1 Mayıs 2020 Cuma

CİHAN DEMİRCİ ALTAN AĞABEYİNİ YAZDI: "ALTAN ERBULAK'SIZ. 32 YIL"


Bu yıl ölüm yıldönümünde Altan Erbulak ağabeyle ilgili iki ayrı yazı hazırladım...Bunlardan birincisi; Cumhuriyet gazetesinin Ciddiyet Mizah sayfasına 1 Mayıs 2020 tarihli "Damdaki Mizahçı" yazım, bu yazı elbette alanı nedeniyle kısa bir yazı oldu. Diğer yazıyı Karikatürcüler Derneği sitesi ve Mizahhaber için ortak bir yazı olarak uzunca bir şekilde hazırladım. Şimdi sizlerle bu yazımı paylaşıyorum... (C.D.) 


ALTAN ERBULAK…  Yazar-çizerlik hayatımda kapı açan ender ustalardan biri… Unutulmaz, sımsıcak yürekli, içten, enerjik, yerinde duramayan, yetenek fazlası olan müthiş bir ağabey… 

Bu yıl ölüm yıldönümünde onunla Onunla yazar-çizerliğe henüz adım attığım 1978 yılı başlarında Fırt mizah dergisinde tanıştığım için bendeki yeri ayrıdır. Onu Oğuz ağabeyden bile önce tanımıştım. Henüz 16 yaşına bile basmamış bir liseli olarak beni ciddiye almış ayaküstü sohbet etmişti. Sonrasında Milliyet gazetesinde onu birkaç kez ziyaret ettim. 1985-1986 yıllarında ise Güldürü Üretim Merkezi adlı mizah üreten kurumda, patronlarımızdan Müjdat Gezen’in başımıza getirdiği usta olmuştu. Onun kadroya katılması tüm ekibi bütün mutlu etmişti, çünkü hayat dolu, bir insandı. Öylesine yetenek fazlası vardı ki, hakkıyla yapmadığı bir iş yok gibiydi. 


Kimseler pek bilmez ama, ülkemizin BBC’den diplomalı ilk kameramanı o’dur örneğin. Mesleklerini bu yazıya sığdırmak çok zor ama öncelikle bir karikatür ustasıydı ve her yerde altını çize çize; “Benim ilk işim karikatüristlik” derdi. Bakın, Altan Erbulak, Yalçın Pekşen'in 1979'da Cumhuriyet'te kendisiyle yaptığı bir röportajın sonunda şöyle der:

" Son olarak niçin karikatürü sevdiğimi söylemek istiyorum… Ne kadar kötü çizersem çizeyim, konusu da kötü olabilir ama yaptığım şey tek başıma benim... Biraz bencillik bu. Karikatürde şimdiye kadar hiç olmamış bir şey yaratmak vardır ve bunu tek başıma çizmek bana fazlasıyla zevk vermekte, onun için karikatürü birinci planda tuttum. Çünkü yetenek denen olay en çok bu işin içinde vardır. Çok önemli bir yanı da kalıcı olması… "


Altan Erbulak Kocamustafapaşa'dak Çevre Tiyatrosu yıllarında tiyatro ekibiyle... 


Müthiş derecede sahne sıcaklığı olan, özgün bir tiyatro oyuncusuydu… O sıcaklığı perdeye taşıyan bir film oyuncusuydu… Usta bir komedyendi… İyi bir yönetmendi… Renkli bir şovmendi… Harika bir sunucuydu… Mizah duygusu doruklarda gezen bir gazeteciydi… Sıkı bir mizah yazarıydı… Sağlam bir senaristti…

Kimse bilgisayar nedir bilmezken o bilgisayar uzmanıydı… Yerinde duramayan bir enerji küpüydü.  Bu saydığım işleri öylesine yapanlardan da değildi üstelik, hepsini hakkıyla yapardı ama ortalıkta “Ben her şeyi bilirim” havasıyla da dolaşmazdı asla…

Daha kimselerde bilgisayar yokken, Altan abi TRT-2 televizyonunda ‘Bilgisayar Dünyası’ programı yapmaya başlamıştı 1988 yılının hemen başlarında…Ne yazık ki bu sımsıcak yüreği, fazla enerjiden yerinde duramayan bu kıpır kıpır müthiş insanı bizler 1 Mayıs 1988’de, henüz 59 yaşındayken ani bir kalp kriziyle kaybettik. Eğer o yıllarda by-pass denen ameliyat yapılabiliyor olsaydı Altan abi çok daha uzun yaşayabilirdi. Onu yitirdiğimiz 1 Mayıs 1988 gününü asla unutmam… Benim için kabus gibi bir gün olmuştu. Sanki ailemden çok yakın birini yitirmiş gibi gün boyu ağlamış, kahrolmuştum. Zira henüz 26 yaşında bile değildim ve ölümlerle şimdiki kadar haşır-neşir değildim o dönemler… O sıralarda Altan ağabeyin yakın dostluğunu paylaşan 4 yakın arkadaş hemen Moda’da bir mekanda bir araya gelmiş, onu gözyaşları içinde andığımız bir masada gece yarısına dek sohbetle  uğurlamıştık…

Altan ve Füsun Erbulak... 


Ölümünün ardından bulduğum her fırsatta onu andım… Bu anmalarda zaman zaman ailesi de yanımızda oldu. 2008 yılında, 3 Nisan 2008 tarihinde, ölümünün 20. yılında, Karikatürcüler Derneği’nin Mizah Haftası etkinlikleri kapsamında o zamanlar Saraçhane'de bulunan Karikatür ve Mizah Müzesinde özel sunumlu bir söyleşiyle, ailesiyle birlikte anmıştık Altan ağabeyi... Yönetip, konuşmacı olarak katıldığım müzedeki Altan Erbulak söyleşisinin diğer konuşmacıları; Altan Erbulak'ın eşi Füsun Erbulak, kızı Sevinç Erbulak ve İbrahim Tapa idi. Söyleşinin sürpriz ismi ise oyuncu torunu Dağhan Külegeç olmuştu. Oldukça renkli anılar, anekdotlarla Altan Erbulak'ın her yönüyle aktarıldığı bu keyifli söyleşiye zaman yetmemişti. Söyleşinin sonunda özel olarak hazırladığım "Bir Sıcak Kahkaha" adlı slayt sunumunu da yapmıştım. Söyleşi sonrasında müzenin sergi salonunda "Altan Erbulak Karikatür Sergisi" açmıştık.



1 yıl sonrasında 24 Ekim 2009 tarihinde Karikatürcüler Derneği onun anısına bir “Altan Erbulak” karikatür albümü yayınladı ve bu albümün buluşmasını o zamanlar Sultanahmet’te Yerebatan Sarnıcı’nın çıkışında bulunan Karikatürcüler Derneği merkezinde ve sergi salonunda yaptık. Eşi Füsun Erbulak ve kızı Sevinç Erbulak konuğumuz oldular. Pek çok karikatürcünün katılımıyla Altan ağabeyimizi anılarla, anekdotlarla andık. 2 Ağustos 2010 tarihinde bu kez Ortaköy meydanında Beşiktaş Belediyesinin “Ustalara Saygı” gecelerinden birinde kalabalık bir izleyici ve konuşmacı kadrosuyla andık Altan ağabeyimizi. An geldi Balıkesir Üniversitesi çağırdı bizi, 11 mayıs 2010 tarihinde, tüm ailesi ilk kez tam kadro bir arada bir şekilde, benim de katılımımla Balıkesir Üniversitesinde, tıka basa bir şekilde dopdolu bir salonda, müthiş bir söyleşiyle andım gene Altan ağabeyimizi. 5 Ocak 2012 tarihinde Cine-5 televizyon kanalında yayınlanan “Altan Erbulak” belgeseline konuk olarak katılıp, Altan ağabeyi anlattım. Yazdığım-çizdiğim dergilerde 1 Mayıs tarihi geldi mi onu hep andım. Sanırım bu kadar çok andığım kimse olmamıştır, bu da Altan ağabeyin yarattığı sevginin karşılığıdır.  Tüm bunların dışında ben onu 5 Mayıs 2012 tarihinde Antalya’da o dönem gerçekleştirdiğimiz Antalya Karikatür Yarışmasının ödül töreni sırasında özel bir söyleşiyle andım. Son yıllarda büyük kızından kaynaklanan sorunlar nedeniyle ne yazık ki ailesinden biraz uzak düşsem de Altan ağabey hep yüreğimde…


Altan Erbulak, haftalık GÜMGÜM mizah gazetesinin yayına başlamasının kutlandığı yemekte, GÜMGÜM'ün yazar-çizer kadrosuyla...(Kasım 1985) 

Yıl; 1985’ti, yaz aylarındaydık… Müjdat Gezen’le Kandemir Konduk’un sahibi olduğu Güldürü Üretim Merkezi’nde hem karikatürist hem de mizah yazarı olarak çalıştığım bir dönem…O sıcak yaz günlerinden birinde Taksim, Elmadağ’daki o oldukça renkli işyerimizin kapısı açıldı ve karikatürist arkadaşlarla çalıştığımız o büyükçe salona patronumuz Müjdat Gezen ağabey her zamanki hızlı ve aceleci tavrıyla girdi ve; “Çocuklar, müjde!.. Artık başınızda usta bir ağabeyiniz olacak.. Onun denetiminde bundan böyle daha iyi karikatürler çizeceksiniz” dedi…

Bu sözlerin sonrasında salondaki çizer arkadaşlar bir an birbirimize baktık, zira hepimiz profesyoneldik, bu saatten sonra bir ustanın yeniden denetimine girmek doğrusu pek hoşumuza gitmemiş olacaktı ki yüzlerimiz biraz ekşidi o an…

Fakat bu sözlerin hemen ardından Müjdat ağabey; “İşte başınıza gelen usta ağabeyiniz, şimdi huzurunuzdaaa”  dedi ve salona o müthiş sevimli ifadesiyle sevgili Altan Erbulak giriverdi… O andaki sevincimizi asla unutamam… Bütün çizer arkadaşlar bir anda ayaklanıp Altan ağabeye sarıldık…Başlangıçta yüzlerimizde beliren o ekşimenin yerini öylesine içten bir sevinç almıştı ki anlatması zor… İçeri o sıcak kahkahasıyla giren Altan ağabeyi zaten çok yakından tanıyorduk, ya da öyle sanıyorduk…



Sevgili Altan ağabeyle birlikte çalışmak öylesine büyük bir zevkti ki bizim için… Sanki o anda mesleğe başladığımız ilk günlere yeniden döndük ve hiç yüksünmeden o büyük ustanın masasında alır olduk artık soluğu… Altan ağabeyin beğenmediği karikatürleri bir kez daha, bir kez daha çizdik, ki o beğenene kadar… Ama bu bizi öylesine mutlu ediyordu ki, çünkü Altan abi benim bu ülkede tanıdığım bileği en güçlü çizerlerin belki de en başındaki insandı… O öyle eskiz filan yapmazdı, kurşunkalemle falan iki saat yerleştirmelerle uğraşmazdı, eline aldığı rapido kalemiyle anında yerleştirirdi bir karikatürü ve müthiş bir desen ustasıydı aynı zamanda…
   Ve GÜM çizerleri bizler, sevgili Altan Erbulak ağabeyimizle Milliyet gazetesinin “Renk” ilavesine “TEF” adlı bir mizah sayfası hazırladık o dönemde… GÜM’ün o güzel salonu Altan abinin aramıza katılmasıyla bir başka güzel olmuştu… Altan abi de çok hoşnuttu bu durumdan, zira o dönemlerde karısının yazdığı bir kitap nedeniyle yaşadıklarından ötürü Marmaris’te inzivaya çekilmiş bie haldeyken o bulup GÜM’e getirmişti sevgili Müjdat ağabey ve çok da iyi yapmıştı…


Altan ağabeyden Okifax anısı…

Elektronik aletler konusunda bir öncüydü Altan abi…Biz her türlü elektronik aleti ilk onda gördük hep.. 80’li yıllarda İstanbul’da bayağı karlı bir kış olmuş, adeta hayat durmuş, kimse evinden çıkıp işine gidememişti bir kaç gün boyu… İşte böylesine hayatın durduğu, kimsenin çalıştığı gazeteye bile ulaşamadığı bu günlerde Milliyet’in spor sayfasına bir de baktım ki Altan ağabey gene karikatürünü çizebilmiş…Fakat karikatürün altına; “Okifax+Altan Erbulak” diye bir imza atmış…O zaman; “Allah allah Altan abi acaba Okifax diye bir Japonun esprisini mi çizmiş?” diye düşünmüştüm saf saf…Çünkü o dönem bizler henüz “Faks” diye birşey bilmiyorduk…Bizler henüz faks nedir bilmezken Altan abi, o karakışta evinden faksla karikatürünü yollamayı başarmıştı… Köşeyazarları bile yazılarını gazetelerine ulaştıramamışlar, köşeleri boş çıkmıştı o günlerde…O imzadaki “Okifax” da Altan abinin faksının markasıydı işte… Okifax’ı espriyi veren bir Japon zannettiğimi daha sonra kendisine söylediğimde karşılıklı olarak epeyce gülmüştük…



Çizerliğe ve oyunculuğa adım attığı yılları anlatıyor…

Bakın şimdi Altan Erbulak, önce çizerliğe, ardından oyunculuğa adım attığı yılları ve sonrasını nasıl anlatıyor:

“ Babıali’ye 16 yaşlarında geldim ama ilk karikatürümü 19 yaşında yayınlatabildim. Karikatür ve gazetecilikle başladım her şeye. Tiyatro bunların ardından geldi. Pek çoklarına göre geç sayılır. 1957 yılında, yani n’oluyor, 28 yaşındayken, ilk kez Küçük Sahne’de Haldun Dormen Tiyatrosunda profesyonelliğe adım attım. 1954’lerde İstanbul Üniversitesinin gençlik tiyatrosunda ilk oyunculuk denemelerim gerçekleşmişti. Babıali maceram aslında klişecilikle başladı diyebilirim. Yani ciğerlerime önce mürekkep kokusu çektim. 1957’lerden başlayarak onlarca oyunda oynadım, 70’i geçmiştir sanırım. Bu oyunlar içinde en çok keyif alarak oynadığım oyunu soruyorsun, söyleyeyim. Aslında pek çok çıkar ama ‘Yüzsüz Zühtü’nün bende ayrı bir yeri var. Çünkü bu oyunda tam yedi ayrı karakteri canlandırmıştım. Bu kadar çok tipi oynamak bana çok keyif vermişti, o yüzden o oyundan acayip tad almışımdır. Televizyonda olsun, tiyatroda olsun aslında oyunculuktan çok, sahnenin, kameranın arka tarafını seviyorum ben. Yani işin mutfak kısmı daha çok hoşuma gidiyor, zevk veriyor. Sinemayla aram tiyatro kadar iyi olmadı diyebilirim. Bu biraz da Türkiye’deki sinema düzeyini pek sevmememden. Sinemamızı yozlaşmış buluyorum. Edebiyat benim bir başka tutkum ama çizerliğim yazarlığımın önünde gelir her zaman. Radyo dinlemeye ayrı bir merakım vardır. Radyomu yanımdan hiç ayırmam. Müzik dinlemeyi çok severim. Türk müziğiyle büyüdüm ama en çok sevdiğim müzik türü; Caz’dır. Biliyorsun tekniğe ve elektroniğe merakım fazladır. Ancak bu konularda süper amatörüm. Gerçi makineleri dağıttığımda toplayabiliyorum ama kendimi bir türlü toplayamıyorum. Epeyce dağınık bir insanım. Giyinmekle, üst-başla pek aram yok. Sanırım 50’lerin başlarından beri blucin pantolon giyiyorum. İçki dersen aram hiç hoş olmadı içkiyle. Biradan başka içebildiğim içki pek yok. Sporu seviyorum, fırsat buldukça, ara-sıra koşmaya çalışıyorum. Bir şey diyeyim mi benim tavla ya da kağıt oyunlarıyla da aram iyi değildir. Tavlayı 35’imde filan öğrendim. Bazen zaman yetmiyor, dedim ya çok dağınığım. Zaman yetmediği zamanlarda kendime hayali zamanlar yaratıyorum. Ama bu kadar çok çalışmaktan hiç şikayetçi değilim. Çünkü ben çalışarak dinlenmeyi tercih ettim bir kere…”
   Sevgili Altan ağabey, dediği gibi “çalışarak dinlenenlerden” oldu hep. Hatta çalışma masasının arkasında, hiç unutmadığım şu yazı yazardı: “Paslanacağınıza yıpranın!..” O bu anlamda bir an olsun durmadı ve keyifle yıprandı.


Altan Erbulak’tan bir futbol anısı …

   Sevgili Altan ağabeyden dinleme şansı da bulduğum müthiş bir anı var şimdi sırada. Bu anıyı son dönemde Sunay Akın onu anlatırken seslendiriyor sahnede...

   “Basın kartımı yeni almıştım. Yaşım henüz 19... Çok da genç gösteriyorum, çocuk gibi görüyorlar beni. İnönü Stadı'na maça gideceğim. Malûm basın tribününe gideceğim, yalnız kapıdaki adamın beni görünüşüme bakıp içeri sokmamasından korkuyorum. Kapıya geldim cesaretim iyice yıkıldı. "Bu adam beni almayacak" dedim kendi kendime, beynimde bir ışık çaktı. Hemen ilk ve son kez bastırdığım kartvizitimi çıkardım cebimden, arkasına stadın o zamanki müdürü. Şazi Bey'e bir not yazdım:

"Şazi beyciğim, gelen çocuk arkadaşımın oğludur, ilgilerinizi rica ediyorum" ve bir de Altan Erbulak diye imza attım. Adama kartı uzattım, baktı baktı;

"Yok oğlum olmaz, bu kadar basit mesele için ben Şazi Bey'i rahatsız edemem. Ama madem koskoca Altan Erbulak'tan kart getirmişsin geç içeri" dedi ve ben kendi kartımla kendimi maça soktum."

   Altan ağabey motorsiklet kullanmayı pek severdi, işe onunla gelirdi, karikatür çizerken tarama ucu değil rapido kalem kullanırdı ve kurşun kalem filan pek yapmadan, hatta sohbet ederken nerdeyse kağıda bile bakmadan çizebilen bir ustaydı. Motorsiklet de onun bu müthiş enerjisine en uygun araçtı sanırım, ben de şimdi o güzel abime bize veda edişinin 32. yılında, o motorsikletin ardından bir kez daha sevgi ve özlemle el sallıyorum…

Cihan Demirci - 1 Mayıs 2020  (Kaynak göstermeden kullanılamaz.) 


ALTAN ERBULAK'TAN GÖRSEL ANILAR... 


 Cihan Demirci'nin çeşitli yıllarda yazdığı ALTAN ERBULAK yazılarında üç tane örnek...


ALTAN ERBULAK ÖZGEÇMİŞ BİLGİSİ….

Altan Erbulak, 11 Kasım 1929'da Erzurum'da doğdu ve babasının subaylığı nedeniyle ilk ve ortaöğrenimini Anadolu'nun çeşitli kentlerinde yaptı. Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü'nü yarıda bırakan sanatçı, 1947'de Her Gün gazetesinde karikatürist olarak çalışma hayatına atıldı. Sonra sırası ile Vatan, Yeni Sabah, Akşam, Milliyet gazetelerinde, Tef, Akbaba, Fırt, Gırgır, Gümgüm gibi çeşitli mizah dergilerinde karikatür çizdi.

Hürmüz'le Cafer, Kibar Hırsız sanatçının Türk mizahına kazandırdığı karikatür tipleri arasında sayılabilir. Tiyatro oyunculuğuna Bakırköy Halkevi ve Cep Tiyatrosu'nda başladı. Profesyonel oyunculuğa 1957'de Dormen Tiyatrosu'nda adım attı. Kamp 17, Cengiz Han'ın Bisikleti, Bit Yeniği gibi birçok oyunda rol aldı. Midas'ın Kulakları operasında da sahneye çıkan Erbulak, Metin Serezli'yle 1971'de kurduğu Çevre Tiyatrosu'nda Yüzsüz Zühtü, Deli Deli Kulakları Küpeli oyunlarını sahneledi. Tiyatrosunu kapattıktan sonra 1980'lerden başlayarak çeşitli tiyatro topluluklarında oyunculuk ve yönetmenlik yapan sanatçı, güldürü tiplemeleri ve taklit yeteneği ile 1961'de İlhan İskender, 1982'de İsmail Dümbüllü ödüllerini kazandı. 1985 yılında Güldürü Üretim Merkezi ekibine katıldı. BBC'de televizyon eğitim kurslarına da katılan Erbulak, BBC’den kameraman diploması sahibidir. TRT için; Atılgan Gemisi, Deneme Televizyonu gibi programları hazırladı.

Sinemada çok sayıda filmde rol aldı ve ödüller kazandı. Ölümünden sonra adına, eşi Füsun, kızları Ayşe ve Sevinç Erbulak tarafından, yılın başarılı oyuncusuna verilmek üzere "Altan Erbulak Ödülü" konuldu. Tiyatro ve sinema oyuncusu, karikatürist, gazeteci ve şovmen Altan Erbulak, ölümü öncesinde TRT-2 kanalında Cumartesi günleri yayınlanan “Bilgisayar Dünyası” adlı bir programın sunuculuğunu yapıyordu.  1 Mayıs 1988'de İstanbul'da kalp krizinden öldü.

(CİHAN DEMİRCİ ARŞİVİNDEN DERLENMİŞTİR.)