĞRENMESİ GEREKİYOR...
ERDOĞAN OĞULTEKİN'İN YAZISI:
KARİKATÜRDE SON NOKTA!
Karikatürde son nokta! Her yarışmadan sonra eleştiri yapmayı alışkanlık haline getirmek istemiyorum ama kendimi de tutamıyorum. Yıllardır tartıştığımız yazılı karikatür-yazısız karikatür, espri çizgide mi, balonda mı olmalı, yoksa olmamalı mı konularına son nokta kondu! İşte karikatürde son nokta! Çizgisiz karikatür... Bu yıl ki Aydın Doğan illüstrasyon yarışması'nda gördüm bu (karikatür diyemiyeceğim) şeyi... ikincilik ödülü alandan söz ediyorum...Herhalde Jüri; "canım bir tane de Türk karikatürcü olsunda fazla eleştirilmeyelim" diye düşünmüş olmalı. Bol çizgili günler!..
Erdoğan Oğultekin
Kürşat Zaman'ın Aydın Doğan Karikatür Yarışmasında 2.lik alan ve karikatürden çok "illüstrasyon" sınıfında görülerek tartışma yaratan karikatürü...
Önce, Tuğrul Eskikul imzasıyla MİZAHHABER'e ulaşan bir mailde yazanları aynen aktarıyoruz: "2008-AD yarışma katalogunda geçen sene gördüğüm bir eserin neredeyse aynısı ,bu yıl Musa Gümüş adlı karikatürcü tarafından yeniden yorumlanarak Brasil'de ödül kazanmış. Sizlerle de paylaşmak istedim. Ki ; Emek veren, kafa patlatan sanatçılara yazık olmasın... "

ŞİMDİ GELELİM MİZAHHABER'İN GÖRÜŞÜNE: Yarışmaların epeyce zamandır tadının kaçtığını, suyunun çıktığını, bir-iki yarışma dışında bu işin sadece "PARA ÖDÜLÜ" için sürdüğünü daha önce de bu blogta pek çok kez yazmıştık. Son olarak dün sonuçlanan Aydın Doğan Karikatür Yarışmasında ödül alan karikatürlerin "ESPRİLERİ" dünden beri ciddi bir tartışma konusu yarattı. Bu yarışmada zaten her yıl aynı şeyler yaşanıyor. Bu yıl özellikle 2. olan sevgili Kürşat Zaman'ın karikatürü(Ki kendisi sağlam bir desen sahibi, bildiğimiz gördüğümüz kadar iyiniyetli, yetenekli bir çizer arkadaşımızdır, MİZAHHABER'e de zaman zaman katkıları olmaktadır.) daha şimdiden epeyce tartışma yarattı. Çizim olmayan bu esprinin ne kadar karikatür olduğu ve karikatürün sınırlarının artık nereye kadar gittiği bu ödülü veren jüri üyelerince de sorgulandı mı acaba? diye soracakken bize Tuğrul Eskikul imzalı yukardaki mail geldi.
Burda da tesadüfe bakın ki bu kez Kürşat Zaman'ın geçen yıl ki bir karikatürünün Musa Gümüş arkadaşımızca benzerinin yapılmış olduğu bilgisi iletiliyor. Bu mesleğe yıllarca, artık sadece "PARA TUZAĞI" olmuş kimi yarışmalarla değil de dergilerde uzun yıllar dirsek çürütürek de emekler vermiş olan, karikatürün yıllardır bir ders olarak öğretmenliğini yapan Musa Gümüş arkadaşımızın özellikle son bir-iki yıldır bu türden epeyce şaibeyle suçlanması, doğrusu bizi çok üzüyor... Musa arkadaşımızın da bu artık konulardan sıkılmış, bıkmış olması gerek... Ama gelen ödüller sonrasında ortaya çıkan benzer karikatürler sürdükçe insan ne diyeceğini şaşırıyor...
Ama bu durum adı sıkça gündeme getirilen Musa Gümüş'le sınırlı bir konu değil. Musa'nın "Günah Keçisi" durumuna düşürülmesinde de insan artniyet aramıyor değil. Çünkü para ödüllü yarışmalarda ortada ciddi bir rant dönmeye başladı.
Diyeceğimiz artık o ki; KARİKATÜRCÜLER BAŞKA YERDEN YANİ DERGİLERDEN, GAZETELERDEN PARA KAZANAMAZ OLUNCA, YARIŞMALARDAN PARA KAZANMA DERDİNE ÖYLESİNE BİR DÜŞTÜLER Kİ, İÇİNE DÜŞTÜKLERİ YERDE DAHA BU TÜRDEN DAHA ŞAİBE YAŞANACAĞI AÇIK... ÇÜNKÜ NEFES BİLE ALMAKSIZIN YARIŞMALARA KARİKATÜR YOLLUYORLAR. OYSA BU İŞ DERGİYE KARİKATÜR ÇİZMEYE BENZEMEZ. BU DENLİ HER YARIŞMAYA KATILIM, BU DENLİ ÇOK ÖDÜL, ARTIK YAPILMAMIŞ ESPRİNİN KALMADIĞI BİR DÜNYADA BİR ŞEKİLDE MUTLAKA BAŞ AĞRITACAK SONUÇLAR DOĞURACAKTIR... BİZ ŞAHSEN YAZMAKTAN, TAKİP ETMEKTEN YORULDUK, DİYECEK DE PEK BİRŞEY KALMADI...DÜŞÜNÜN BİZ BURDA ÇOK "İNCE" NOKTALARDA GEZEN NAİF BİR BLOGUZ... BİZ DAHA "SEDAT SİMAVİ" ADINI TAŞIYAN BİR YARIŞMANIN "AYDIN DOĞAN" ADINI ALMASINI BİLE PROTESTO EDİYOR, BU YARIŞMAYI DAHA YOLA ÇIKIŞ NOKTASINDAN ELEŞTİRİYORUZ...YANİ BU İŞİ GİDEREK "PARA ÖDÜLÜ" İÇİN YAPMAYA BAŞLAYAN ÇİZERLERLE OLAYA BAKIŞ FARKIMIZ ÇOK AÇILDI ARKADAŞLAR... SONUÇTA BELLİ Kİ BU PARA ÇARKI BÖYLE SÜRÜP GİDECEK... BÖYLE SÜRDÜKÇE DE, BELKİ BAZI KARİKATÜRCÜLER İYİ PARALAR KAZANACAKLAR AMA BUNUN KARİKATÜRE KATTIĞI ŞEY; ONARILMASI EPEYCE ZAMAN ALACAK BİR ZARARDAN İBARET OLACAK... NEYSE BU KADAR LAF YETER!.. SUYA YAZI YAZMAK GİBİ YAPTIĞIMIZ ŞEY...:))
03 Haziran 2009 Çarşamba


DELİDOLU Mizah dergisi yazarlarından Ömer Fikret Şen de Nazım Hikmet'in bilinen pozunu böyle yorumlamış...
Yarışmanın birincisi Gatto'nun karikatürü...
Serbest konulu ‘26. Aydın Doğan Uluslararası Karikatür Yarışması’nda birincilik İtalyan sanatçı Alessandro Gatto’nun, ikincilik Türkiye’den Kürşat Zaman’ın oldu. Yarışmada üçüncülük ödülünü Lüksemburg’dan Pol Leurs, Romanya’dan Cetin Cerchez-Abdula ve Rusya Federasyonu’ndan Yuriy Kosobukin paylaştılar. Yarışmanın ilk sergisi 3 - 10 Haziran tarihleri arasında Antalya’daki IC Hotels Airport’ta açılırken, ödül töreni ekim ayında İstanbul’da yapılacak... Yukarda da dediğimiz gibi "SEDAT SİMAVİ"nin adını silen bu yarışmayı, bu duyarsız toplumda hiçbirşey ifade etmese de, sembolik de olsa, Mizahhaber olarak; PROTESTO etmeyi sürdürüyoruz...

Zafer Temoçin'in 3 Haziran 2009 tarihinde Cumhuriyet'te yayınlanan karikatürü...
01 Haziran 2009 Pazartesi
"GÖZ ÖNÜNDE" TRT-2'de 2 Haziran 2009 Salı günü sabah 08.25'te yayına giriyor... Programın tekrarı ise 2 Haziran'ı 3 Haziran'a bağlayan gece 02.05'te yayınlanacak...

Musa Kart'ın 1 Haziran 2009'da Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan karikatüründe RTÜK'ün istifa nedir bilmez başkanı çizilmiş...
30 Mayıs 2009 Cumartesi
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, basının eski adresi olan Babıali'de bu yıl 2. kez bir şenlik düzenliyor. Sultanahmet Parkında gerçekleşecek olan şenliğe pek çok gazete, dergi, radyo ve televizyon kanalı katılacak. Şenlik Sultanahmet Parkında 1 Haziran Pazartesi günü saat:17'de açılacak. 7 Haziran Pazar akşamına dek sürecek şenlikte Karikatürcüler Derneğinin standında imza ve söyleşi günleri düzenlenecek... 1-7 Haziran tarihleri arasında gerçekleşecek şenlikte, Karikatürcüler Derneği standında, yazar ve çizerlerimiz Karikatürcüler Derneği Genel Sekreteri Aziz Yavuzdoğan, Bülent Karaköse ve Cihan Demirci okurlarıyla buluşacaklar...
Cihan Demirci, 6 Haziran Cumartesi günü Karikatürcüler Derneği standında kitaplarını imzalayacak...
Etkinlik süresince ayrıca; Ercan Akyol, Musa Kart, Vahit Akça, Nuray Çiftçi, Köksal Çiftçi, Raşit Yakalı gibi karikatürcüler de derneğin standında imza ve söyleşilerde bulunacak.
28 Mayıs 2009 Perşembe
27 Mayıs 2009 Çarşamba

Zafer Temoçin'in 27 Mayıs 2009 tarihinde Cumhuriyet'te yayınlanan karikatürü...

Karikatürcüler Derneği'nin 40. yılı etkinlikleri kapsamında, davetli olarak İstanbul'a gelen Bulgar karikatürünün önemli isimlerinden Milko Dikov, karikatür sergisinin açılışına katıldı. Dikov, Türk çizerlerle sohbet etme imkanı bulduğu, karikatür sergisinin açılışında, uzun yıllar sonra Türkiye'de bulunmaktan mutlu olduğunu belirtti. Karikatürcüler Derneği Başkanı Metin Peker, sergi açılışında yaptığı konuşmada, derneğimizin 40. yıl etkinlikleri kapsamında, Milko Dikov'u ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Dikov ise yaptığı kısa konuşmasında, İstanbul'da bulunmaktan memnun olduğunu söyledi ve teşekkür etti. Uzun yıllar çizmekle, dünyada bir şeyi değiştiremediğini vurgulayan Dikov, ancak hala umudunu yitirmediğini söyledi... Milko Dikov, eski dostlarından Erdoğan Bozok, Tonguç Yaşar, Erdoğan Başol ve Raşit Yakalı'yı da karşısında gördüğünde duygulandı ve çok mutlu oldu. Sanatçının karikatür kitaplarını da imzaladığı sergi açılışı oldukça keyifli geçti...
-------------------------------------------------------------

Cihan Demirci'nin Delidolu Mizah dergisinin 3. sayısında yayınlanan karikatürü...
26 Mayıs 2009 Salı
Karikatürcü ve mimar Hamit Duru yaşamını sürdürdüğü Bodrum'da hayata veda etti. 1923 İstanbul doğumlu olan Duru 1943 yılında Galatasaray lisesini bitirdi. 1948 yılında Akademinin mimarlık bölümünden birincilikle mezun oldu. Bir ara Mimarlar Odası başkanlığında da bulunan sanatçı, en verimli karikatürlerini 1938- 1955 yılları arasında çizdi. Daha sonra çalışmalarını Avrupa da sürdürdü. Çalıştığı başlıca dergiler Akbaba, Şaka, Karikatür ve Amcabey dergileri oldu. Hamit Duru, Bodrum Torba Amiral 4. sitesinde yaşamını sürdürüyordu. Cumhuriyetin kurulduğu yıl doğmuş olan sevgili Hamit Duru Cumhuriyetle yaşıt bir karikatürcü olarak ayrıldı bu dünyadan. MİZAHHABER olarak Hamit Duru'ya karikatürümüze kattıkları için teşekkür ediyor, sevgiyle anıyoruz...
23 Mayıs 2009 Cumartesi
COŞKUN GÖLE
UĞUR PAMUK-ÇORUMİstanbul Ticaret Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Kulübünün düzenlediği "Mizahi İlişkiler" başlıklı söyleşi 20 Mayıs 2009 Çarşamba günü, okulun Eminönü Kampüsündeki Toplantı Salonunda yapıldı. Okulun öğretmenlerinden Mim Kemal Öke'nin yönettiği söyleşiye Müjdat Gezen ve Cihan Demirci konuşmacı olarak katıldılar...
İstanbul Ticaret Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğrencilerinin kurduğu Uluslararası İlişkiler Kulübünün 20 Mayıs Çarşamba günü okulun Eminönündeki binasında düzenlediği panelde, mizahi ilişkiler başlığı altında "SİYASET VE MİZAH İLİŞKİSİ" konuşuldu. Okulun öğretim görevlilerinden Mim Kemal Öke'nin yönettiği panele konuşmacı olarak mizah yazarı ve karikatürcü Cihan Demirci ile Tiyatro sanatçısı ve komedyen Müjdat Gezen katıldılar. Gezen ve Demirci, geçmişteki liderlerin mizaha bakışlarından örnekler vererek, bugünle geçmişi kıyasladılar. Müjdat Gezen konuşmasını fıkralarla renklendirdi. Okul yönetiminin siyasi karikatürlerden oluşan bir karikatür sergisine izin vermemesi ise, panele katılanlar da üzüntü yarattı...
Ticaret Üniversitesindeki panelin sonrasında Müjdat Gezen, Cihan Demirci ve Mim Kemal Öke, öğrenci arkadaşlarla toplu halde...
21 Mayıs 2009 Perşembe
DELİDOLU mizah dergisinin 4. sayısı 20 Mayıs Çarşamba günü İstanbul'da çıktı, dergi hafta sonu da tüm Türkiye'ye dağıtılmış olacak... Derginin kadın çizeri Saadet Yalçın'ın çizdiği 4. sayının kapağında bir başka büyük kadın yer alıyor: TÜRKAN SAYLAN... Delidolu'nun 4. sayısında Cihan Demirci, bir çizgi banta başlıyor: DİNTATÖR... Dergide yazıları ve çizgileriyle; Mehmet Duru, Derya Sayın, Cihan Demirci, Salih Salı, Mustafa Kocabaş, Serdar Günbilen, Hatice Özbay, Cemil Açıkkol, Lütfü Çakın, Serhat Özev, Sadık Pala, Hakan Altuğ, Yaşar Gürsoy, Sinan Arık, Ömer Fikret Şen, Ümit Kireçci, Erdoğan Oruç, Serdar Karaman, Kader Altınova, Saadet Yalçın gibi hem deneyimli ustalar hem de genç ve yeni isimler bulunuyor. Dergide önümüzdeki haftadan başlayarak Mesut Yar da yazılarıyla yer alacak. Bu isimlere kısa sürede pek çok deneyimli ustanın ve genç ismin de ekleneceği dergi tarafından belirtiliyor. Dergi ile ilgili haber ve gelişmeleri, Facebook'taki dergi grubundan da takip edebilirsiniz. Derginin Facebook'taki grup adresi şöyle: http://www.facebook.com/album.php?aid=72193&id=717532560&ref=mf#/group.php?gid=75936556967
İ. Bülent Çelik'in Vatan gazetesinde yardım meleği Türkan SAYLAN'ın ardından çizdiği karikatür...
Belçika'da yaşayan, zaman zaman çizgileriyle MİZAHHABER'e de katkıda bulunan çizer arkadaşımız İsmail Doğan, geçtiğimiz günlerde "Sınırsız Karikatür" adlı bir internet blogunu yayına soktu. İsmail Doğan'ın blogunun adresi: http://sinirsizkarikatur.blogspot.com

19 Mayıs 2009 Salı
Cumhuriyet Gazetesinin 18 Mayıs 2009 tarihli sayısının Kültür sayfasında yukardaki haber yer aldı. MİZAHHABER editörü Cihan Demirci, Cumhuriyet Kültür servisinden kendisini arayan Özge Keskin'in sorularına çok daha ayrıntılı yanıtlar vermişti. Tabii gazetenin dar alanında haber kullanılırken oldukça kısaltılmış. Cihan Demirci, Mizah Dergiciliği tarihi üzerine yoğun bir emekle hazırladığı bir sunumun böyle bir tartışma kapısı açmasına seviniyor ama biliyor ki, Turgut Çevikerle kendisinden başka bu işlerle pek fazla ilgilenen yok ne yazık ki. Daha düne kadar Sn.Çeviker de dahil olmak üzere herkesce Diyojen olan "ilk" dergi şimdi Meğu olmuş, yarın bir başkası çıkıp ondan önceki bir yayını da ortaya çıkarabilir. Çünkü mizah tarihimiz araştırılmaya aç bir şekilde meraklısını bekliyor...
Diyojen mi, Meğu mu?
‘Mizah Dergiciliğimiz 140 Yaşında’ sunumu, mizah dergiciliğimizin başlangıç tarihi konusunda ikilem yarattı
ÖZGE KESKİN
Mizah yazarı ve karikatürcü Cihan Demirci’nin mizah tarihimizi konu alan “Mizah Dergiciliğimiz 140 Yaşında” başlıklı sunumu, mizah tarihimizdeki bazı boşlukları gözler önüne serdi. Demirci, bugüne dek Adana, İzmir ve İstanbul’da birçok mizahseverle buluşan bu görsel söyleşide, mizah dergiciliğimizin 1869’da “Diyojen”le başladığını öne sürüyordu, ancak mizah ve karikatür tarihimiz konusunda pek çok araştırmaya imza atan ve birçok kitabı yayımlanan Turgut Çeviker’e göre öncesi var: 1856’da yayımlanan ‘Meğu’.
ARAŞTIRILMAYI BEKLEYEN TARİH
(Kaynak: Cumhuriyet Gazetesi-18 Mayıs 2009-16.sayfa)
------------------------------------------------------------------
TİCARET
ÜNİVERSİTESİNDE
"MİZAHİ
İLİŞKİLER"
Zafer Temoçin ve Raşit Yakalı 11 Mayıs'ta Taş Kolejindeydiler...Bakırköy'de bulunan, Tarık Akan'a ait Taş İlköğretim Okulu, kültüre sanata özel önem veren sevimli bir okul. Geçtiğimiz Nisan ayında 11. kez bir kitap şenliği düzenleyen okul, 11-15 Mayıs 2009 tarihlerinde de "4. GÜLEN TAŞ MİZAH GÜNLERİ"ni düzenledi. 5 gün süren mizah günlerinde söyleşiler ve imza günleri düzenlendi. 11 Mayıs Pazartesi günü Cumhuriyet gazetesi çizeri Zafer Temoçin ile karikatürcü Raşit Yakalı okulun konuğu oldular. Okul salonunda bir karikatür söyleşisi gerçekleştiren Temoçin ve Yakalı daha sonra okul kütüphanesinde imza dağıttılar. 15 Mayıs Cuma günü ise, Mizah yazarı ve çizer Cihan Demirci okulun salonunda "MİZAH DERGİCİLİĞİMİZ 140 YAŞINDA" söyleşisini gerçekleştirdikten sonra okul kütüphanesinde çocuk kitaplarını imzaladı. Bu etkinliğin mimarlarından olan Kenan öğretmeni yukardaki fotoğrafta okul önünde görüyorsunuz...
İzmir Büyükşehir Belediyesi Engelliler Merkezi ile Karikatürcüler Derneği İzmir Temsilciliği' nin birlikte düzenlediği ve Belediye tarafından yenilenip düzenlenerek kültürel etkinlikler mekanı olarak tahsis edilen Tarihi Havagazı Fabrikası'nda 14 mayıs 2009 perşembe günü saat 14 ten itibaren gerçekleştirilen karikatür etkinliğinde, çizerler Abidin Köse, Birol Çün, Cemalettin Güzeloğlu, Turan İyigün, Sadık Öztürk, Şeref Güzel engelliler merkezi öğrencileri ile birlikte karikatür çizdiler, karikatür üzerine konuşup, sorularını cevapladılar. Yoğun ilgi gören etkinlikte Engelliller Merkezi'nden çizer Tolga Sakarya da hazır bulundu. (Karder İzmir)Karikatürcüler Derneği Trabzon Temsilcisi Adnan Taç, KTÜ. Fatih Eğitim Fakültesi Mahmut Goloğlu Oditoryumunda öğrencilere “Gençlik ve Sanat” konulu bir söyleşi gerçekleştirdi...
Karadeniz Teknik Üniversitesi, Fatih Eğitim Fakültesi Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi Bölümü ve İlköğretim Matematik Bölümü öğrencileri’nin “Topluma Hizmet Uygulamaları” dersi çerçevesinde hazırladıkları “Gençliği Sanat ile Buluşturmak” projesi kapsamında Karikatürcüler Derneği Trabzon Temsilcisi ve karikatür sanatçısı Adnan Taç Mahmut Goloğlu Oditoryumunda öğrencilere bir söyleşi gerçekleştirdi. Söyleşide gençliğin sanat ile barışık olmamasının üzerinde duran Adnan Taç, gençliğin her geçen gün sanattan uzaklaştığını, bilgiyi bir yük olarak görmeye başladığını, sorumluluk almayan, kendi dünyasını kurup, olup bitene kulaklarını tıkayan apolitik bir gençliğin yetiştiğini anlattı. Bu olumsuz gelişmelerin genç insanları kültürel birikimden, buna bağlı olarak da sanattan uzaklaştırdığını, kültürel yozlaşmaya doğru sürüklediğini söyledi. Gençlere, sanat derneklerinin etkinliklerini ve eğitim seminerlerini kaçırmamaları tavsiyesinde bulunan Adnan Taç, gerçek hayattan örnekler verdiği konferansın önemli bir bölümünde, gençlerin sanata ve sanat mekanlarına olan ilgisizliklerini birtakım mazeretlerin arkasına saklamamaları üzerinde yoğunlaştırarak kültürel yozlaşmadan söz etti. Bir toplumun kendi kültürünü hiçe sayarak başka kültürlerden etkilenmesi sonucunda bu yozlaşmanın yaşadığını, bunun sonucu olarak da başlangıçta yeme, giyinme ve konuşma kültürünün değiştiğini, eğlence kültürünün ağırlık kazanmaya başladığını açıkladı.18 Mayıs 2009 Pazartesi
TÜRKAN SAYLAN, bir güzel insan... Cehalettle savaşan bir eğitim neferi... Mücadeleyi son ana sürdüren bir ışıklı yürek... Bu ülkenin çağdaş, insanca, aydınlık güzel günleri için çırpındı, çabaladı... Ama ülkeyi örümcek ağı gibi sarmalamış bu YOBAZ DÜZEN onu da yok etmeyi başardı. Ona hak ettiği ölçüde sahip çıkamayan TÜRKİYE BU KEZ DE ZERRE KADAR UTANMAYACAK... 18 Mayıs Pazartesi günü onu sabaha karşı kaybettik... Gün gelir, devran döner, onun el verdiği kızların içinden de Türkan Saylan'lar çıkar umudundan başka bir şey yok teselli anlamında...
Bu fotoğraf ülke tarihine geçti demiştik MİZAHHABER'de... Artık MOLA isteyen, MOLLA İSTEMEYEN, NE ASKERİ NE SİVİL HİÇBİR TÜRLÜ DARBE İSTEMEYEN yürekli bir kadının mola isteme anıydı... Ama bu insafsız düzen, ona mola verdirmedi, onu da pek çok önemli değeri gibi erkenden yolcu ettirdi... Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği gibi onurlu bir derneği geride bırakan Türkan Saylan, hayal kurdu ve kurduğu hayalleri hayata geçirdi. Hayallerini çoktan yitirmiş bir ülkenin, korkak, ezik, büzük, zavallı fertleri, kendileri "hayal" gibi yaşadıklarından onu anlayamadılar... Bir yürekli kadın, karanlığın, yobazlığın, dinbazlığın gerçek yüzünü göstererek gitti bize... Neler yazmadılar ki hakkında, ne iftiralar attılar... Pensilvanya'dan kumandalı yaşayan, utanma duygusu kalmamış yobazlar onun annesinin İsviçreli oluşunu bile saldırı konusu yaptılar...
Onun hakkında "dinci" geçinenlerce yazılan iğrenç yazıları unutmayın desek de biliyoruz ki bir başka cinayete dek unutacaksınız... Ne zaman ki bu unutma duygusu silinecek, devran dönecek, gün gelecek bu ülke o zaman onun ışığını yeniden görecek... Sevgili Türkan Saylan, cehaletle savaşının mizahçı olarak takipçisi olacağız. Mizah dediğimiz güzellik de cehaletle savaştır, karanlıkla mücadele alanıdır... Bu ülke seni bir süre sonra unutabilir ama bizler yaşadıkça unutmayacağız, daha çağdaş bir ülke için yazarak-çizerek mücadeleye devam edeceğiz...
MİZAHHABER - CİHAN DEMİRCİ
17 Mayıs 2009 Pazar
Musa Kart'ın 17 Mayıs 2009 Pazar günü Cumhuriyet'te yayınlanan karikatürü...15 Mayıs 2009 Cuma

Zafer Temoçin'in 15 Mayıs 2009 Cuma günü Cumhuriyet'te yayınlanan karikatürü...
13 Mayıs 2009 Çarşamba

29 Nisan'da yayın hayatına atılan, Karikatürcü-yayıncı Mehmet Duru tarafından çıkarılan DELİDOLU mizah dergisi, hayatın içinde yaşayan bir mizah yapmaya özen göstererek, mizah dergilerinin son yıllarda küçük gruplar ve klikler içine sıkışmış marjinal halinden uzakta durmaya çalışacak. 3. sayısı çıkan Delidolu kendisini; "Herhangi bir mizah dergisinden ayrılanların çıkarmadığı dergi" olarak tanımlıyor. DELİDOLU dergisi özellikle genç karikatürcü-mizah yazarları adaylarına şans vererek, yer vererek, onlara telif ödeyerek, yepyeni isimlere yeni bir mizah kapısı açmayı planlıyor.
Derginin kadrosunda: Mehmet Duru, Derya Sayın, Cihan Demirci, Mustafa Kocabaş, Salih Salı, Cemil Açıkkol, Serhat Özev, Sadık Pala, Serdar Günbilen, Ömer Fikret Şen, Mehmet Sevinç, Hatice Özbay, Cem Duru, Sinan Arık, Yaşar Gürsoy, Ümit Kireççi, Emre Özkan, Kader Altınova, Erdoğan Oruç, Özgün Uysal, Saadet Yalçın gibi hem deneyimli ustalar hem de genç ve yeni isimler bulunuyor. Bu isimlere kısa sürede pek çok deneyimli ustanın ve genç ismin de ekleneceği dergi tarafından belirtiliyor.
Dergi ile ilgili haber ve gelişmeleri, Facebook'taki dergi grubundan da takip edebilirsiniz. Derginin Facebook'taki grup adresi şöyle: http://www.facebook.com/album.php?aid=72193&id=717532560&ref=mf#/group.php?gid=75936556967
Derginin site adresi: www.delidoludergi.com
Dergiye ulaşmak için mail adresi: delidoludergi@gmail.com
12 Mayıs 2009 Salı

ARŞİV SANAT; TRT'nin elindeki müthiş arşivden de yararlanarak hazırlanan,TRT-2'de yayınlanan güzel bir program fakat yayın saati sabahın körü ne yazık ki... TRT-2 son dönemde böyle programları en izlenmeyecek saatlere koyuyor. Bir bildikleri olmalı!!! Arşiv
Söyleşi mekanının adresi: :Doğuş Üniversitesi Tiyatro Salonu Zeahmet Sok. No: 2 Acıbadem, Kadıköy/ İstanbul... Telefon: 0216-544 55 55... Ulaşım krokisini şu bağlantıdan görebilirsiniz: http://www.dogus.edu.tr/unv/Main/tr_6_1.aspx
Dernekten alınan bilgiye göre; Mayıs ve Haziran ayı içersinde, "Gazete Karikatürcülüğü", "Karikatür ve Edebiyat", ile "Dergi Karikatürcülüğü" konu başlıklarıyla başka paneller de yapılacak. "29. Uluslararası Nasreddin Hoca Karikatür Yarışması" etkinliğinin ardından Eylül, Ekim ve Kasım aylarında da söyleşi veetkinlikler sürdürülecek... Karikatürün ve karikatürcünün dağ gibi yığılmış pek çok sorununun olduğu, mizah dergileri dışında kalmış çizerlerin işsiz gezdiği bir ortamda umarız böyle renkli panellerin yanı sıra; mesleki sorunlara değinen etkinlikler de gerçekleşir...
11 Mayıs 2009 Pazartesi
ŞanlıUrfa'nın Harran Üniversitesi Bahar Şenliklerinde karikatürcü İbrahim Tapa "İstanbul" karikatürlerini sergiledi ve bir söyleşi gerçekleştirdi.
Karikatürcüler Derneği ve Karikatür Müzesi’ni temsilen Şanlı Urfa'ya davet edilen İbrahim Tapa Harran Üniversitesi’nde Mizah ve Karikatür üzerine bir söyleşi yaptı. “İstanbul Karikatürleri” sergisini açtı. Derneği ve müzeyi anlattı. Folklor gösterileri, seminerler ve sergilerden oluşan şenliklere ŞanlıUrfa’lılar ve öğrenciler büyük ilgi gösterdi. Büyük ve modern bir kampüs olan Osmanbey yerleşkesindeki şenlikler 7-8-9-10 ve 11 Mayıs tarihlerinde gerçekleşti. Bu yıl 10.su düzenlenen şenliklere geçen yıl Raşit Yakalı katılmış ve sergi açıp söyleşiler yapmıştı.
10 Mayıs 2009 Pazar

İzmir’in şirin ilçesi Karaburun’da, Kamil Masaracı'nın girişimiyle açılan Karikatürlü Ev’de heyecanlı günler yaşanıyor... Çocuklarla sürdürülen karikatür çalışmaları meyvelerini vermeye başladı. Karaburun festivalinde açacakları serginin sonuna yaklaşılırken, bu karikatürlerden kartpostalda basılacak. Karikatür kurslarını yürüten İzmirli çizer Mustafa Yıldız, serginin yanı sıra bazı yarışmalara katılmak için çocuklarla çalışmaları devam ediyor. Karikatürlü Ev’de yeni bir sergi açmanın telaşı da sürüyor. “Kent ve Yaşam” konulu karma sergide yerli ve yabancı çizerler bulunuyor. Açılışı 19 Mayıs’ta yapılacak sergide portre karikatür çizimleri de yapılacak. Karikatürlü Evin bu organizasyonlarını Ali Karayel üstlenmiş durumda... Umarız Karikatürlü Ev, daha geniş kapsamlı çalışmalara ve etkinliklere de imza atarak bu çocukça heyecanını hep sürdürür...
09 Mayıs 2009 Cumartesi
Ergin Gülen Yağlıboya karikatürler Sergisi; 12 Mayıs 2009 Salı günü Saat: 17.30'da Odunpazarı semtindeki Eğitim Karikatürleri Müzesi’nde açılacak.
Eskişehir'deki Eğitim Karikatürleri Müzesinin sergi yağmuru tüm hızıyla devam ediyor. Bu kez sırada Ergin Gülen'in yağlı boya karikatürlerinin sergisi var...Ergin Gülen,Türkiye’de yağlı boya tarzıyla karikatür yapan ilk sanatçı. Karikatürün sadece dergi ve gazetelerde yayımlanan bir sanat eseri olmasını yeterli bulmuyor, insanların karikatüre sahip olmasını ve onu evinin bir köşesine asabilmesini de istiyor. “Bunu sağlamak için karikatürün, esprisi, çizgisi yanında, bir de görsel ağırlığı olmalı. Bunu da ancak tablo boyutlarında, atılmaya kıyılamayacak yapıt özelliği taşıyan yağlıboya karikatürler verebilir“ diyor. Çalışmalarını aralıksız sürdürmekte olan Ergin Gülen; ''Ana sanat dalı olan resimdeki arayışlar ressamları karikatürün sınırlarını zorlamaya ve hatta zaman zaman o sınırı aşmaya vardırınca, karikatüristler de karikatürden çıkarak resmin sınırını zorluyor. Ben onu yeni bir boyuta soktum. Ama yağlı boya eserlerimi oluştururken karikatürün tüm kalıplarına da sadık kaldım'' diyor.O, yaptığı yağlıboya eserleri sergilerlerle 13 kez izleyicinin görüşüne sunmuş.
14. kişisel sergisinde Eskişehirli sanatseverlerle tanışıyor. 12 Mayıs Salı günü açılacak serginin süresi bir hayli uzun; sergi 30 Haziran’a kadar sürecek.
Ergin Gülen; 1936 yılında İznik’te doğmuş. İlk karikatürleri 1957 yılında İzmir’de Yeni Asır gazetesinde yayımlanmış. Dolmuş, Tef, Pardon, Deve, Atmaca, Çivi, Karakedi, Çarşaf gibi dergilerde Hürriyet, Yeni Yüzyıl gibi gazetelerde çalışmış. 13 yıl Çarşaf mizah dergisinde mizahçı ve karikatürcü olarak görev yapmış. Ulusal ve uluslararası yarışmalara katılmış, çeşitli ödüller kazanmış. Bir dönem çizgi film çalışmaları da yapan Gülen; Eşi Nurdoğan Gülen ile birlikte Çarşaf dergisi serüvenini anlatan “Şaka Satıcıları” adlı yarı belgesel kitap yayımlamış. Karikatürcüler Derneği yönetiminde bulunmuş. 2004 yılında Mizah Üretenler Derneği’ni kurmuş, halen bu derneğin başkanlığını yürütüyor.
07 Mayıs 2009 Perşembe

Ercan Akyol'un 7 Mayıs 2009 Perşembe günü Milliyet'te yayınlanan karikatürü...
05 Mayıs 2009 Salı
İlk sayısı 29 Nisan'da yayınlanan yeni mizah dergisi DELİDOLU'nun 2. sayısı 6 Mayıs 2009 Çarşamba günü piyasada olacak. Derginin kapağı önce MİZAHHABER'de... DELİDOLU, 2. sayısının kapağında, bundan 37 yıl önce, 6 Mayıs'ta bu ülkenin astığı üç yürekli, üç onurlu fidanı anıyor... Onlar bu ülkenin güzel günleri için hayatlarını yitirdiler...Bizler de MİZAHHABER olarak, bu utanç gününün 37. yılında; 3 gözüpek DEVRİMCİYİ; DENİZ GEZMİŞ, YUSUF ARSLAN ve HÜSEYİN İNAN'ı sevgiyle,saygıyla ANIYORUZ...

Musa Kart'ın 5 Mayıs 2009'da Cumhuriyet'te yayınlanan karikatürü...
03 Mayıs 2009 Pazar
Türk karikatürünün renkli ustalarından Eflatun Nuri Erkoç, 2008 yılının 3 Mayıs günü, yaşamını evinde yitirmişti. Eflatun Nuri Erkoç, aramızdan ayrılalı, 3 Mayıs 2009'da bir yıl geçti bile... Zamanın hızına insan yaşamı çaresiz kalıyor. Daha evvelsi gün andığımız Altan Erbulak ustayı yitireli 21 yıl nasıl geçti ki?..

Halil İ. Yıldırım'ın çizgisiyle EFLATUN NURİ...
Bir yıl geçip gitti bile... Asıl adı Adil Nuri Erkoç olan Eflatun Nuri Erkoç 3 Mayıs 2008 Cumartesi gecesi yaşadığı evde hayata veda etmişti...81 yaşında hayata veda eden Eflatun Nuri Erkoç 1927 yılında İstanbul’da doğdu. Orta öğreniminden sonra bir süre Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’ne devam etti. Ekonomik nedenler yüzünden Akademiyi bitiremedi. İlk eseri 1942’de Akbaba dergisinde yayımlandı. Birçok dergi ve gazetede çizdi. Karikatürleri yurt dışında da uzun yıllar yayımlandı. 1969 yılında Yugoslavya’nın Üsküp şehrinde yapılan uluslararası yarışmada jüri özel ödülü kazandı. Uzun meslek yaşamında; Medet Siyasi Gazete, Vatan, İkdam, Ankara Ulus, Ege Ekspres, Yeni Asır, Demokrat İzmir gazetelerinin yanısıra Dolmuş, Devrim Dergisi, Yön Dergisi, Ant, Akbaba, Şaka gibi pek çok yayında çizdi. Londra’da kişisel sergi açtı. Bir dönem İzmir'de yaşadı ve Yeni Asır gazetesinin "Gıcık" adlı mizah ekinde çizdi. Gırgır ve Fırt dergilerinde de çalışan Eflatun Nuri Erkoç son yıllarda Öküz, Yeni Harman, Kaçak Yayın gibi dergilerde karikatürcülüğünün yanı sıra yazarlığını da gösteriyordu. Anıları 2005 yılında "Benim Adım Eflatun" adlı kitapta yayınlandı. 81 yılık ömrünü dolu dolu yaşayan Eflatun Nuri Erkoç son olarak Forum Edebiyat adlı edebiyat dergisinde yazılar yazıyordu... Yaşadığı anıları her anlatışında yeniden yazıp, mizahçı yaratısıyla renklendiren Eflatun Nuri, şimdi 28 yıl önce bu dünyadan göçen yakın arkadaşı Suavi Sualp'le birlikte kimbilir ne muziplikler yapıyor öte tarafta?..

Ercan Akyol'un 3 Mayıs 2009 Pazar günü Milliyet'te yayınlanan karikatürü...
01 Mayıs 2009 Cuma
Çok yönlü sanatçı Altan Erbulak; tiyatro oyuncusuydu, yönetmendi, şovmendi, komedyendi, sinemacıydı, karikatürcüydü, bilgisayar uzmanıydı, teknolojinin her alanına hakimdi, kameramandı, yazardı ve daha pek çok işin uzman ismiydi. Ama hepsi bir yana Altan Erbulak "Önce karikatürcüyüm" derdi. Yaptığı bütün işlerin hakkını veren usta sanatçıyı 1 Mayıs 1988'de, henüz 59 yaşındayken yitirmiştik...
Kızı Ayşe Erbulak'ın albümünden Altan Erbulak ve ailesi...
Cihan Demirci, birlikte çalışma onurunu yaşadığı, ustalarından biri saydığı ALTAN ERBULAK için Facebook'ta bir grup oluşturmuştu. 21. Ölüm yıldönümünde bu gruba şu yazıyı yazdı:
"Sevgili can ağabeyim ALTAN ERBULAK'ı yitireli bu 1 MAYIS'da tam 21 yıl geride kaldı... Zaman ne kadar da acımasız bir hızla geçiyor böyle.. Bu grupta şu an görünen 829 üye bence çok kıymetli... Altan ağabey, 1 MAYIS gibi bu ülkede hayatın durduğu bir günde öldüğü için, yitip gittiği gün daha da fazla kaynıyor. Ama bu grup, onu hala unutmayan dostları gösterdi bize. Geçen yıl 20. ölüm yıldönümünde, Karikatür ve Mizah Müzesinde, Altan ağabeyimizi, sevgili ailesi; Füsun, Sevinç ve Dağhan'la anmıştık. Norveç'teki Ayşe'nin yüreği yanımızdaydı. Bu müthiş sıcak insanı, bu hiperaktif ustayı, çok yönlü, komple sanatçıyı bir kez daha SEVGİYLE VE GİDEREK ARTAN BİR ÖZLEMLE BİR KEZ DAHA ANIYORUM...ONUN BİZE ÇAKTIRMADAN BIRAKTIĞI, O HEYECANLI DURUŞ, ülkeyi örümcek gibi saran HER TÜRLÜ YAMUK VAZİYETE RAĞMEN SÜRÜYOR... Başta ailesi olmak üzere Altan Erbulak grubuna katkı sağlayan herkese teşekkürler..."
MİZAHHABER olarak sevgili Altan Erbulak'ı biz de sevgi ve özlemle anıyor, Facebook üyeleri için Altan Erbulak grubunun link adresini bir kez daha veriyoruz: http://www.facebook.com/profile.php?id=1414061665#/group.php?gid=8363148033&ref=ts
İŞÇİ VE EMEK
ERCAN AKYOL-MİLLİYET
BİROL ÇÜN
LEVENT DAĞAŞAN
MEHMET SELÇUK
İSMAİL DOĞAN-BELÇİKA
"Dünyanın Bütün Asık Suratlıları Dağılın" sloganıyla BEKSAV tarafından yayınlanan aylık mizah dergisi Şarlo'nun ilk sayısı 1 Mayıs'ta çıktı."Politik" bir mizah dergisi olduğunun altını çizen Şarlo'da çizgileriyle ve yazılarıyla; Vahit Akça, Bülent Karaköse, Halil İncesu, Aşkın Ayarncıoğlu, Mustafa Yıldız, Yaşar Fırat, Ali Kamuran, Ulaş Boğan, Mert Gürkan, Muzafer Oruçoğlu, Yılmaz Okumuş, Hasan Seçkin,Orhan Terzioğlu, Kemal Gönen gibi isimler bulunuyor...

Anadolu Karikatürcüler Derneği’nin düzenlediği “Eşekli Karikatürler Sergisi”nin açılışı, Bursa Şefik Bursalı Sanat Galerisi’nde, 14 Mayıs Perşembe günü, saat 17.30'da gerçekleşecek. Sergide dernek üyelerinden; Ahmet Aykanat, Ahmet Esmer, Altay Özeskici, Bilgehan Anıl, Cüneyt Şenyavaş, Dinçer Köksal, Gökhan Cengiz, Gökhan Hançer, Irmak Ataberk, Kemal Akkoç, Kürşat Zaman, Lütfü Çakın, Mehmet Kahraman, Mehmet Oral, Mehmet Zeber, Orhan Terzioğlu ve Ruhi Bulduk'un eserleri yer alıyor. Sergi 14 Mayıs- 20 Mayıs 2009 tarihleri arasında karikatürseverlerin beğenisine açık olacak.
Açılış kokteyli: 14 Mayıs 2009 Saat:19.00
Yer: Şefik Bursalı Sanat Galerisi – BURSA
Sergi süresi: 14- 20 Mayıs 2009
İletişim tel: 0 224 235 65 00
www.anadolukarikaturculerdernegi.org
Seçim sonuçları belli oldu, partiler bir puana razı oldular.
Ben sana dedim, deniz kıyılarından korkuyorum, kırmızı hissediyorum açmayayım.
Anadolu’ya bak, onlar mavi hissediyorlar dedim.
Yok, ben İzmir’i istiyorum, yok ben padişahım, al sana…
O zaman napalım, kırmızılara saldıralım.
Kırmızıların bilinçaltına inin, bilinçli olarak…
Bilinçaltına indik, bi şey çıkmadı, bütün komşularımızda çıkıyor, bizde neden çıkmıyor?
Bilinçaltında kırmızı buzağı arama!
Seni rüyamda gördüm, çağdaş yaşamı destekliyordun, gizli tanık da aynı rüyayı görmüş, destekliyormuşsun, haydi çağdaşlar nezarete…
İçim dışım sağım solum sobe!
İçindeki kırmızı çocuğu tutukluyoruz, evet evet tutuklanmalı, ama hep islamcılar konuşuyor, döneklerin sesi az çıkıyor, kızıyorum ama…
İçimdeki ılımlı İslamcı, her devrin çocuğu duruyor ama…
Ha işte! Onlarla idare edersin, hatta içindeki 80’lik sapık bile duruyor, bak ona da dokunmadık.
İçindeki çocukluk aşkını tutukluyoruz, sen de aşk, eş durumundan tutuklanıyorsun.
Bence yüreğinin götürdüğü nezarete git…
- İçinden bi sayı tut.
- Altı
- Altı oka benziyor, hem de altılı oynuyordu… Alın içeri
- Şu kırpık bıyık da içinden altı tutmuştu
- O imanın altı şartını tuttu, hem o içindeki çocuğu hurma ve zemzemle beslemiş, içindeki çocuk nur yüzlü… Kaç yıldır deniz fenerinde yaşıyo…
Hayalinde kırmızı pancurlu ev satın alıyordu tam o sırada yakaladık.
O pembe… Valla burada kırmızı çıkmış.
Hayallerine çivi bile çakmamış, pembe evi nasıl alıcan? Finansör kim?
Pembe hayallerden mutlu yarınlara, dikey geçiş yapacaktım, ‘teğet’ geçmişim,
Pembe hayallerine bir çift sözüm var.
İçin sana söylüyorum, dışındaki laikler sen anla…
Su testisi suyolunda kırılır; gebelik testini çözdü, içindeki çocuk 9 doğuruyor çıktı.
9 doğurduğuna göre içindeki çocuk kimden testini çözdü, laikler çıktı…
Ben denedim oluyor, gerçekten işe yarıyor, 7 kişiyi gözaltına gönder, şansın açılsın mutu ol!
Yüzü kızarmıştı, araştırdık, batı kıyılarında bronzlaşmış olduğunu anladık, hemen içeri aldık…
Parti sinyal veriyo, bi doktora gitseniz… Parti çağdaşlığa yanıt vermiyor.
Hayallerinizde hiç türbanlı kadına rastlanmadı, ne biçim hayal lan bu! Çağdaşlık ha!!
İçindeki kırmızı çocuğun tutukluluğunun devamına karar verildi…
Metin Akbulut




.jpg)















foto-Ayd%C4%B1n+G%C3%BCnd%C3%BCz-.jpg)






















