31 Temmuz 2014 Perşembe

GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ, MİZAHHABER DEĞER...

"Geçmiş Zaman Olur ki, Mizahhaber Değer" başlıklı nostalji köşemizde bugün, Karikatürcüler Derneği arşivinden 1972 yılından (tahminimiz öyle) kalma bir sergi fotoğrafı var. Önce acaba fotoğraf 1970 yılına ait olabilir mi dedik ama 1970 yılında Türk karikatürünün 100. yılı nedeniyle gene Çemberlitaş'taki Darüşşafaka Galerisinde açılan serginin fotoğraflarına arşivimizden ulaşınca aynı olmadığını gördük. 70'li yılların başı demek tam emin olmayınca belki daha doğru... Fotoğrafı Facebook'a koyduktan sonra eksik kalan isimleri de bildiren arkadaşlarımız oldu. Şimdi onları sıralayalım... En solda Turhan Selçuk, onun arkasında sadece gözleri gözüken Sami Caner, Turhan ustanın hemen yanında Veysel Donbaz, onun yanında İbrahim Tapa, Tapa'nın yanında Mesut Yavuz, önde ayakta hırkasını ilikler gibi hafif eğilmiş Orhan Önal, onun sağ yanında çömelmiş olanlara gelince, kafasının bir kısmı gözüken Metin Peker, onun yanındaki ismi çıkaramadık, o kişinin yanında Raşit Yakalı, Erdoğan Bozok ve Erdoğan Başol görülüyorlar. Arkada ayakta yan duran Bedri Koraman, onun yanında Ferruh Doğan, Ferruh ağabeyin yanında Şevket Sürek, onun yanında Yalçın Çetin ve gene gencecik Oğuz Aral ustamız. Oğuz Aral'ın yanında Şadi Dinççağ ve yanında Rauf Ulukut. Sağ köşede elindeki şarap bardağını kafaya diken Zeki Beyner ve onun sol yanında İbrahim Ersaraç ile yanındaki Mim Uykusuz... Zeki Beyner'in hemen arkasında en sağdaki kravatlı ise İsmail Biret... Şevket Sürek ile Yalçın Çetin arasında arka planda gözüken Tonguç Yaşar ağabey. Bir iki ismi ise çıkaramadık. İsimler için katkı sağlayan tüm arkadaşlara teşekkürler. Yitirdiğimiz ustaların ruhu şad olsun, kalanlara çizgi dolu ömürler dileriz... 

Cihan Demirci-MİZAHHABER


HAFTANIN UYKUSUZ KAPAĞI...


UYKUSUZ (31 Temmuz 2014)

VAHİT AKÇA "FİLİSTİN" İÇİN ÇİZİYOR...





VAHİT AKÇA / MİZAHHABER


CİHAN DEMİRCİ ÇİZİYOR...

CİHAN DEMİRCİ (Facebook sayfası)

HAFTANIN PENGUEN KAPAĞI...

PENGUEN (31 Temmuz 2014)

ERCAN AKYOL ÇİZİYOR...


ERCAN AKYOL (30 Temmuz 2014-Milliyet)

HAFTANIN GIRGIR KAPAĞI...


GIRGIR (30 Temmuz 2014)

VAHİT AKÇA ÇİZİYOR...


 VAHİT AKÇA

28 Temmuz 2014 Pazartesi

MİZAHHABER'DEN KADINLARA DEV KAHKAHA KAMPANYASI BAŞLAMIŞTIR!..

Sürekli olarak hayatlarımıza karışan hayat bekçileri her gün yeni bir badem yumurtlamaya devam ediyorlar. Bu anlamda sürekli çaba içinde olanlardan Arınç bey gene hayat bekçiliği yaparak pek çok şey söylerken arada "kadınlar herkesin içinde kahkaha atmayacak" da demiş... Kadınlara, erkeklere, çocuklara, evliliklere, kız-erkek arkadaşlığına, yatak odalarına kadar hayatımızın her alanına burunlarını sokanların hayat işgali hayatları tamamen teslim alana dek sürecek belli ki ama yağma yok!.. Neler dememiş ki... Sahi örneğin arada "Bonzai" adlı öldüren uyuşturucunun gençlere verdiği zarardan da bahsetmiş ama partisi AKP'nin bu konuda meclise CHP'nin verdiği araştırma önergesini bile reddettiğini yani Bonzai'nin yanında yer aldığını tabii ki söylememiş... Söyleyemez zaten... Amaç sadece ve sadece "ağır ol da molla desinler" şeklinde tanımlanan alaturka bir şeriat düzenidir. Bu anlamda kadınların kahkahası da çok tehlikelidir elbet!.. Çünkü bir kadın kahkahasıyla çok şeyleri yıkabilir!.. Kahkaha atan kadınların olmadığı bir dünyaya ben bu dünya demem!.. Bademgillerin "öteki dünyası"dır mutlaka orası!.. O yüzden MİZAHHABER olarak acilen mizahi bir kampanya başlatıyoruz ve kadınlarımızı hayatlarına ve kahkahalarına sahip çıkmaya davet ediyoruz!.. Kahkaha ve neşe bir yaşam belirtisidir. Kendilerinden olmayanların yaşamlarına düşman olanlar, bir süre sonra içlerindeki faşisti büyütür ve her türlü yaşam sevincine düşman olurlar. Onlar ki, kahkahadan, neşeden, mizahtan, komediden çok korkarlar!.. Kahkaha atan bir kadın onları altına ettirir!.. Akılları sürekli malum yerde olduğu için bir kadın kahkahası onları tecavüz ve taciz timi haline getirebilir hemen. Haydi kadınlar, yaşam alanlarımıza hoyratça dalan, yaşamamıza düşman bu badem zihniyete, sokakta ilk fırsatta uluorta atacağınız kahkahalarla yanıt verin!.. MİZAHHABER olarak sizi sokakta uluorta kahkaha atmaya davet ediyoruz!.. 

MİZAHHABER ADINA: CİHAN DEMİRCİ

Arınç'ın konuşmasının tam metni için tıklayınız: http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/99627/Arinc___Kadin_sokakta_kahkaha_atmayacak_.html

CİHAN DEMİRCİ'DEN BAYRAM KARİKATÜRÜ...


CİHAN DEMİRCİ (Facebook sayfası-28 Temmuz 2014)

27 Temmuz 2014 Pazar

SEFER SELVİ ÇİZİYOR...

SEFER SELVİ (27 Temmuz 2014-Evrensel)

MİZAH USTASI YAZAR SADIK ŞENDİL USTA DÜNYAYA VEDA EDELİ 28 YIL GEÇTİ...

26 Temmuz günü sadece Oğuz Aral ustamızın değil aynı zamanda bir başka mizah ustasının, oyun yazarı ve senarist olarak mizahımıza değerli katkılarda bulunan sevgili SADIK ŞENDİL ağabeyin de 28. ölüm yıldönümüydü, tanıdığım son İstanbul beyefendisiydi belki de, artık ne o İstanbul var, ne de Sadık abi gibiler, bir kez daha sevgiyle anıyorum... (C.D.)

MUHAMMET ŞENGÖZ ÇİZİYOR...

MUHAMMET ŞENGÖZ (Facebook sayfası)

26 Temmuz 2014 Cumartesi

ÖLÜMÜNÜN 10. YILINDA, CİHAN DEMİRCİ'NİN KALEMİNDEN USTASI OĞUZ ARAL...

Oğuz abimizin ölümümün 10. yılı anısına, MİZAHHABER'de, 22 çizerin 24 Oğuz Aral portresinden oluşan bir pano hazırladık... Bu portrelerin çoğuna internetten ulaştık. Oğuz Aral portreleri sıra numaralarıyla şu çizerlere ait: 1-Muharrem Akten, 2- Hakan Arslan, 3-Hayati Boyacıoğlu, 4-Tekin Aral, 5-Levent Gönenç-1, 6-Necati Abacı, 7-Marian Avramescu, 8- Ali Şur, 9-Bülent Karaköse, 10- İsmail Doğan, 11-Güngör Kabakçıoğlu, 12-Cihan Demirci-1, 13-Sevdakar Çelik, 14- Erdal İnci, 15- Oğuz Aral, 16-Halil İ. Yıldırım, 17- Levent Gönenç-2,  18-) Sezer Odabaşıoğlu, 19-Yaşar Fırat, 20- Yaşar Kemal Turan, 21- Cihan Demirci-2, 22- Hülya Erşahin, 23-Saadet Demir Yalçın, 24-Oktay Bingöl... 




OĞUZ ARAL... 10 koca görünümlü ama koca görüntüsünün altında bir o kadar da kof 10 yıl geçti Oğuz abimizi, ustamızı, babamızı yitireli... Çizgiye ve mizaha adanmış bir koca ömürdü o... Arka arkaya çok sevdiğimiz pek çok insanı yitirdiğimiz kahredici bir 2004 Temmuz'unun 26'sında sıkıldığı bir hayattan ve ülkeden gene kendi isteğiyle giden bir dev çınar... Bir baba adam... Bir çizgi, bir mizah, bir yürek ustası... Huysuz ama tatlı ihtiyar... Tüm bilgeler gibi dünya mütevazısı... Bildiğini paylaşmaktan keyif alan, günler geceler boyu öğretmekten yorulmamış bir derya... Yüzlerce karikatürcü yetiştirmeye adanmış bir müthiş ömür... 



O bizim tarama ucumuz, çini mürekkebimiz, şöhler kağıdımız, abimiz, babamız, dostumuz, sırdaşımız, arkadaşımızdı... Ona kızanın bile an geldiğinde saygı duyduğu insandı... Titiz bir çizgi adamıydı... Kendisi babasını çocuk yaştayken yitirmiş, kardeşi Tekin'e ve sonrasında yetiştirdiği yüzlerce karikatürcüye "babalık" yapmış olduğunu pek çok kişi bilmez bile...  

Kolektif dergi çalışmasının bu topraklardaki gerçek öncüsü oldu... Uykusuz gecelerin adamıydı... Gereksiz taramalardan uzak durmamız için yıllarını ortaya koymuş ama bu anlamda çok da başarılı olamamış bir gerçek ustaydı... Haşin ve ürkütücü bir görüntü altında pamuk gibi sımsıcak bir yürek taşırdı... Avni'nin, Utanmaz Adam'ın daha bir sürü çizgi kahramanın babasıydı... Bir pandomim ustasıydı... Bir saz ustasıydı...

Son yıllarında aslında müthiş bir "mizah yazarı" olduğunu da göstererek veda etti dünyaya... Sokakta serseri olma olasılığı çok yüksek insanlardan ilk kez bu ülkede karikatürcü, mizahçı yaratmayı başarmış bir ustaydı o... Genellikle sıradan ve kıytırık öğretmenliğe dayalı "Yetiştiricisi" pek de fazla olmayan bu coğrafyada harbiden çizer yetiştirmiş bir baba adamdı... Bir daha benzeri olmayan ve olmayacak olan unutulmaz dergi "Gırgır"ın her şeyi...

OĞUZ ARAL... 1989 yılında çocuğundan yakın gördüğü, çocuğundan daha fazla gördüğü Gırgır dergisinden, patron ve iktidar baskısı altında zorla atılan, dergisi elinden zorla alınan ve onun yanından yetişen bizlerin asla unutmayacağı anlar yaşayan, son yıllarını Hürriyet gazetesinde pek de mutlu geçirmeyen ve aslında tatilden çok veda için gittiği Bodrum'da 26 Temmuz 2004 günü, artık çok sıkıldığı bu ülkeye ve bu dünyaya bilinçli bir şekilde veda eden, anmaktan asla yorulmayacağımız bir şefkat kapısı... 

Sevgili ustam aramızdan uçalı 10 yıl olsa da o her an yanımda olmaya devam ediyor... Tıpkı giden diğer ustalar gibi... Zaten onların verdiği soluk ve gaz olmasa bu ülkede mizahla uğraşmanın hiçbir anlamı yok artık... Çünkü ülke diye bir yer bile yok artık... Onlar çok daha güzel günlerde yazıp, çizdiler ve ustalıklarını gösterip gidilecek zamanda gittiler belki de, bize ise bombok bir coğrafya kaldı... Tatsız, tuzsuz, gergin, insan kalitesi yerlerde gezen, kişiliksiz bir coğrafya... Hayatın gerçeklerinin hep mizahın yaratıcı gücünün önünde gittiği, gerçek mizahçıyı delirtecek kadar hazin bir coğrafya...  

Bizler, onun yanından geçmiş mizahçılar; Onunla an geldi sarmaş dolaş, can ciğer olduk, an geldi kavga ettik, bazen güneşli, bazen fırtınalı ama her daim sevgi dolu bir birliktelikti bizimkisi... Oğuz Aral... Kişisel tarihimde yeri apayrı bir usta... An geldi babamdan yakın gördüm onu... An geldi koptum, uzaklaştım ama son yıllarında yeniden yanındaydım. Ona dair hislerimi son yıllarında onunla paylaşabilme onurunu yaşattı bana... Kızacağını sandığım şeyler anlattığımda sevecen bir baba edasıyla dinledi... Kendisiyle dalga geçmeyi başarabilmiş kaç mizahçı vardır bu ülkede?.. Bakmayın çoğu burnundan kıl aldırmaz!.. Ama Oğuz abi bu anlamda da müthişti. "Huysuz İhtiyar" adını da kendisi takmıştır zaten. Oysa son yıllarında tam tersiydi Oğuz abi... 

Şimdi onunla tanıştığım ilk yıllar geliyor gözümün önüne... Hâlâ gözümün önündedir o ilk kare... 1978 yılının Mart ayında geçtim onun ilk kez karşısına... Bir gece yarısı tir tir titreyerek... 1978, 1979, 1980 yıllarında amatör bir çizer-yazar olarak arşınladım Gırgır kapısını... 1981 yılının Haziran ayına dek sürdü bu ilk dönem arşınlaması... 1981 yılının Haziran ayında profesyonel mizahçı olarak ilk kez Ses-Atmaca mizah ekinde çalışmaya başlamıştım zira... Sonra 1986 yılında Güldürü Üretim Merkezinin kapanmasının ardından yeniden ama bu kez profesyonelce Gırgır kapısındaydım. 1986,1987, 1988 yılları...1988 yılının yazıydı, Gırgır bana artık keyif vermemeye başlamıştı işin gerçeği. Kendi kendime sessizce ayrıldım ustanın yanından ve Fransa maceram başladı ardından. Zaten onun da 1989 yılı yaz aylarında sona erdi zorla da olsa Gırgır macerası... Ardından çıkardığı Avni hiçbir zaman aynı tadı vermedi, ne ona, ne okura... Oğuz usta ile son yıllarında yeniden yakınlaştık. Evine gittim kaç kez, saatlerce sohbet ettik, zorla da olsa röportaj yaptık. 

Sonra 2002 yılında onu binbir güçlükle ikna etmeyi başarıp, halk karşısında son söyleşisini gerçekleştirdik Taksim'de birlikte... Ardından o dönem genel sekreterliğini yaptığım Karikatürcüler Derneği'ne anlamlı bir ödül önerisinde bulundum. Karikatürü halkla buluşturan ilk çizer olan Cemal Nadir'in 100. doğum yılıydı 2002 ve biz bir yıl boyunca Cemal Nadir ustamızı anmıştık. Öneride bulundum ama gene hiçte kolay olmadı bunun sonuçlanması. Ama taş koyanlara inat Oğuz Aral ustamıza hayatının tek onur ödül olan "Cemal Nadir Onur Ödülü"nü verdik, unutulmaz bir gecede, gözyaşları arasında. Öylesine mütevazıydı ki, ödülü bile yitirdiği çizer arkadaşları adına kabul edebileceğini söyleyip, onların tek tek ismini sayarak almıştı o gece. 

An geldi yıllar içersinde ondan koptuk, hatta rakip yerlerde çalıştık ama o bize inandı, biz onu sevdik. Bizimkisi bir baba-oğul sevgisinden de öteydi. Onun ardından hem Gırgır'ı, hem de onu anlatan özel sunumlar hazırladım. Son bir kaç yıldır belgesel niteleğindeki bu görsel sunumları fırsat bulduğum yerlerde gerçekleştiriyorum. İki ayrı sunumu; "Mizahımızın Alayköşkü: Gırgır ve Oğuz Aral" adı altında birleştirdim. Bugüne kadar bir kaç yerde bu sunum yapıldı. Keşke daha fazla arzu eden çıksa ama bu anlamda da çok geri düştü Türkiye, özellikle de sivil toplum örgütleri ve belediyeler... Sahi bu arada yakın geçmişte hiç beklenmedik şeyler de oldu. Örneğin; Oğuz Aral ustamız Antalya'da, Antalya Büyükşehir Belediyesinin etkinliğinde 2010 ve 2011 yıllarında iki kez, ölüm yıldönümü gecesinde, ciddi kalabalıklar karşısında anıldı. Onu Adana'daki "Çiçeği Burnunda Karikatürcüler Buluşması"nda andık gene ardından... 

Ölümünün 10. yılı öncesinde de, aylar öncesinden çağrılar yapmıştım, Mizahhaber aracılığıyla... Özellikle de belediyelere, sivil toplum örgütlerine... Hem onu, hem de başka mizah ustalarını özel emek verilmiş sunumlarla anmak için ama kimseciklerden tek bir ses çıkmadı... Şu ara kafasını gene beyhude bir seçimin batağına gömmüş durumda herkes ne de olsa... Böylesi bir usta, 10. ölüm yıldönümünde de gene es geçilecek elbet. İnsan kıymeti bilmez bu nankör coğrafyaya yakışan budur ne de olsa... Koca Oğuz Aral kimin umurunda, onun el verdiği, ikinci baba saydığı bizim gibi çizerlerden başka... 

Oğuz Aral'ın ömrünü geçirdiği o şehr-i İstanbul, ustanın ardından 10 yıl geçmesine rağmen ölüm yıldönümlerinde onu hakkıyla anabildi mi?... Ne yazık ki, buna da "hayır" demek durumundayım... Şunu da eklemek isterim üzülerek; geçen yıl onun için, ilk kez 8 Nisan'da İstanbul'da, Akatlar Kültür Merkezinde düzenlenen "Ustalara Saygı" kapsamındaki anma gecesinde ne yazık ki salonun yarısı bile dolu değildi ve onun yetiştirdiği çok az karikatürcü vardı o anlamlı gecede. Gece uzayan konuşmalarla o az sayıdaki izleyiciyi de giderek kaybetti... Bugün 10. ölüm yıldönümü, üstelik bir Cumartesi gününe denk gelmiş ve onun en son emek verdiği yazı yazdığı, çizdiği Hürriyet gazetesine bakıyorum, ne bir anma, tek satır bile yok ustamız hakkında... Ama yaşıyor olsa o geceyi de, bugün çıkmayan anma yazılarını da pek önemsemezdi. Böyle dertleri pek yoktu Oğuz abinin. Kırıldığını bile belli etmekten özenle kaçındı özellikle ömrünün son yıllarında. O yapacağını fazlasıyla yapıp bir köşeye çekildi erkenden. İnsana ders verecek bir olgunlukla noktaladı ömrünü. Dediğim gibi onun gidişi farklıdır. Bedenen yanımızda olmayabilir ama biz soluk aldıkça ruhen her an yanımızda. 

Bugün bambaşka işlerle uğraşıp, madden çok daha iyi koşullarda bir ömre sahip olabilirdim ama Oğuz Aral gibi bir daha pek benzerinin gelmeyeceği uzun yıllardır açıkça gözüken bir usta, beni ve pek çok genç adamı mizahın o benzersiz dünyasının içine kattı. Bugün eğer kafayı yemiş, manyak ötesi bir noktaya ulaşmış, ruha ve kalbe zarar bu ülkede hâlâ soluk alabiliyor, hâlâ direnebiliyorsak, Oğuz abinin bizi ittiği mizahın, karikatürün o benzersiz dünyası sayesindedir... Koca gibi gözüken ama zalim bir iktidar sayesinde koflaşan 10 yıl aktı, geçti... Oğuz abimize olan özlemimiz kar topu gibi büyüdü... Çünkü böylesine bir "baba" adamı bulmak mümkün değil artık bu bok çukurunun içinde debelenen, insan malzemesi aşağılık hale gelmiş coğrafyada... İçimizde ondan kalan taraması bol enerjiyi tutumlu kullanarak direnmeye devam ediyoruz... Sorarım bir kez daha: "Böylesi bir insan nasıl özlenmez?.." 

Cihan Demirci- MİZAHHABER


1978 yılından, Gırgır'a ilk kez gittiğim o yıldan kalma bir özel fotoğrafla noktayı koyalım... Kirli çıkı abimiz İbrahim Tapa'nın arşivinden olan bu fotoğrafı, hemen karşısındaki masada çalışan İlban Ertem usta çekmiş... BÜYÜK USTAYI, 10. ÖLÜM YILDÖNÜMÜNDE SEVGİ VE ÖZLEMLE ANIYORUZ... (MİZAHHABER)

ERCAN AKYOL ÇİZİYOR...


ERCAN AKYOL (25 Temmuz 2014-Milliyet)

22 Temmuz 2014 Salı

NECATİ ABACI ARKADAŞIMIZI, ÖLÜMÜNÜN 10. YILINDA SEVGİ VE ÖZLEMLE ANIYORUZ...



10 koca yıl aktı geçti... Çizginin içten ve samimi kalemi Necati Abacı arkadaşımız aramızdan gideli... Zaten kabus bir Temmuz olmuştu 2004 yılında... Ardı ardına yitirmiştik sevdiğimiz insanları... Öylesine bir sevgi oluşturmuş ki, sevgili Necati Abacı, arkadaşları ve ailesi o gittiğinden beri onu her fırsatta anmaya çalıştılar. Necati geride bıraktığı sımsıcak bir insan portresiyle aramızda yaşamaya devam ediyor bu anlamda.  28 Haziran 1958'de Mersin'in Mut ilçesinde başlayan ve 22 Temmuz 2004'te, henüz 46 gibi çok erken bir yaşta ama mesleğin zirvesinde İstanbul'da noktalanan bir hayat hikayesi Necati'ninki... 

Necati Abacı, ilk ve orta öğrenimini Tarsus’ta tamamladı. 1981 yılında Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek okulu Grafik Bölümü'nü bitirdi. 1985-1990 yılları arasında Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Bölümü'nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. Abacı’nın ilk karikatürü 1973 yılında yayımlandı. 1982 yılında başladığı "Çizgilerle Sanat İnsanları", "Çizgilerle Sanat Kadınları", "Çizgi İnsanları" çalışmalarıyla, biri Şahin Kaygun'la ortak olmak üzere 17 kişisel sergi açtı. Yarışmalarda 40 ödül aldı. Abacı’nın, bir karikatürü Bulgaristan “Gabrova Dünya Güldürü Müzesi” (1982), bir afişi Polonya “Varşova Afiş Müzesi”ne alındı (1988). Bir çok basın yayın organında ve sanat dergilerinde çalışmaları ve yazılan yayımlanan Abacı, son olarak Beykent Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Bölümü öğretim üyesi olarak görev yapıyordu...

Dedik ya; Necati Abacı, geriye usta işi çizgileriyle birlikte düzgün, sağlam, sımsıcak, dost canlısı bir ömrün izlerini bıraktı. Bu yüzden onu seven arkadaşları, dostları ve ailesi her geçen yıl daha da artan bir sevgi ve özlemle anıyor onu... Necati, yüzünden eksik olmayan gülümsemesi, o pozitif haliyle her daim bizim yakınımızda bir yerlerde, bunu biliyor ve can arkadaşımızı yitirişimizin 10. yılında ona bir kez daha çizgi dolusu sevgilerimizi yolluyoruz...  (C.D.)

NECATİ ABACI'DAN ÇİZGİLER...





MİZAHHABER (22 TEMMUZ 2014)

21 Temmuz 2014 Pazartesi

CARLOS LATUFF "GAZZE" İÇİN ÇİZMEYİ SÜRDÜRÜYOR...






Arap kökenli, Brezilyalı çizer Carlos Latuff, "Filistin" konusuna en duyarlı çizerlerin başında yer almaya devam ediyor, internet ve facebook üzerinden "Gazze" üzerine sürekli yeni karikatürlerini yayınlıyor... 

SEMİH POROY ÇİZİYOR...

SEMİH POROY (21 Temmuz 2014- Cumhuriyet)