29 Eylül 2010 Çarşamba

TEK KAFADAN
ÇOK SES
ÇIKARAN GÜLDÜRÜ :
KÜLAHIMA ANLAT

KÜLAHIMA ANLAT , bizim ZEKİ- METİNCE, HASTANE, YASEMİNCE gibi pek çok yoğun ilgiyle izlenmiş televizyon dizisinin yazarı ve oyuncusu olarak tanıdığımız ALİ ERDOĞAN ‘ın en uzun soluklu tek kişilik güldürüsü…

ALİ ERDOĞAN, 2001 de kurduğu KABARE DEV AYNASI TİYATRO TOPLULUĞU çatısı altında kendi yazıp yönettiği İLİŞKİME İLİŞME, SANSASYONUN KADAR KONUŞ, TIPKISININ AYNASI, YOLUMUZU BULALIM, İNSANOĞLU İNSAN, KÜÇÜK AMA ÖNEMLİ BİR ROL oyunlarını sergiledi.

Oynandığı günden bu yana 100 kez sergilenen KÜLAHIMA ANLAT güldürüsünde ALİ ERDOĞAN günlük hayattan aldığı birbirinden ilginç karakterlerin tamamını sahnede tek başına oynuyor…Modern meddah olarak tanımlayabileceğimiz bu gösteride ALİ ERDOĞAN bu karakterleri tek tek canlandırırken şivelerden taklitlerden de fazlasıyla yararlanarak ortaya yüzde yüz bizden, canayakın, sıcacık bir güldürü çıkarmayı başarıyor.

Seyirci tarafından beğenildiği için her sezon mutlaka onların isteği ölçüsünde KÜLAHIMA ANLAT’ı sergiliyor ALİ ERDOĞAN…Kendisi de bu oyunu sergilerken çok eğlendiğini söylüyor. Yalnız her sezon tek kişilik oyun formatında oynadığı KÜLAHIMA ANLAT ta bu sezon bir küçük değişiklik yapmış ALİ ERDOĞAN…Oyunun içine kısa kısa eğlenceli skeçler koymuş…Buna neden gerek duyduğunu ALİ ERDOĞAN şöyle anlatıyor: “Oyunlarımı izleyenler benden kurs vermemi istiyorlardı…Televizyon çalışmalarım yoğunlaştığından zaman ayıramıyordum buna…Baktım ki kurs verecek koşullar yok, dedim tiyatromun çatısı altında benimle birlikte çalışmayı isteyen gençlerden bir B takımı kurayım…Onlarla skeçler çalışayım..Hem arkadaşlar zaman içinde oynayarak pişsinler hem de gelecekte çalışacağım gençleri şimdiden keşfedeyim…Bunu hayata geçirdim…Birbirinden yetenekli gençlerle SİBEL ERKAN, MERDAN KARDAN ve CEYHUN DİRİBAŞ ‘la benim kaleme aldığım skeçleri çalıştım…KÜLAHIMA ANLAT oyunumun içine serpiştirdim…”

Genç oyuncuların skeçleriyle de süslenmiş KÜLAHIMA ANLAT güldürüsü oyun takvimi şöyle:
2 EKİM CUMARTESİ 20.30
9 EKİM CUMARTESİ 20.30
23 EKİM CUMARTESİ 20.30
30 EKİM CUMARTESİ 20.30
YER- KADIKÖY BARIŞ MANÇO KÜLTÜR MERKEZİ
GİŞE- 0216 418 95 49 – 0216 418 16 46

27 Eylül 2010 Pazartesi

AVUSTURYA'DA
"KARİKATÜRLÜ"
TÜRK
DÜŞMANLIĞI!

Irkçı partilerin giderek güçlendiği Avusturya’da Türklere karşı kışkırtıcı kampanyalarıyla tanınan aşırı sağcı Özgürlükler Partisi (FPÖ), 10 Ekim’de yapılacak Viyana seçimleri için başlattığı yeni kampanyasında yine Türkleri hedef aldı. Bu kampanya'da "Mustafa'yı Sapanla Vur" sloganlı karikatürler kullanıldı...

Hazırlanan seçim broşüründe karikatürlerle 1683 yılındaki Viyana kuşatması anlatılıyor. Kuşatmada bir Osmanlı paşası Viyana’daki Stephan Kilisesi’ne dev bir minare dikmeyi planlıyor. FPÖ Başkanı Heinz Christian Strache ise “kurtarıcı” rolüne girip küçük bir çocuğa, “Eğer Mustafa’yı sapanla vurursan, sana bir sosis hediye edeceğim” diyor. Çocuk sapanla Mustafa’ya nişan alıyor ve başarılı oluyor.
Karikatürde arkada Sosyal Demokrat Parti’nin (SPÖ) Viyana seçimlerindeki liste başı adayı Michael Haeupl de görülüyor. Haeupl, gülümseyerek “Türklerin gelişi beni ilgilendirmez” diyor.


Yeşiller: Türk düşmanlığı

Yeşiller Partisi liste başı adayı Maria Vassilakou, karikatürü “Korkunç bir Türk düşmanlığı” olarak niteledi. Kampanyanın çocukları başka çocuklara karşı kışkırttığını vurgulayan Vassilakou, FPÖ hakkında suç duyurusunda bulunacaklarını açıkladı. FPÖ Genel Sekreteri Herbert Kickl ise “Mustafa” ile genel olarak Türklerin değil, Viyana Kuşatması’nda Osmanlı ordularına komuta eden Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın kastedildiğini savundu. Kickl, tarihin karikatürize edildiğini, aslında savaşın çok daha korkunç geçtiğini belirtti.

(Haber kaynağı: 27 Eylük 2010-Celal Özcan-Hürriyet Gazetesi)

MEHMET SELÇUK ÇİZİYOR

PENGUEN
8. YAŞINI
GERİDE
BIRAKTI

8. Yaşını geçtiğimiz hafta geride bırakan Penguen mizah dergisi, 8. yılın anısına "Neden Mizah" konulu bir özel ek verdi. 8. yaş nedeniyle Habertürk gazetesinden Elif Key'in; Penguen'den Metin Üstündağ, Selçuk Erdem ve Erdil Yaşaroğlu ile yaptığı röportajı MİZAHHABER'de size sunuyoruz...

Fransa Cumhurbaşkanı Charles De Gaulle, Kültür Bakanı’na dönüp bir gün; "Sayın bakan, son zamanlarda karikatürlerim çıkmaz oldu, hakkımda espri yapılmıyor, halk beni sevmiyor mu?" diye sormuş. De Gaulle belli ki siyasi hayatının son bulup bulmayacağını buradan çakozlamaya çalışmış. İktidar ya da muhalefet partisi, mizahçı için fark etmez, onlar yapıları ve işleri gereği hep karşı kıyıdan pis pis sırıtarak bakarlar. Mizahçılar aslında siyasetçilerin düşmanı değil, gizli danışmanlarıdır, elbette o kodu çözüp anlamak da bir mizah duygusu ister. 8. yaşına giren Penguen’in ağabeyleri Metin Üstündağ, Selçuk Erdem ve Erdil Yaşaroğlu’yla Türk siyasetini konuştuk. Gül gül öldük.

■ İktidar ve muhalefetin aktörleri işinizi kolaylaştırıyor mu?

Selçuk Erdem: Penguen, AKP dışında bir iktidar görmedi. Bu süreçte hükümet iki kere dava etti. Bir tanesi "Tayyipler Alemi"ydi, bir keresinde uyuyan bakanımız Atilla Koç, mahkemeye verdi.

Erdil Yaşaroğlu: Akbulut, İnönü, Çiller, Mesut Yılmaz, Türkeş, o kadar çok insan vardı ki... Bunu senaryo gibi görürsen, karakter sayısı azaldı. Bir de iktidar çok baskın. Neden dertleniyorsak, onu çiziyoruz yani sürekli Tayyip Erdoğan çizmek zorunda kalıyoruz. Tabii ki çok sıkıcı! "Bu hafta çizmeyelim artık" diyoruz, bir saat sonra, Başbakan’lı espri onaylanmış, kapak çiziliyor. Muhalefet ettiğimiz düşünülmesin, o gündemi belirlediği için oluyor.

S.E.: Bizim durduğumuz yerden bakınca, her şeye muhalefetiz. Bütün partiler bizim için iktidar.

Metin Üstündağ: Erbakan, Ecevit; hepsi dili mizaha yatkın siyasilerdi.

■ Putin’le Sarkozy mizahçılara sert davranıyor. Erdoğan’da böyle bir potansiyel görüyor musunuz?

S.E.: Adres gösterme gibi bir tarzı var. Dava açtı, biz davayı kazandık. Ama adres göstermiş oldu. "Başbakan’ı böyle çizemezsiniz" diye emailler gelmeye başladı. O baskı daha rahatsız edici.

EVLENMEYEN BERTARAF OLUR

■ Başbakan’sız, Kılıçdaroğlu’suz kapaklar çizdiğiniz zaman; tiraj kaygınız oluyor mu?

E.Y.: Tiraj kaygımız yok. 20 senedir profesyonel çizim yapıyorum. Şimdiye kadar hep kendi eğlendiğim şeyleri çizdim. Biz de okuyucuyuz.

M.Ü.: Eskiden daha kolaydı. O zaman ideolojilerin de altı doluydu. Şimdi ılımlılaik kamplaşması var. İkisi de keskin bıçak ve ikisinin de altı dolu değil. Bir de artık yaranamıyorsunuz; arka arkaya bazı kapaklar yapıyoruz, "Aaa, şeyci" diyorlar. Çok tuhaf. 70’li yılların birikimi, siyaset donanımı olmadığı için tamamen psikolojik bakılıyor. Bir espriyi, "Yarıldım" veya "Giydirmişler" diye açıklamak yüzeysel ve saçma!

S.E.: "Süper geçirmişsiniz" diyorlar, halbuki geçirdiğimiz bir şey yok.

M.Ü.: Biz Leman’dan bu yüzden ayrıldık. Bu mizah dergilerinin her zaman başına gelir. Bir süre sonra yaptığınız her şeye komik olmasa da bir anlam yüklenir. Benim gördüğüm; mizahta ve yeni nesilde vicdan eksilmesi var. Selçuk’un çok sevdiğim bir tanımlaması var; "O yatınca hemen uyuyordur" der; bu çok önemli bir gösterge. Şimdiki kuşakta, sadece okurda değil çizer kesiminde de, bu duruş çok az. Biz vicdanı olan bir dergiyiz.

■ Türkiye’nin gündemi sizi bunaltmıyor mu? Komik bir şey olmuyor sanki...

S.E.: Bunaldığım şey, hiçbir şeyin değişmemesi oluyor. Tuzla’da tersanelerde, madende ölen insanlar, internet sansürü, sürekli aynı şeyler. Ya da Başbakan düğüne gidiyor üç çocuk, alakasız bir yerde yine üç çocuk diyor... Gündem böyle olunca, hiçbir şey değişmiyor, hiçbir ilerleme yok. Espri bulmamızı boşverdim, memleket ilerlemiyor!

M.Ü.: Eskiden TRT’de nüfus planlama programları vardı hatırlar mısınız? Şimdi üç çocuk demek, milli gelirin üçe bölünmesi, bir kadının 15 yılının gitmesi demek. Tamam sen Başbakan’sın, sen karını kızını çalıştırmazsın, o zaman hepimiz Başbakan olalım, sigarayı bırakalım, üç çocuk yapalım, Türkiye cennet olsun, böyle bir şey var mı?

E.Y.: "Evlenmeyen tipler var" dedi ben tırstım, evlendim hemen, baktım bir gözü bana bakıyor, bana da saracak diye... "Evlenmeyen bertaraf olur" der mi acaba bir gün?

'BAZI KARİKATÜRİSTLER ÇOK YAVŞAK'

■ Türkiye mizahçılar için cennet mi gerçekten?

M.Ü.: Çok palavra bir şey! Burası cennet filan değil, bir kere Çin işkencesi gibi. Çıplak kafanıza, sel, çığ, ölüm gibi maddeler küt küt küt düşüyor. Memleket kendini tekrar ediyor. Yurtdışına gidiyorsun, adamların altyapı diye bir sorunu yok. Napolyon bugün gitse evini bulur, Fatih Sultan Mehmet gelse zor bulur.

E.Y.: Bağımlı gibiyim, çok mutsuzum. Haberleri seyredip mahvoluyorum. Bir hafta tatile gidiyorum ve dünyanın en mutlu insanı oluyorum.

S.E.: Röportajın ses getirmesi için, "Bazı karikatüristler çok yavşak" diyeyim mi?

■ Bir siyasinin karikatürünün çizilmemesi, siyasi kariyerinin bittiğini gösterir mi?

S.E.: Mesela, Bahçeli düşüşte karikatürlerde; siyasi hayatı da çok iyi gitmiyor.

M.Ü.: Bahçeli, referandum öncesi de çizilmiyordu. Kurt siyasetçiler, mesela Bülent Arınç çizilsin diye gizli gizli uğraşıyor. İyi polis, kötü polis vardır ya, Arınç iyi polisi çok kötü oynuyor. "Silivri kan ağlıyor" diyor mesela, sanki muhalefette gibi davranıyor.

E.Y.: Eylemsiz temennileri var, "Ah keşke" diyor, sanki iktidar kendisi değilmiş gibi...

S.E.: Kılıçdaroğlu çok çiziliyor ama iyi gitmiyor. Oy verememesinin üzerinde durmadık, olay komik zaten.

E.Y.: Kılıçdaroğlu’ndan daha iyi espri yapamayacağımız için yapmadık.

S.E.: Bütün komikleri temizlediler, yeterince saçmalayan bakan kalmadı.

(Kaynak: Medyatava aracılığıyla Elif Key-Habertürk)

26 Eylül 2010 Pazar

* “HAYAT” sözcüğünün ilk harfi AKP iktidarında değişti. Bunu fark etmeyenler ona hala “HAYAT” diyor ama doğrusu artık: “DAYAT” Çünkü malumunuz gücü gücü yetene kendi hayat tarzını DAYATIYOR bu ülkede!..

* “İstanbul 2010 Avrupa KÜTÜK BAŞKENTİ” tamgaz etkinlikleri sürüyor… Kapı önünde içki içenleri haber verin kütüksever halkımız kapının önündekileri hemen acile yetiştirsin!.

* Tophane… Bir zamanlar “Esrar” içenlerin mekanı olan nargile ve hergelesever bu semt şimdi sanat galerisi önünde elinde içki olana saldırıyorsa bu sadece promil düşmanlığıyla açıklanamaz bu olayın mutlaka RANTIKLI bir açıklaması vardır!..

*İstanbul Valisi Tophane’deki saldırı olayı için “Yol darlığı yüzünden olmuş” dedi!.. Saldırıyı yol darlığına bağlayan Vali “Nefes darlığı” çekenler yüzünden olmuş da diyebilirdi.

* Tophane’de yaşananlara kimsenin kızmaya hakkı yok. Adaletin ve yargının işlemediği bir ülkede; siz anlamak istemeseniz de halkımız kendi yargısını, kendi yasamasını, kendi yürütmesini oluşturmuştur!..

* CHP 2011 genel seçimlerindeki ilk büyük hedefini gerçekleştirdi ve genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun seçmen kaydı başarıyla yapıldı!..

* Bazı gazeteler okurlarına “KALEM” hediye ediyorlar… Oysa gerçek gazete okuruna bu ülkedeki asıl hediye “MUHALİF KALEM” hediye edebilmektir!.. (Tabii YERSE!)

* Dizi manyağı olmuş ülke insanı içinde TECAVÜZ sahnesi olan her kıytırık dizide ekran başına kilitleniyorsa ülkedeki yeni tecavüz ve taciz sezonu çok hareketli geçecek demektir!..

* Hakim: Söyle bakalım Fatmagül, Fatmagül’ün suçu ne?..
Fatmagül: Her zamanki malum suç işte efendim… Yüksek reyting uğruna işlenen tecavüz!!!

* Canlı hayvan ithali yetmedi yurt dışından bu kez “parça et” ithaline başlandı!.. Acaba “ülkenin kaç parça olacağına dair” bir ithalat durumu da sırada mı?..

* Bundan sonra bu ülkedeki her türlü SINAVI, nefesi Okyanus ötesine yetecek kadar kuvvetli olanlar kazanır!..

* Hazır sınavlarda kopya nedeniyle her türlü rezillik yaşanırken özelikle şu “yüksek” okulları kaldırsak ya, bakın zaten son referandumda eğitim düzeyi arttıkça ülkedeki “HAYIR” oyları da artmış!..

* Cumhurbaşkanı New York’ta Amerikan şirketlerinin yöneticilerine; Türkiye gibisi zor bulunur, minimum risk maksimum kazanç” demiş… Doğru demiş. Gerçekten zor bulunur böylesi, vur sırtına al şirketini bir sazan ülke!.. Halkın sırtından sağlanan maksiMUM kâr da yatsıya kadar değil sürekli yanıyor üstelik!..

* 12 Eylül’ü zamanında alkışlarla karşılayıp, 12 Eylül Anayasasına yüzde 90’la “EVET” diyen bir toplum 30 yıl sonra her zamanki ikiyüzlülüğüyle onunla fasulyeden hesaplaşmaya kalkıyorsa, yüzde 58’le hesaplaşmanın da iş işten geçtikten sonra gerçekleşeceği çok açıktır!..

* Bir zamanlar küfürden sayılan “YAVŞAK” artık sanatçı dilinin günlük bir parçası oldu… Şaşacak bir şey yok!.. Bir toplum tamamıyla dibe vurduğunda, zaten o toplumun “önünde” olması gereken sanatçılar da aslında görevlerini yaparak bu açıdan da en önde oluyorlar işte!..


Cihan Demirci'nin 26 Eylül 2010 Pazar günü Vatan gazetesinde Can Ataklı'nın köşesinde de yayımlanan Laforizmaları... Link adresi: http://haber.gazetevatan.com/Haber/331056/1/Gundem
COŞKUN GÖLE ÇİZİYOR


BİROL ÇÜN ÇİZİYOR

23 Eylül 2010 Perşembe

MUSA KART ÇİZİYOR

Musa Kart'ın 23 Eylül 2010 Perşembe günü Cumhuriyet'te yayımlanan karikatürü... Onuncu Köyden sonra 11. Köyden de kovulan BEKİR COŞKUN'a bu ülkenin her daim kovulanlarından olarak SELAM OLSUN diyoruz...

VAHİT AKÇA
ALLAİNOİ İÇİN ÇİZİYOR
Uzun yıllar binbir güçlükle ve binbir çabayla ortaya çıkarılmaya çalışılan bir uygarlığı kuma gömenleri tarih mutlaka yazacak... Biliriz, onlar gömücüdür... Onlara yakışan budur aslında...Zira ONLAR Kİ UYGARLIĞIN ZATEN OLDUM OLASI DÜŞMANIDIRLAR!..

AKDAĞ SAYDUT KARİKATÜR
SERGİSİ 1 EKİM'DE AÇILIYOR

Akdağ Saydut, 1 Ekim'de Sultanahmet'teki Basın Müzesinde açılacak "Çelişmeler" adlı karikatür sergisine karikatür severleri şöyle davet ediyor; "Yaşamın huzursuz yüzüne karşı birlikte gülümseyebilmek umuduyla Karikatür Sergimi onurlandırmanızı dilerim."

Açılış ve Kokteyl : 1 Ekim 2010 Pazartesi, Saat: 18.30
Yer : TGC Basın Müzesi Sanat Galerisi (E Salonu)
Divanyolu Cad.No:84 Çemberlitaş 34122 İSTANBUL
Sergi Süresi : 1 Ekim 2010 - 22 Ekim 2010

16 Eylül 2010 Perşembe

30. ULUSLARARASI
NASREDDİN HOCA
KARİKATÜR
YARIŞMASINDA
BİRİNCİLİK
GATTO'NUN...

Karikatür yarışmalarında ödüller genellikle belli isimlerin oluyor. Koç Holding’in ana sponsorluğunda Karikatürcüler Derneği tarafından gerçekleştirilen 30. Uluslararası Nasreddin Hoca Karikatür Yarışmasında büyük ödülü bu tür yarışmalarda son yıllarda büyük ödüllere ambargo koyan çizerlerden İtalyan Alessandro Gatto kazandı. Uluslararası Nasreddin Hoca Karikatür Yarışması’na bu yıl 58 ülkeden 852 karikatürcü 852 karikatürle katıldı. Tonguç Yaşar (Türkiye), Gheroghe Licurici (Romanya), Erdoğan Başol (Türkiye), Konstantin Kazanchev (Ukrayna), Ivailo Tsvetkov (Bulgaristan), Jordan Po Iliev (Makedonya), Kadir Doğruer (Türkiye), Muhittin Köroğlu (Türkiye), ve Metin Peker (Türkiye)’in görev aldığı seçiciler kurulu 2 Eylül 2010 tarihinde İstanbul Armada Otel’de bir araya geldi, yapılan değerlendirme sonucu Alessandro Gatto (İtalya) Büyük Ödüle lâyık görüldü. Bununla birlikte 6 adet Başarı ödülü ve 21 adet Özel Ödülün sahibi de belli oldu.

12 EYLÜL
KARİKATÜRLERİ
SERGİSİ
İZMİR'DE
AÇILDI
12 Eylül 1980 darbesinin 30. Yılı nedeniyle düzenlenen "Besleyenler ve Beslenenler" karikatür sergisi İzmir Ahmet Piriştina Kent Kültürü ve Arşivi avlusunda açıldı. Sergi açılışına sanatseverlerin yanısıra, İzmirli çizerler: Ayten Köse, Sezer Odabaşıoğlu, Birol Çün, Sadık Öztürk ve Mustafa Yıldız da katıldı. Devrimci 78'liler adına Filiz Yalçın, Saat Kulesi ve Homur Mizah Grubu adına Mustafa Yıldız birer konuşma yaptılar. Ayrıca sergi karikatürlerinden oluşan albümün tanıtımı da yapıldı. Sergi 20 Eylül'e kadar açık kalacak. Saat Kulesi grubunun düzenlediği bu geniş katılımlı sergi, ülke genelinde dolaşıma devam edecek.

14 Eylül 2010 Salı

BİR VEFAT İLANI...
ACI KAYBIMIZ...
1923 CUMHURİYETİ'NİN
RUHUNA EL FATİHA!
Hayatının sadece ilk 15 yılında çok güzel günler görebilmişti... Henüz 30'una gelmeden yanlış ülkede var olduğunu anladı ve sağlığı hızla bozulmaya başladı, derken darbe üzerine darbe aldı, 30 yıl önce çok ağır bir kalp krizi geçirdi, 8 yıl önce ise bitkisel hayatı başladı ve onu 12 Eylül 2010 gecesi, 87 yaşındayken YİTİRDİK... En acısı; Onu zaten hak etmeyen kendi halkı henüz onu öldürdüğünün farkında bile değil... Farkında olanların da UMURUNDA değildi zaten bu zavallı ihtiyar!.. GÜLE GÜLE 1923 CUMHURİYETİ, GÜLE GÜLE!.. (C.D.)
AMERİKA'YA
AYNI GÜNDE
2 KEZ YENİLDİK!


Amerika'ya Dünya Basketbol Şampiyonası finalinde yenildiğimiz anda Beyaz Saray'da şu cümle yankılanmış olmalı: "Başkanım, bizim çocuklar 30 yıl sonra gene aynı bir 12 Eylül günü başardılar ama bu kez aynı günde İKİ KEZ yani hem sandıkta hem potada başardılar!.." (C.D.)

CİHAN DEMİRCİ'NİN
12 EYLÜL
YAZISI
ODATV'DE...

Cihan Demirci'nin "DAMDAKİ MİZAHÇI" adlı blogunda yazdığı 12 Eylül yazısı (http://damdakimizahci.blogspot.com/2010/09/12-eylul-1982-tarihinde-girgirda.html) ODATV adlı haber sitesinde de yayımlandı... Haberin link adresi şöyle: http://www.odatv.com/n.php?n=12-eylulden-beter-haldeyiz-1109101200

9 Eylül 2010 Perşembe

BAYRAMINIZ
VE BAYRAM
SONRANIZ
"HAYIRLI"
OLSUN!..

DEMEKLE OLMUYOR TABİİ Kİ!... Bu dileklerde bulunurken aslında biliyoruz ki referandum sonuçları daha seçim yapılmadan bellidir, hatta birilerinin mail adresine, cep telefonuna bu sonuçlar şimdiden yollanmış bile olabilir. Ne de olsa burası hile-hurda-üçkağıt ülkesidir. Yapılacak referandumda da her türlü hile-hurda dönecek, tıpkı bundan önce olduğu gibi... Bu laflar bayramınızı zehir etmesin ama ülkenin gerçeği bu, halklar layık olduğu şekilde yönetilirmiş, 12 Eylül gecesi yüzümüze vuran gerçeği bir kez daha göreceğiz ama gene de şuna inanmak istiyoruz, bu ülke hiç umulmadık anlarda umulmadık sürprizlerin de ülkesidir, bir yerlerde hala VİCDANINI YİTİRMEMİŞ birileri vardır, vardır öyledir değil mi?..

M İ Z A H H A B E R

8 Eylül 2010 Çarşamba

"EN KAHRAMAN
RIDVAN"
YAKINDA
ÇIKIYOR!
Haberi Oğuzhan Kayan arkadaşımız iletti. Bülent Arabacıoğlu ustanın Gırgır Mizah Dergisi'nde yaratıp çizgileriyle hayat verdiği unutulmaz kahraman "En Kahraman Rıdvan" ilk kitabıyla yakında piyasada olacak.

Oğuzhan Kayan yolladığı mailde şöyle diyor: "Uykusuz Mizah Dergi Grubu'ndan piyasa çıkacak kitap baskıya hazırlandı, kapak da hazır. Ekteki görüntü kapağın son hale yakın taslaklarından biri. En Kahraman Rıdvan'ın ilk hikayesi 'Pislik' ile başlayan bu çizgiroman serisi diğer öykülerin baskıya hazırlanma sürecine göre çizgiroman dünyasına kazandırılması planlanıyor. Zamanında Rıdvan'ın bir öyküsünde de kendisine mürekkepleme işleminde (çizgiciler arasında çinileme denir) yardım ettiğim Bülent Abi ile daha yakın iş ilişkilerine girmiştik. O öyküde çinileme işini Bülent Abi gibi bir usta tadında becerememiştim belki ama ustamızdan da çok şey öğrenmiştim.
En Kahraman Rıvan'ın çizgi dünyamıza ve ustam Bülent Arabacıoğlu'na hayırlı olmasını dilerim!.." (http://oguzhankayan.blogspot.com)


)

7 Eylül 2010 Salı

VAHİT AKÇA ÇİZİYOR

KUMSAL SEVMEZ BİR BAŞBAKAN!

Kumsallarda, sahillerde, deniz kenarında olmayan bir partinin lideri bir Başbakan...Her fırsatta muhalefeti "kumsal partisi" olmakla suçluyor... Kumsalda güneşlenmenin denize girmenin keyfini bilmez bir zihniyetin kumsallara kafayı takması hayra alamet değildir. Yakında kumsaldakilere bu tür hareketler yapma zorunluluğu da getirebilir... Onlar ki deniz bilmez, kumsal görmez, sahil düşmanı... Sahiller talan edilmek içindir rantçı zihniyet için, denize girilmez, fazla güneş zarar getirir o beyinlere... Kumsallarda deniz sezonunun son güneşlenmelerine takılan sahil çocukları güneşlenirken artık daha dikkatli olun!. Ponpon kızlardan beter olmak an meselesi yaniiiii!.."

VAHİT AKÇA ÇİZİYOR


5 Eylül 2010 Pazar

3 Eylül 2010 Cuma

VAHİT AKÇA REFERANDUM
İÇİN ÇİZİYOR

ANKARA,
DİKİLİ VE
KARABURUN'DA
12 EYLÜL
SERGİLERİ

12 Eylül 1980 Darbesinin 30.yılında "Besleyenler ve Beslenenler" sergisi birçok il ve ilçe de açılmaya başladı. Ankara Çağdaşlar Sanatlar Merkezinde açılan sergi 15 Eylül'e kadar gezilebilir. Dikili "Barış, Demokrasi ve Çevre" festivali kapsamında açılan sergide, Dikili Belediye Başkanı Osman Özgüven, eski CHP Milletvekili Hakkı Ülkü, Karikatürcü Canol Kocagöz ve Yunanistan gelen konuklar hazır bulundu.

Karaburun Karikatürlü Ev'de Karaburun Belediye Başkanı Serdar Yasa ve Karikatürlü Ev Sorumlusu Ali Karayel'in açılış konuşmalarının ardından sergi mizah severlerin ziyaretine açıldı. Ayrıca 12 Eylül ile anılarının tazelendiği konuşmaların ardından kokteyl verildi. Sergi ay sonuna kadar açık kalacak. Sergiye katılan 51 çizerin ve yitirdiğimiz karikatür ustalarının eserlerinden oluşan karikatür albümü hazırlanıp, baskıya verildi. 14 Eylül İzmir sergisinde tanıtılıp , dağıtılacak albüm, ayrıca katılanlara gönderilecek.
EMRE ULAŞ ÇİZİYOR

Emre Ulaş'ın, Yeniçağ'da yayımlanan 3 Eylül 2010 tarihli "Cilalı Taş Devri" çizgi bant karikatürü...

CİHAN DEMİRCİ'DEN
'PENSİLVANYA
HOCASI'NA KARİKATÜRLÜ
BİR YANIT!

Cihan Demirci, Cumhuriyet gazetesinde "Çiziyet" başlıklı köşesinde, 3 Eylül 2010 tarihli karikatürüyle bu ülkenin 'gerçek' ölülerinin 'sesi' oluyor... Ne demişti Pensilvanya Hocası, "Ölülere bile 'Evet' oyu kullandırmak lazım'... Oysa bu ülkede her seçimde oy kullanan ölüler 'sahtekar' ölülerdir, 'gerçek' ölüler oy kullanamaz ama seslerini bir ÇIĞLIK olarak, an gelir bir mizahçının 'yandaş' olmayan kaleminin aracılığıyla sizlere ulaştırabilirler...

Anton Çehov'un "Vanya Dayı"sı vardır, bu ülkenin ise "PensilVANYA DAYI"sı... Yalaka 'Pensil'lerin Hocası o... Pensilvanya'dan ölülere bile "Evet" dedirtmeye çabalayan Pensilvanya hocası, duy sesimizi, işte bu gerçek ölülerin HAYIR SESLERİ!.. Gerçek ölüler "EVET" demiyor!.. Ne de olsa ölü toprağı burası... Binbir türlü ölümün ülkesi Türkiye burası...

Sahtekar 'ölü seçmen' olmayan gerçek ölüleri var bu ülkenin, onlar madende ölen, güzel ölen, güzel ölüm ülkesinin maden işçileri, onlar tersanede insanlık dışı ihmallerden ölen tersane işçileri, onlar AKP zihniyetinin 'kader' ölüleri, onlar terör ölüleri, onlar ölü asker, onlar ölü genç, onlar dağda ölenler, onlar bayırda, onlar töre kurbanı, aşiret düzeni kurbanı kadınlar, onlar tecavüz kurbanı kızlar, onlar karayolunda duble yol kazasında, bozuk yollarda ölenler, onlar vicdansız yöneticilerin elinde sayısız ihmalin kurbanları, onlar adına iş kazası denilen rezilliğin yok ettikleri, onlar emperyalizmin ölüleri, onlar dinbazlığın ölüleri, onlar Sivas'ta yakılanlar, ülkenin her yerinde öldürülen canlar, onlar 12 Eylül'ün kurbanları, onlar darbe ölüleri, onlar işkence ölüleri, onlar rant düzeninin selzede ölüleri, onlar fay kırığından değil ar damarı çatlamasından ölenler, onlar dereyatağında yatan ölüler, onlar kredi kartı borcu ölüleri, onlar ekonomik yokoluşun ölüleri, onlar karanlık cinayetlerin kurbanları, onlar karanlık kazaların ölüleri, onlar bu 'güzel ölüm' ülkesinin yürekli aydınları, yürekli, cesur kalemleri, onlar bir mizahçıya ulaştırdılar seslerini ve çığlıklarını...

Onlar hep birden, hep bir ağızdan sonuna dek: "HAYIIIIIIIIIIIIIIIIIIR" diyorlar... Onlar yaşayan beş para etmez rant solcularından, soldan çıkmışlardan çok daha fazla yaşıyorlar aslında en ölü halleriyle... Onlar bizlere ve "Ölü oyu" peşindeki Pensilvanya Hocasına çığlıklarını ulaştırıyor, "HAYIR" diyorlar...

İnsanlığın henüz ölmediğini göstermek istercesine...

Cihan Demirci



7. YENİCE
FESTİVALİNDE:
"BARIŞ İÇİNDE
BİRARADA
YAŞAMAK"
Mersin Yenice Belediyesinin 2004 yılından beri geleneksel olarak düzenlediği Yenice Barış ve Kültür Festivali’nin 7. si 28 Ağustos - 1 Eylül 2010 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Bu festival kapsamında 1 Eylül Dünya Barış gününe denk gelen son günde "Barış İçinde Birlikte Yaşamak" paneli Yenice halkının büyük ilgisiyle izlendi...

Barış paneli sonrasında panelistler Yenice Belediye başkanı Ali Kuru ve belediye meclisi üyesi Ali Bulut ile kültür müdürü Tuncay Akdağ ile birlikteler...

Yenice Mersin'in Tarsus ilçesine bağlı bir güzelim belde...Türkiye'de örneği az kalan yerlerden biri olduğu düzenlediği festivalin içeriğinden belli. Özellikle Dünya barış Gününe denk getirilen ve 5 gün süren festival bu yıl 7. kez yapıldı özellikle Alevi yurttaşlarımızın ağırlıklı olarak yaşadığı bu coşkulu beldede. Şenliğin son günü dünya barış günü gerçekleşti. Belediye Başkanı Ali Kuru’nun 1 Eylül Dünya Barış Günü konuşmasından sonra barışı sembol eden beyaz güvercinler uçuruldu. Festival etkinlikleri kapsamında İnönü - Churchill Barış Parkına doğru Barış Yürüyüşüne geçildi. Barış Parkında Barış Anıtı meşalesi yakıldı, “Özgür Kalemler” konulu karma sergi, resim ve karikatür sergisi açılışı yapıldı ve İnönü –Churchill görüşmesinin yapıldığı Barış Vagonu gezildi. Ardından DİSK Eski Genel Başkanı Kemal Türkler’in kızı Nilgün Soyer Türkler, mizahçı yazar Savaş Ünlü, mizahçı yazar-karikatürist Cihan Demirci ve Mak. Müh. Haşmet Biçer’in katılımlarıyla “Barış İçinde Birlikte Yaşama” konulu panel yapıldı. Oldukça verimli geçen panelde sırasıyla söz alan; Savaş Ünlü, Cihan Demirci ve Nilgün Türkler "Barış"a ve barış içinde yaşamanın inceliklerine dair görüşlerini anılar ve ankdotlar eşliğinde dile getirdiler. Bu panel sayesinde özellikle ömrünü işçinin-emekçinin daha insanca yaşam kurması için feda etmiş, 1979'da katledilmiş gerçek sendika önderi KEMAL TÜRKLER anılmış oldu. Paneli izleyen çoğunluğu 12 Eylül öncesinde ve sonrasında çeşitli çileler ve acılar çekmiş Yenicelilerdeki Kemal Türkler sevgisi doğrusu görülmeye değerdi. Bu sevgi Kemal Türkler'in sevgili kızı Nilgün Türkler'in içten konuşmasında doruğa çıktı. Oldukça kalabalık bir izleyici kitlesinin katıldığı panel, izleyicilerden gelen sorulara verilen yanıtlarla son buldu.
Yeniceliler Barış panelini ilgiyle izlediler...

Beş gün dolu dolu geçen Yenice 7. Barış ve Kültür Festivalinin son etkinliği ise, 1 Eylül akşamı Sıdkı Baba Cemevi yanındaki alanda devam etti. Yüzlerce dinleyicinin katıldığı final etkinliğinde Grup Melantis konseri, Yenice Belediyesi Folklor ekibi ve Alevi Kültür Dernekleri Yenice Şubesi Semah ekibi gösterileri ilgiyle izlendi. Büyüleyici Havai Fişek gösterisinin altında son olarak sahneye özellikle gençerli coşturan özgün müzik sanatçısı Cevdet Bağca çıktı. Bir gün önce de ilgiyle izlenen konserin sahibi halk müziği ustası Ali Ekber Eren'di. Konserler sırasında Yeniceli gençler içlerindeki kurtları döküp, şarkılara hep birlikte coşkuyla katıldılar. Bu capcanlı, hayat dolu samimi festival, barış, dostluk, sevgi, hoşgörü, kardeşlik ve savaşsız bir dünya dilekleriyle sona erdi. Ülkemizde örneği oldukça az olan Yenice beldesinin halkını ve belediyesini bu anlamlı ve "içi dolu" festival nedeniyle kutluyoruz... (Malum ülkenin sayısız yerinde adı sebze-meyve ismi taşıyan ama aslında hepsi de fasülyeden pek çok içi boş festivaller zaten uyuyan bir halkı daha da uyutuyor, Yenice Festivali ilkeli duruşuyla bu festivallere fark atıyor.)

Yeniceliler süresi uzayan paneli sonuna dek meraklı sorularla destekleyip barışa olan özlemlerini gösterdiler...



Cihan Demirci, "Barış İçinde Biradada Yaşama" panelinde konuşmasını yaparken izleyenleri 70'li, 80'li yıllara götürüp bugünlere getirdi...

Panel birbirinden ilginç sorular ve panele katkı sağlayan izleyicilerle renklendi...


VAHİT AKÇA
ALLİANOİ İÇİN ÇİZİYOR



COŞKUN GÖLE ÇİZİYOR
KARİKATÜRLÜ
EV'DE
“KARMAŞIK
ÜTOPYALAR”
SÖYLEŞİSİ...

Prof. Gediz Akdeniz, Karikatürist Kamil Masaracı’nın çabaları ve Karaburun Belediyesi’nin katkılarıyla 3 yıl önce yaşama geçirilen “Karaburun Karikatür Evi”ne 29 Ağustos 2010 günü konuk oldu. 24-31 Ağustos 2010 tarihlerinde yapılan “10. Uluslararası Düzensiz Sistemler Teori ve Uygulamalar ” sempozyumu nedeniyle Karaburun’da bulunan İstanbul Üniversitesi öğretim üyesi ve Türkiye Düzensiz Sistemler Çalışma Grubu Bilim Komitesi Başkanı Prof. Gediz Akdeniz, Karaburun Karikatür Evi’nde “Karmaşık Ütopyalar” başlıklı bir konuşma yaptı.
Prof. Akdeniz “Karmaşık Ütopyalar” başlıklı konuşmasında deneysel ve kuramsal yeni ütopya arayışlarından örnekler verdi, üzerinde çalıştığı “Karmaşık Ütopya” kavramının temel özelliklerini anlattı. Konuşmaya Karaburun Belediye Başkan Serdar Yasa’nın yanı sıra Karaburun halkı büyük bir ilgi gösterdi.

CİHAN DEMİRCİ ÇİZİYOR
Cihan Demirci'nin 1 Eylül 2010, Dünya Barış Gününde, Cumhuriyet'te "Çiziyet" köşesinden yaımlanan karikatürü...
SEZER ODABAŞIOĞLU 1 EYLÜL
DÜNYA BARIŞ GÜNÜ
İÇİN ÇİZİYOR