18 Haziran 2015 Perşembe

"ŞAPKA" VE "BABA" KENDİNİ KURTARDI AMA "UZUN" BİR SÜRECİN SONUNDA "BABA"YI ALAN GENE BİZİZ!..

Gözümü dünyaya açtıktan birkaç yıl sonrasında, ilkokul çağlarımla birlikte bu ülkede hep o oldu. Fikret Kızılok'un o güzelim şarkısında da dediği gibi "Süleyman hep Başbakan" dı bizim buralarda... 12 Eylül darbesiyle ara vermek zorunda kaldığı siyasete şapkasını alarak yeniden geri döndü, Dün dündü, bugün bugündü. 80'lerin sonları, 90'lar derken, toplamda 7 kez Başbakan, bir kez Cumhurbaşkanı olmuş, 10 yıl 5 ay Başbakan, 7 yıl Cumhurbaşkanlığı yapmış Süleyman Demirel'in 17 Haziran 2015 gecesi, 91 yaşında şapkasını da alıp bu kez tamamen gidişini öğrendik... Hani hiç ölmeyeceğini düşündüğünüz insanlar vardır, Demirel de bu toplum için onlardan biri gibiydi sanki... Ama o da gitmişti işte sonunda... Va mı bunun başka izah tarzı?.. 

ÇİZGİ: VAHİT AKÇA


Şöyle bir düşündüm, 37 yılı geride bırakan yazar-çizerlik serüvenimde, özellikle 70'lerin sonlarında, 80'lerde, 90'larda hep eleştirdiğim bir politikacı olmasına rağmen, kendisinden an gelip "teşekkür" mektubu bile aldığım tek siyasetçi olduğunu anımsadım. 1993 yılında "Kutsal Kelime Avcısı" adlı "Geyik Muhabbetleri Dizisi"nin 3. kitabını Bilgi Yayınevinden yayınlamıştım. Kitap diğer "Geyik Muhabbetleri" kitaplarım gibi ciddi bir ilgi görmüştü. Benden habersiz bu kitabı o dönem Cumhurbaşkanı olan Demirel'e de yollamıştı yayınevi. 

Günün birinde kapımız çaldı. Kapıyı açan ve siyasi mizahla uğraşmamdan pek de memnun olmayan babam, postacının verdiği büyük sarı zarfı benden önce eline alıp, zarftaki; "Cumhurbaşkanlığı anteti"ni görünce bana; "Hah işte uğraştın uğraştın sonunda dava zarfı geldi, sana o kadar dedim Cihan" diyerek beni hepten tedirgin etmişti. Meraklı postacı arkadaşın da aşırı ilgisi altında zarfı açmış ve içinden çıkan Demirel'in kitabım için yolladığı teşekkür mektubunu okumuştum ama bir yandan da zarfın içinden düşmesi gereken mahkeme celbini arıyordu gözlerim. Babam, annem, postacı ve ben gerçekten şaşırmıştık. Çünkü dava celbi yerine Demirel'den bana gelen sadece bir "teşekkür" mektubuydu. Oysa o kitapta da onun siyasi düzenini eleştiren pek çok espri vardı. Ama Demirel espriden anlayan, espri yapabilen ve karikatürcülere pek de dava açmadan, en ağır karikatürlerine bile hoşgörü gösterebilen, renkli bir siyasetçiydi.

Tabii uzun ömrüne baktığımızda karşımıza "iki" ayrı "Demirel" çıkıyor... Bir tanesi 1965'lerde Adalet Partisinin başına geçtikten kısa süre sonra tam 7 kez tekrarlanacak "Başbakanlık" serüveni başlayan ve ülkenin en karışık ve en karambol yıllarında ülkeyi geren bir Demirel... Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Arslan'ın idamına "evet" eli kalkmış bir Demirel, 70'li yıllardaki Milliyetçi Cephe (MC) hükümetleriyle ülkenin anasını ağlatmış ve ilerde RTE'lerin ortaya çıkması için gereken zemine ciddi katkılar sağlamış bir Demirel, "Bana sağcılar adam öldürüyor dedirtemezsiniz" gibi söylemleriyle ne denli tam "sağcı" olduğunu bize gösteren bir Demirel... Tüm bunların ardından, yaşadığı darbeler sonrasında 90'lı yıllarda daha farklı, daha olgun ve daha sakin bir portre çizen bir başka Demirel...

Sol görüşlü bir mizahçı olarak, hiçbir zaman oy vermediğim Demirel'i elime geçen her fırsatta yazılarımla ve çizgilerimle pek çok kez eleştirdim ama 90'lı yılların ikinci yarısıyla birlikte sağın-solun birbirine karıştığı, bugünlere gelmemizi sağlayan o berbat ortamda, Ecevit'in ondan daha sağcı olduğu günlere de şahit oldum. Demirel şüphesiz pek çok yanlış yapmış, çok uzun süre hayatlarımızı esir almış, an gelmiş bizi bezdirmiş siyasetçilerin başında gelir ama şu son 13 yıllık süreçte RTE gibi bir acımasızlığı en ağır şekilde yaşamış, basından atılmış, hala işsiz bir halde, sadece çocuk kitaplarıyla yaşamaya çabalayan biri olarak Demirel'i ben, bana pek çok duyguyu bir arada yaşatan, tek renkten oluşmayan bir lider olarak anımsayacağım...

Çok fazla olsa da yanlışlarıyla ama ömrünün son yıllarında yanlışlarından biraz olsun ders çıkarmasını bilmiş az sayıdaki doğrularıyla da... Sonuçta "Şapka" bu kez tamamen gitmiştir, "Baba" derseniz eh zaten ülke olarak çoktandır "Baba"yı aldığımız ve aslında usta olamamış bir "Usta(!)" acısı içinde kıvrandığımız için BABA, bu akla ziyan açık hava tımarhanesinden ansızın KENDİSİNİ bir güzel KURTARMIŞTIR!.. DÜN, BUGÜNDÜR BİNAENALEYH KALANLAR DÜŞÜNSÜN!..


Cihan Demirci (17 Haziran 2015)


GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ, MİZAHHABER DEĞER... 
9 MART 1980 tarihli (Sayı: 396) GIRGIR dergisinin arka kapağında yayınlanmış DEMİREL'Lİ İLK KARİKATÜRÜM... Profesyonelliğin hemen öncesinde henüz amatörlük dönemimizden kalma bir Demirel karikatürü... (C.D.)