30 Ocak 2011 Pazar

30 Ocak 1998 tarihinde yitirdiğimiz gazete karikatürünün ülkemizdeki büyük ustası Ali Ulvi Ersoy'u ölümünün 13. yılında Cihan Demirci'nin yazısıyla anıyoruz...

ALİ ULVİ ERSOY;
BİRİNCİ SAYFANIN
BİRİNCİ SINIF ÇİZERİ!
1950 kuşağı” tanımı en çok ona uyuyor, çünkü Ali Ulvi Ersoy Cumhuriyet gazetesindeki o kesilip saklanası siyasi karikatürlerine tam da 1950 yılında başlamıştı…

CİHAN DEMİRCİ

1950 kuşağı olarak adlandırılan çizerlerin içinde apayrı bir yeri olan, gazete karikatürünün en uzun soluklu ustası Ali Ulvi Ersoy’u 30 Ocak 1998’de 74 yaşında yitirmiştik.

1924 doğumlu Ali Ulvi Ersoy’un ilk karikatürü 1940 yılında “Çocuk Sesi” dergisinde yayımlanmıştı. Sonrasında Çağdaş Türk karikatürünün kurucusu gözüyle bakılan Cemal Nadir’in yanında yetişti. 1941’te Cemal Nadir Güler’in Vedat Günyol’la birlikte çıkardığı “Arkadaş” adlı çocuk dergisinde ayda 10 lira maaşla ilk kez profesyonelliğe adım atan Ali Ulvi Ersoy’un Cumhuriyet gazetesine girip de günlük karikatür çizmeye başlaması 1950 yılına rastlar. 1950’den başlayarak Cumhuriyet gazetesinde yarım yüzyıla yakın bir süre, çok uzun soluklu bir şekilde “günlük” karikatür çizmenin ülkemizdeki en üst seviyesine çıkan Ali Ulvi Ersoy, Turhan Selçuk ustanın deyimiyle “Aydınlanmanın ödünsüz çizeriydi”…


Adı adeta Cumhuriyet gazetesiyle özdeşleşen Ali Ulvi Ersoy’u yitirişimizden sonra gazetelerimizdeki 1. Sayfa karikatürcülüğü de en uzun soluklu çizerini kaybetmiş olmakla kalmakla kalmadı, gazetelerin 1. Sayfalarındaki bu güzel gelenek sanki onun ardından yok olmaya yüz tuttu. Günümüzde birkaç gazetede birinci sayfada karikatür yayımlanıyor ama bu karikatürler Ali Ulvi’nin karikatürlerine ayrılan alandan çok uzak adeta “vinyet” diyebileceğimiz küçüklükteler ne yazık ki. Bu da zaten gülünüp geçilen türdeki bu karikatürlerin yarattığı etki alanını azaltıyor.

Ali Ulvi Ersoy, elli yıla yaklaşan Cumhuriyet serüveninin yanı sıra 1947-1949 yılları arasında “Kahkaha” ve “Mizah” dergilerinde karikatürleriyle yer aldı. Sonraki yıllarda “Kırkbirbuçuk”, “Tef”, “Dolmuş” mizah dergilerinde çalıştı. 1957-1959 arasında ABD’de çeşitli dergilerde çizerlik ve film afişi ressamlığı yaptı. Tonguç Yaşar ve Yalçın Çetin’le birlikte “Evliya Çelebi” çizgi filmlerini gerçekleştirdi. “Piri Reis’in Amerikan Hatırası”nı anlatan 30 dakikaklık bir belgesel yaptı. 1995 yılında Karikatürcüler Derneği tarafından “50. Sanat Yılı” nedeniyle Ankara’da bir onur gecesi düzenlenen Ali Ulvi Ersoy bir söyleşisinde: “Ben vaktimi üç şeye ayırdım; birisi okumak, birisi çizmek, birisi de yaşamak. Bunlardan vakit bulup da albüme, sergiye zaman ayıramadım” diyordu.

Türk karikatürünün kendine özgü duruşu ve çizgisiyle siyasi gazete karikatürcülüğünde “filozofluk” mertebesine erişmiş bu usta ismi bize elli yıla yakın bir süre gazetede birinci sayfa karikatürünün nasıl olacağına dair dersini vererek 30 Ocak 1998’de aramızdan ayrıldı. Onun kadar okuyup, çizip, yaşayabilmek her çizerin hedefi ve dileği olmalı.

Cumhuriyet’in iç sayfalarında yıllardır siyasi karikatür çizen Musa Kart arkadaşımızın karikatürlerinin son bir aydır Cumhuriyet gazetesinin birinci sayfasında görülmeye başlaması 13 yıl önce yitirdiğimiz bu büyük ustayı andığımız şu günlerde onun çizgi dolu ruhunu biraz olsun rahatlatmış mıdır acaba?..


(Cihan Demirci'nin bu yazısı; ilk kez Ocak 2002 tarihinde Karikatür Dergisinin 106. sayısında yayımlandı, Ocak 2011'de elden geçirildi.)


29 Ocak 2011 Cumartesi

ARAPLARIN BİLE AYAKLANDIĞI BİR DÜNYADA, BİR TÜRK ANCAK ŞU BOKTAN ESPRİYİ YAPMAKTAN İBARETTİR: "ABİ, NE AYAAAK YAAAA?..."

MISIR'DA 30 YILDIR SÜREN BAŞKANLIK DÜZENİNİN BENZERİNİ KURMAYA ÇALIŞAN BİRİLERİNE "MÜBAREK" OLSUUUUN!!!!!!!!!

MISIR'I MISIR YER GİBİ RUHSUZCA İZLEYEN ZAVALLI TÜRKİYE; FARKINDA DEĞİLSİN BELKİ AMA SEN MISIR'DAN BİLE DAHA GDO'LU BİR ÜLKESİN!!!!!!

TÜRK HALKI AYAKLANAMAZ DENİYOR YA; BİR HALK KIRKAYAKLI OLURSA TABİİ Kİ AYAKLANAMAZ!!!

ARAPLAR SÖZDE BU ÜLKEYİ ÖRNEK ALIR DERLER, OYSA İŞİN AKP'SEL GERÇEĞİ; ARTIK BU ÜLKE ARAPLARIN KOKUŞMUŞ BAŞKANLIK DÜZENİNİ
ÖRNEK ALIYOR!..

YAĞMUR YAĞIYOR, SELLER AKIYOR, ARAP KIZI CAMI ÇERÇEVEYİ İNDİRİRKEN TÜRK KIZI APIŞIP ÖYLECE BAKAKALIYOR!..
BİROL ÇÜN ÇİZİYOR

İki kadehlik bir zevkin içine edenler ithaf olunur!..

28 Ocak 2011 Cuma

ZAFER TEMOÇİN ÇİZİYOR
Zafer Temoçin'in 28 Ocak 2011 Cuma günü Cumhuriyet'te yayımlanan karikatürü...

27 Ocak 2011 Perşembe

ÖZEL KOÇ LİSESİ
KİTAP FUARINDA
KARİKATÜR
ATÖLYESİ

Tuzla'daki Özel Koç Lisesinde her yıl geleneksel olarak düzenlenen Kitap Fuarı kapsamında Cihan Demirci, 26 Ocak Çarşamba günü, lise öğrencilerine yönelik bir "Karikatür Atölyesi" gerçekleştirdi.

Cihan Demirci'nin lise yıllarından Tarih öğretmeni olan, okulun Tarih öğretmeni Nalan Şenalp'ta öğrencileriyle bu atölye çalışmasındaydı.

İstanbul Tuzla'da bulunan Özel Koç Lisesi her yıl sömestr tatili öncesinde okulda pek çok yayınevinin ve yazarın katıldığı bir kitap fuarı düzenliyor. Karikatürist ve mizah yazarı Cihan Demirci, 26 Ocak Çarşamba günü bu fuar kapsamında gerçekleşen "Karikatür Atölyesi"nde liseli öğrencilerle ikibuçuk saati bulan bir görsel sunum ve çizgi çalışması gerçekleştirdi. Özel Koç Lisesi Türkçe-Edebiyat Bölüm başkanı Rafiye Duru ve öğretmenler; Nalan Şenalp ile Banu Kıran'ın da izlediği etkinlik Cihan Demirci'nin "Karikatür ve Biz" başlıklı karikatür tarihimiz üzerine kısa bilgiler veren görsel sunumuyla başladı, çizim örnekleri ve karikatür okuma ile süren atölye çalışması Demirci'nin kendi karikatürlerinden oluşan bir sunumla noktalandı. İkibuçuk süren atölye çalışması sırasında güzel olan karikatür çizmeye yeteneği açıkça belli olan öğrencilerin bu atölye çalışmasına katılmış olmasıydı.

Cihan Demirci, Özel Koç Lisesindeki Karikatür Atölyesi bitiminde atölye çalışmasına katılan öğretmenler ve öğrencilerden bir grupla...

25 Ocak 2011 Salı

RIFAT ILGAZ
100. YAŞINDA
ÇIRAĞAN'DA
ANILDI
Mizah edebiyatımızın dev çınarı 1911 doğumlu Rıfat Ilgaz 2011 yılı boyunca doğumunun 100. yılı etkinliklerinde anılacak. Bu etkinliklerin ilki 24 Ocak akşamı Çırağan Sarayında gerçekleşti. Oğlu Aydın Ilgaz, 100. yaşında babası Rıfat Ilgaz'ı, görsel bir sunum eşliğinde anlattı.

(Fotoğraflar: Çınar Yayınları)

24 Ocak 2011 Pazartesi

"UĞUR"SUZLUĞUN 18. YILINDA
MUSA KART UĞUR MUMCU
ANISINA ÇİZİYOR...
Bugün 24 Ocak 2011...Tam 18 yıl geçti Uğur Mumcu'suz kalalı...18 koca yıl... Medyanın "Uğur"suzluğa adım atışının 18. yılı... O gün doğan biri bugün 18 yaşında bir genç oldu. Tarih: 24 Ocak 1993'tü... Gerçek araştırmacı bir gazeteci o gün katledildi... Yerine bir başka Uğur Mumcu koyamadı Türk medyası... 18 yıldır, ortalarda onun gibi bir "araştırmacı" gazeteci göremiyoruz, kendi gazetesi de dahil olmak üzere... Ortalığın yandaş, yalaka gazeteci kaynadığı, kıçını iktidara dayayıp ömrünü garantiye alan sütü bozuk kalemlerin ortalıkta cirit attığı rezil bir ülkede Uğur Mumcu gibi yürekli bir kalemi nasıl özlemezsin be kardeşim!.. Bir yanıyla gizli kalmış bir mizah yazarı da olan, yazılarında mizah dilini de ustaca kullanan, Çivi mizah gazetesinde unutulmaz portreler yazmış sevgili Uğur Mumcu'yu, çok özlediğimiz bu yiğit gazeteciyi 24 Ocak 2011 tarihinde Cumhuriyetin birinci sayfasında yayımlanan Musa Kart'ın karikatürüyle anıyoruz... Oğlu Özgür Mumcu bir süredir Radikal'de yazıyor... Babasının katlinin 18. yıldönümünde yazdığı yazıyı okumak isterseniz linke tıklayınız... http://www.medyatava.com/haber.asp?id=75800

MİZAHHABER

23 Ocak 2011 Pazar

AYHAN ALGÜR'DEN
İKİ KARİKATÜR...

KUŞADASI’NDA
12 EYLÜL
KARİKATÜRLERİ
SERGİSİ

Kuşadası Belediyesi İbramaki Sanat Galerisinde, “Besleyenler ve Beslenenler” karikatür sergisi kalabalık davetliler önünde açıldı. 51 Karikatür sanatçısının 70 karikatürler katıldığı sergi ay sonuna kadar izleyicilere açık kalacak. Açılış konuşmasını yapan Karikatürcüler Derneği üyesi Lütfü Çakın; “Bir döneme ışık tutan karikatürleri Barış Derneği ve Kuşadası Belediyesini katkılarıyla gerçekleştirdik. Bizler kitlelere mesajımızı çizgilerle veriyoruz. Çok komik olmasa da, 12 Eylül 1980 Darbesini, mizahın çizgili dili karikatür ile insanlarımıza anlatmaya çalışıyoruz. Karikatürcüler Derneği İzmir Temsilciliği olarak sergimizi ülke genelinde dolaştırmaya devam edeceğiz” dedi.

Serginin açılışından... (Karder-İzmir)

20 Ocak 2011 Perşembe

MUSA KART ÇİZİYOR

Hrant Dink'in başta polis olmak üzere devletin nerdeyse tüm birimlerinin işbirliğiyle katledilmesinin üzerinden 4 yıl geçti... UTANMASINI bilmeyen utanmazların ülkesinde gazeteci Hrant Dink hala aynı yerde yatıyor... Musa Kart'ın 20 Ocak Perşembe günü Cumhuriyetin birinci sayfasında yayımlanan karikatürü...

17 Ocak 2011 Pazartesi

ÇİÇEĞİ BURNUNDA
KARİKATÜRCÜLER
ADANA'DA 4. KEZ
BİRARAYA GELDİ
Çukurova Kitap fuarı kapsamında gerçekleşen "Çiçeği Burnunda Karikatürcüler Buluşması" 15 Ocak Cumartesi günü Adana'da 4. kez gerçekleşti. Bu yılın onur ödülü Bülent Arabacıoğlu'na verildi.


Gırgır dergisinin "Çiçeği Burnunda" karikatürcülerinden bir grup 4 yıldır Ocak ayında Adana'da buluşuyorlar. Adanalı karikatürcüler Mustafa Öncül ve Sefa Sofuoğlu'nun girişimiyle gerçekleşen bu buluşma katılan çizerlere duygulu anlar yaşatıyor, onları o 70'li, 80'li yıllara tekrar geri götürüyor. Adana'da düzenlenen Çukurova Kitap Fuarı içinde gerçekleşen bu buluşmada Gırgır dergisi üzerine anılar anlatılıyor, söyleşiler yapılıyor. Oğuz Aral ustanın öğrencileri onu ve Gırgır'ı asla unutmadıklarını bu şekilde gösteriyorlar. Bu yıl 15 ocak Cumartesi günü Adana'da 4. kez gerçekleşen etkinlikte gene Gırgır yıllarına gidildi, anılar paylaşıldı ve bu yılın "Onur Ödülü" Gırgır'ın unutulmaz çizgi romanı En Kahraman Rıdvan'ın çizeri Bülent Arabacıoğlu ustaya verildi. Bu ödül ilk kez 2009 yılında Nuri Kurtcebe'ye, 2010 yılında ise; İlban Ertem'e verilmişti. Çarşaf dergisinde parlak yıllar geçirdikten sonra Gırgır'a transfer olmuş büyük usta bülent Arabacıoğlu Gırgır'da bu unutulmaz çizgi romanın yanı sıra tam sayfa panoramalar da çizdi. Etkinliğe eşi Türkan Arabacıoğlu ile katılan Bülent Arabacıoğlu, ödülü öncesinde eşini de yanına alarak gerçekleştirdiği söyleşiyle izleyenleri Gırgır yıllarına götürdü. Söyleşi sırasında Türkan hanım eşi Bülent Arabacıoğlu için; "Çocukları büyüttüm ama o hep çocuk kaldı" dedi... Gece yemekte biraraya gelen karikatürcüler, gelecek yıl 5. kez bu festivalde buluşmak üzere bu yılki etkinliği noktaladılar...

Türkan ve Bülent Arabacıoğlu söyleşi anında...


Bülent Arabacıoğlu Onur ödülünü alma öncesinde...

4. Çiçeği Burnunda karikatürcüler buluşmasına katılan karikatürcüler, bu yılın onur ödülü sahibi Bülent Arabacıoğlu ile birlikte toplu hatıra fotoğrafında...

(Fotoğraflar: Cumhur Gazioğlu-Faruk Karaçay)

16 Ocak 2011 Pazar

COŞKUN GÖLE ÇİZİYOR
dut yemiş bülbül
cırcır olurmuş
alt temizliği için
hiç konuşmazmış
Coşkun Göle

CİHAN DEMİRCİ'DEN 2011
MODEL LAFORİZMALAR

Dizi filmleri gerçek zanneden bir toplumun hayal gücü çoktan bitmiş demektir.

Kendine sahip çıkamayan toplumların tarihine sahip çıkmaya kalkışması cahilliklerinin en büyük kanıtıdır.

Önceleri tarihi tekerrürden ibaret sanan bir toplum, tarih okumadığı, tarih bilmediği ve yıllar yılı cehaletine yatırım yaptığı için tarihi artık sadece; padişahlara teşekkürden ibarettir sanıyor!..

Aldığı malın “Son kullanma tarihi”ne bile bakmayan bir halkın, Osmanlı tarihine dair söyleyebileceği söz olabilir mi?..

Benzinin fiyatı 4 lirayı geçmiş ama sen tepkini “Muhteşem Yüzyıl” dizisine göster bakalım. Ne de olsa Kanuni gibi ata biniyorsun hala!..

Cari açığı kapatılamayacak kadar büyük olan toplumların “Cariye açığı” yaşamamış Osmanlı hanedanını anlayabilmesi imkansızdır!..

“Yalandan kim ölmüş” sözü yalanlara ve yalancılara tapan bir toplumun dilinde çok eskidi. Yeni sözümüz “Yalandan enflasyonu düşen kim ölmüş” olmalı!..

Liseli kızlarla-erkeklerin arasını 45 santim açtığınızda aradaki mesafeyi kapatmanız 45 yılda mümkün olmaz!..

Bir badem bıyıklı yetkili diyor ki: “Ülkemizde seninki kaç santim’ diye çok ayıp bir söz vardı. Biz toplum ahlakının bekçisi olduğumuz için liseli kızlarla-erkeklerin arasına mesafe koyarak bu sözü ‘Senin aran kaç santim” şekline sokacağız!..”

Başbakan emriyle yıkılacak olan bir heykel değildir, “ucube” gibi yaşaması istenen bir toplumdur aslında!..

Bakırköy’deki “Düşünen Adam” heykeli ülkedeki vaziyetin vahametini görüp sigortası attığında şöyle diyebilir: “Düşün düşün bir yere kadar kardeşim, bundan sonra ben de sadece kendi geleceğimi düşüneceğim!..”

Bu Ak Düzen sana yeni seçenekler sunuyor: “Alkol yerine silah al, katil ol, cani ol, kısa süre yat, sonra çık halay çek!..”

Kır düğününde artık izin alınmadan içki içilemeyecekmiş! Kır gitsin o düğünü be kardeşim!..

4 eş alma yolunda ilerleyen “kuma toplumu” için evlilik dediğin zaten başlı başına alkollü yaşam demektir!..

Ak Düzen diyor ki: “Büyük konuş, büyük götür ama büyük rakı içme!..”

AKP’lilerin içmesine gerek yok. Onlar zaten 9 yıldır bu ülkeyle, bu halkla sürekli kafa buluyor.

Hesap almaya gelen garson sordu: “Abi sizin neyiniz vardı?” Yanıtım şu oldu: “Bizim bir 70’lik rakı vardı ama bundan sonra bizim gibilere sadece onun günahını yaz, günahını biz ödeyeceğimize göre hesabını da AKP ödesin!..”

("Cihan Demirci'den 2011 Model Laforizmalar" 16 Ocak 2011 tarihli Vatan gazetesinde Can Ataklı'nın köşesinde yayımlanmıştır.)

15 Ocak 2011 Cumartesi

"45 SANTİM ARA" YETMEZ
BUNDAN SONRA KAFALARDA
45 SANTİM EĞİK OLACAK!
Mersin'de bir lisede kız ve erkek öğrencilerin birbirine 45 santimden fazla yaklaşmasının yasak olduğu haberinin ardından MİZAHHABER'e yeni bir haber daha ulaştı... Bundan böyle liseli kızların başları 90 santim yukarı eğik olacak. Özel üretilmiş badem bıyıklı görevlilerin bizzat elleriyle başlarını eğdikleri kız öğrencilerin böylece erkek öğrencilerle göz göze gelmesi engellenmiş olacak. Üstelik kafanın yukarı doğru eğilmesi sayesinde kız öğrenciler sürekli yukarı baktıklarından yukarıya yani İslami ölçülere daha yakın bir hayat yaşamaya başlayacaklar. Bu arada kafaları yukarı doğru eğilen kız öğrencilerin erkek sineklerle göz göze gelmemesi için onların bulundukları alanlarda sürekli ilaçlama yapılacak.

CİHAN DEMİRCİ ÇİZİYOR

Mersin'de kız öğrencilerle-erkek öğrencilerin birbirine 45 santimden fazla yaklaşamadığı Lisenin Güzel Sanatlar Lisesi olduğunu biliyor muydunuz?... Siz bakanın, 45 santim asparagas, demesine bakmayın, malum içki yasağı da asparagas, zaten Başbakan da heykele "ucube" demedi di mi Sn. Günay?..

14 Ocak 2011 Cuma


METİN AKBULUT
YAZIYOR...

BAĞ…

Saçlarınızı, türbanınızı domuz bağıyla bağlarsanız sizi kimse bağlamaz.

Domuz bağıyla bağlan ılımlı hayata. Hayata bağlan domuz bağıyla
Domuz bağıyla bağlan takunyalı dünyaya. Takunyalı dünyaya bağlan domuz bağıyla
Domuz bağıyla bağlan öbür dünyaya. Öbür dünyaya bağlan domuz bağıyla…

Laikleri pamuk ipliği tutuyormuş, ceplerinde pamuk ipliği bulunmuş
Pamuk ipliğiyle ne yapacaktınız pis laikler!
Laikler pamuk ipliğiyle bağlanıyormuş modern hayata…
Pamuk ipliğiyle bağlan modern hayata, hayata bağlan pamuk ipliğiyle…
Aranızda nasıl bi bağ var… Atın bunları içeri…

Siz serbestsiniz.
Lütfen mü(kg)min kardeşlerimizin domuz bağını çözer misiniz?

Bize ayak bağı olanlarla uğraşır, domuz bağı olanlarla dost oluruz.
Bakarsan domuz bağı olur, bakmazsan pamuk ipliği laikler gibi papazın bağı olur.

Ayaklar baş olursa, ayaklara türbanı domuz bağıyla bağlamak caiz midir?
Kamusal alana domuz bağıyla bağlanmış türbanla girilir mi?

Ilımlı muhafazakar kimliğiyle tanınan dört yaşındaki jaguar, 864 rakımlı tepeye tırmandı ve kamusal alana ilk giren büyük kedi oldu. Jaguar yakında Kaf dağına da tırmanacağını söyledi.

Kamusal alana bile girebilmiş, 4*4 olmamasına rağmen, abazalıktan dolayı, rahatlıkla düz duvara tırmanan, dört yaşındaki ılımlı jaguarımı, çiftleştirmek için, dişi jaguar, kar leoparı ve/veya büyük pisipisigillerden muhafazakar bir eş aranmaktadır. Müracat: Çankaya / Ankara

Jaguarımı domuz bağıyla bağlayıp, bir ay boyunca ceza vereceğim. Bundan sonra Jaguarımla, muhafazakar dişi büyük kediler arasında 45 cm mesafe olacak. Hatta yayın yasağı da var, bir ay boyunca tv yasak.

Az önce aldığımız bilgiye göre, izlediğiniz programa başbakanımız kıl olmuştur. Yayınımız “ölmeden önce ezberlenmesi gereken 100 hadis” programıyla devam edecektir.

METİN AKBULUT

MUSA KART ÇİZİYOR

Musa Kart'ın 14 Ocak 2011 tarihinde Cumhuriyet'in birinci sayfasında yayımlanan karikatürü...

13 Ocak 2011 Perşembe

LEMAN 1000.
SAYIYA ULAŞTI
1991 yılının Kasım ayında ilk sayısı yayımlanan mizah dergisi Leman,13 Ocak Perşembe günü yayımlanan sayısıyla 1000. sayıya ulaştı.
Gırgır'dan 1986 yılında ayrılan bir grup mizahçı önce Limon dergisini çıkarmıştı. 5 yıl süren ve mizah dünyasında ses getiren Limon dergisinde de iki ayrı grup oluşmuştu. Bu gruplardan başını Mehmet Çağçağ ve Tuncay Akgün'ün çektiği çizerler, Güneş gazetesinde oldukça zor koşullar altında çıkan Limon'u bir anda Leman adıyla yeniden çıkardılar. 1991 yılının Kasım ayında, Hürriyet gazetesinin dağıtım desteği vermesiyle çıkmaya başlayan Leman 20. yaşına ulaştığı 2011 yılına da 1000. sayısıyla girdi. Leman, geride bıraktığı 20 yıllık bu uzun yolculuğunda bambaşka bir boyuta ulaştı. Hataları ve doğrularıyla Gırgır sonrasının mizahını devralan Leman'dan da bölünmelerle daha sonra; Penguen ve ondan da Uykusuz dergileri çıktılar. 1000. sayısına ulaşan Leman'ın 1991-1995 yılları derginin yaşam savaşı içersinde, kendini bulmaya çalıştığı önemli bir dönemdi. 1995'lere kadar "Limon"un mizah anlayışını sürdüren, mizah dergicliğimize heyecan getiren Leman, 1995'ten sonra kulvarını farklılaştıran bir mizah dergisi oldu. Kabına sığmadı. Leman Kültür'le birlikte derginin altının bar olması, çeşitli ticari ürünlerle dergi ticari gelişimini hızlandırdı. Bundan 5 yıl önce matbaa kurmak için AKP hükümetinden oldukça yüklü bir miktar devlet kredisi almasının Sabah gazetesinin bir haberiyle ortaya çıkması, muhalif ve bağımsız bir mizah dergisi olan Leman'a eleştirilerin gelmesine neden oldu. Derginin sahiplerinden Mehmet Çağçağ ve mizah yazarı olmayan yazarı Nihat Genç bu eleştirilere hakaretlerle yanıt vermeyi tercih etti. Leman dergisinin cinselliği mizahtaki kullanış düzeyi çok tartışıldı. Denize donla girme kampanyası gibi "magandalığa" destek veren kampanyalara kalkışması Leman'ı Oğuz Aral'ın "Magandalığı övmeyip eleştirmiş olan" Gırgır'ından iyice ayrıştırdı. Satış olarak parlak dönemlerinde 100 binlere ulaşan tirajı olan Leman, Penguen ve Uykusuz dergilerinin çıkışı sonrasında, kadrosundaki daralmalarla epeyce kan kaybetti, 2010 yılında 12-15 bin arası bir satışı olduğu söylenen dergi bu anlamda Penguen ve Uykusuz'un çok gerisine düştü. 140 yıllık bir tarihe sahip olan mizah dergiciliğinde 1000. sayıya ulaşmak kolay bir iş değildir. Bu uzun yolculuk pek çok bedel gerektirir. Leman da bu bedellerden geçti ve 1000. sayısını geride bıraktı. Derginin 1000. sayısı özel bir sayı olarak, 52 sayfa hazırlandı. Dergiden ayrılmış eski Lemancıların da 1000. sayıya özel işler hazırladığı 1000. sayı ile Leman, Oğuz Aral'ın 17 yıllık bir ömrü Gırgır'ından da daha uzun bir ömre sahip oldu. Ülkedeki şu felaket gidişte mizahın muhalif gücüne her zamankinden fazla ihtiyacımız varken, umarız herşeye rağmen elde kalan son güzelliklerden biri olan mizah dergiciliğimiz muhalif duruşunu ve bağımsızlığını tamamen yitirmez ve daha büyük bir heyecan yaratma yolunda macerasına devam eder...
MİZAHHABER
İBRAHİM
TAPA'NIN
"İSTANBUL
KARİKATÜRLERİ"
AKMERKEZ'DE
SERGİLENİYOR

İbrahim Tapa'nın geçtiğimiz yıllarda başka mekanlarda açılmış olan "İstanbul Karikatürleri" sergisi bu kez Akmerkez'de... 2003 yılından bu yana "Sanat Akmerkez'de" etkinlikleriyle sanata ev sahipliği yapan Akmerkez'in gerçekleştirdiği, İbrahim Tapa'nın "İstanbul Karikatürleri" Sergisi Ocak ayı boyunca Akmerkez'de sanatseverlerle buluşacak. Halen izlenebilen serginin kokteyli 20 Ocak Perşembe günü, saat: 18.00-21.00 arası Akmerkez'in zemin katında no: 206-207'de gerçekleşecek.

GRAFİK İLE
KARİKATÜR
İLİŞKİSİ
İZMİR'DE
KONUŞULDU
Karikatürcüler Derneği İzmir Temsilciliği’nin düzenlediği “Grafikerler Karikatürü Konuşuyor” isimli panel, 8 ocak 2011 cumartesi günü, 2011 yılının İzmir’deki ilk karkatür etkinliği olarak, Konak Belediyesi Türkan Saylan Kültür Merkezi konferans salonunda gerçekleştirildi. Panele; Mehmet Aslan, Murteza Albayrak, Sadık Pala ve Cemalettin Güzeloğlu konuşmacı olarak katıldılar.

Her birisi Karikatürcüler Derneği üyesi olan ve yaşamının bir döneminde grafik alanında mesleki faaliyette bulunmuş olan konuşmacılar, grafik ve karikatürün birbiriyle ilişkisini, olumlu ve olumsuz etkilerini ele alıp tartıştılar. Grafik ve karikatürün birbirinden karşılıklı etkilenmeleri, reklam sektöründe karikatürün kullanımı ve karikatürde grafik unsurların yeri, görsel örneklerle açıklandı.

Panel sonrasında İzmirli karikatürcüler toplu halde...

12 Ocak 2011 Çarşamba

BİROL ÇÜN ÇİZİYOR

BİROL ÇÜN ARKADAŞIMIZIN BU KARİKATÜRÜNE BAKARAK DİYORUZ Kİ: "YETMEZ AMA EVET"ÇİLER HADİ BUYRUN BURDAN İÇİN BAKALIM!.. ÜLKE ADIM ADIM AKP MEDENİYETİNE YANİ "EŞEK CENNETİ"NE GİDİYOR, ÖKÜZLERİN ALKOLE TRENE BAKAR GİBİ BAKMAK ÜZERE OLDUĞU ŞU GÜNLERDE, HADİ KINA NİYETİNE; BUYRUN BURDAN İÇİN!!!

10 Ocak 2011 Pazartesi

ÖKÜZ NE DİYOLOGLARI
- Bilader biz trene bakarken adamlar hapishanelerde katil, cani bırakmıyorlar. Baksana ne kadar katil, cani varsa dışarı salındı. Bizim de zamanında şöyle domuz bağlısından bir kaç cinayetimiz olsaydı şimdi dışardaydık...

- Oğlum biz zaten dışardayız ama farkında değiliz... Öküzlük dediğin belki de bu olsa gerek... Hem sen merak etme hapishanelerde boşalan yerlere DÜŞÜNCE SUÇLULARINI doldururlar gene... Bu ülkede yazmayacaksın, çizmeyeceksin ve en önemlisi düşünmeyeceksin, düşünmeyen adam n'apar, cinayet işler ve YIRTAR!.. Boşveeer biz mi düşünücez bu memleketiiii, sen bak TRENİNE canım kardeşiiiiiiiiim!.. (C.D.)

"YAZISIZ ŞEYLER"
KARİKATÜR
SERGİSİ
ESKİŞEHİR'DE AÇILDI

Aziz Yavuzdoğan’ın, karikatür yaşamının 30 yılının özetleyen karikatürleri Eskişehir’de sergilenmeye başlandı...

Anadolu Üniversitesi Karikatür Sanatını Araştırma ve Uygulama Merkezi tarafından düzenlenen Aziz Yavuzdoğan’ın “30 karikatürlü yıl / Yazısız Şeyler” adlı sergisi 5 Ocak 2011 Çarşamba günü Eskişehirlilerin yoğun ilgisi ile Eğitim Karikatürleri Müzesi’nde açıldı.Sergi açılışını eski rektör Prof. Dr. Engin Ataç yaptı. Aziz Yavuzdoğan da konuşmasında sanat hayatının 30 yıllık özetini yaptı, Anadolu Üniversitesi rektörlüğüne sergiyle ilgili destek ve katkıları için teşekkür etti ve memleketi Eskişehir'de bulunmaktan duyduğu mutluluğu paylaştı. Konuşmaların ardından, Prof. Dr. Engin Ataç, sergi anısına Aziz Yavuzdoğan'a bir seramik plaket armağan etti. Açılışta Aziz Yavuzdoğan yeni çıkan “Yazısız Şeyler” ve “Nasıl Karikatür Çizebilirim” adlı kitaplarını da imzaladı. Sergi. 4 Şubat’a kadar devam edecek.
Aziz Yavuzdoğan, sergisinin açılışına katılan konuklarla...
(Fotoğraflar: Akdağ Saydut)

8 Ocak 2011 Cumartesi

ÖLÜMÜNÜN
104. YILINDA
NİŞAN G.
BERBERYAN'I
ANIYORUZ

MİZAHHABER-ÖZEL HABER Mizah dergiciliği tarihimizin başlangıç döneminde karşımıza çıkan ilk çizerlerden biridir Nişan G. Berberyan. 1842'de İstanbul'da doğan Berberyan 1882'de kendi basımevini kurdu. Ressam, karikatürcü, klişeci ve yayıncı olarak yaşamını sürdürdü. Berberyan karikatürcü olarak en üretken dönemini Teodor Kasap'ın çıkardığı Hayal dergisinde yaşamıştı. Teodor Kasap, Hayal'in başyazarı, Berberyan ise baş çizeriydi. Berberyan'ın bir başka önemli özelliği de; mizah dergiciliği tarihimizin ceza alan ilk karikatürünü de çizen karikatürcü olmasıdır. Teodor Kasap'ın Hayal dergisinde 1877 yılında yayımlanan Karagöz-Hacivat karikatürü bu anlamda basın tarihine de geçmiştir. Bu karikatürün yayımlanması sonrasında Hayal dergisinin yayımcısı Teodor Kasap, 3 yıl hapis cezası almış, yurt dışına gitmiş, daha sonra ise cezası affedilmiştir. Mizah dergiciliğimizin ilk 8 yılında çoğu imzasız çizgileriyle karşımıza çıkan Nişan G. Berberyan, 1908'de 2. Meşrutiyetin ilanıyla yeniden ortaya çıkıp canlanma yaşayan mizah dergiciliği dönemini göremeden 8 Ocak 1907'de, 65 yaşındayken dünyaya veda etti. Berberyan'ı ölümünün 104. yılında aşağıdaki Karagöz-Hacivat karikatürüyle anarken 133 yıl önce çizilen bu karikatürün zerre kadar eskimediğini görüyoruz. Çünkü katiller ve caniler için çok verimli olan bu topraklarda yazan-çizen-düşünen-konuşan insanların kanunlar karşısındaki özgürlüğü hala Karagöz'ün 1877'deki zincirli özgürlüğünden oluşuyor... (CİHAN DEMİRCİ-MİZAHHABER)
- Nedir bu hal Karagöz?

-Kanun dairesinde serbesti Hacivat!.. (HAYAL-1877)

7 Ocak 2011 Cuma

CİHAN DEMİRCİ ÇİZİYOR
Cihan Demirci bu karikatürünün altına şu notu düşüyor: "Yıllar önce çizdiğim bu karikatür AKP'nin elinde tamamen biten günümüz HUKUK'una (!) armağan olsun! Ha sahi şu sıralar bu akla ziyan ülkede yapılacak en uygun, en adaletli (!), en hukuki (!) şey; CİNAYET İŞLEMEK!"
Fransa’da 2010 yılı içinde 5 binden fazla çizgi roman basıldı, bu alt sektör 15 yıldır düzenli yükselişte

FRANSA ÇİZGİ
ROMAN CENNETİ

Uğur Hüküm'ün Cumhuriyet'in kültür sayfasında yer alan haberine göre; Fransa’da çizgi roman sektörü kitapla da sınırlı değil. 68 süreli yayının yanı sıra 32 internet sitesi faaliyette. 15 bin kadar çizgi roman blogu var.

PARİS - Yeryüzünde krizin kitap sektörünü vuramadığı birkaç ülke varsa bunlardan biri de Fransa. Sektörün motorlarından biri, hatta uzun süre birincisi kalan tür de çizgi roman (ÇR). Yaratıcıları, basımcıları, dağıtımcıları, satıcıları kadar okurları için de tam bir çizgi roman cenneti olan Fransa’da bu alt sektör 15 yıldır düzenli artışta.

Çizgi Roman Gazetecileri ve Eleştirmenleri Derneği ACBD’nin yıllık raporuna göre Avrupa Frankofon ÇR piyasasındaki durgunluğa rağmen Fransa’daki satışlar 2010 yılında yüzde 5.85 oranında çoğalmış. 15 yıl önce yılda ortalama 1500 kitap yayımlanırken bu rakam 2009’da 4863’e yükselmiş, 2010’da ise 3811’i tamamen yeni olmak üzere 5165’i bulmuş. Satışların artış içerisinde nispi bir azalma eğilimi gösterdiğini kaydeden ACBD raporu, bu arada internet ağlarındaki ÇR sanat ve sektöründe benzersiz bir hareketlenmenin yaşandığına dikkat çekmiş. Şu anda bu alanda sağlıklı veri veya istatistiklerden konuşmak mümkün değilmiş.

Günümüzde hayatını tamamen bu sektörden kazanan 1446 sanatçının var olduğunu vurgulayan rapor, 2010’da 299 yayınevinin ÇR yayımladığını da belirtiyor. ÇR roman piyasasının yüzde 60’ı 9 büyük grup arasında paylaşılıyor. Örneğin, Dargaud ve Dupuis gibi sektörün en tanınmış yayınevlerini barındıran Média Participations, Casterman’ın sahibi Flammarion grubu, Hachette, MC Productions, Glénat, Delcourt grupları...

Fransa’da ÇR sektörünü yalnızca kitap yayınlarıyla sınırlamak hatalı olur. Zira 9. Sanat diye anılan ÇR alanında 68 süreli uzman yayın, derginin yanı sıra 32 tane de internet sitesi düzenli olarak faaliyet gösteriyor. Belirlenebilen 15 bin kadar ÇR blogu var. Yeni nesil cep telefonları “Smartphone”lar ve piyasaya yeni sürülen “iPad”ler üzerinden resmileşmiş rakamlarla son 6 ayda günde ortalama 150-200 dijital ÇR satılıyor. 2010’da geçen yıla oranla 203 adet daha fazla ÇR yabancı dillerden çevrilmiş. Tüm yeniliklerin yüzde 38.76’sını oluşturan çevirilerin 1447 tanesi Japonya, Kore ya da Çin kökenliymiş.

2010’nun en çok satanlarına gelince: 500 bin sınırını aşan Pat Berna ve Henri Jènfevre’in “Joe Bar Team”i zirveye yerleşmiş. Onu 470’şer bin adetle Daniel Pennac, Tonino Benacquista ve Achdé’nin hazırladıkları “Lucky Luke/Red Kit”in son maceraları ile Jean Van Hamme ve Philippe Francq’ın son “Largo Winch”i izliyor. Yine Jean Van Hamme’ın bu kez Antoine Aubin’le sürdürdüğü son “Blake ve Mortimer” 450 bine vururken, Philippe Geluck’ün kedisi “Le Chat” 300 bin adet satmış. Bu arada yeni bir olgu da 2010’da 396 ÇR’nin piyasaya çıkışından önce basın tanıtımının düzenlenmiş olması.

2011’in eğilimleri arasında bir kez daha Japon mangaları ve özellikle çizgi romanlaştırılmış edebiyat klasikleri revaçta. Ayrıca “média-mix” deyimiyle tanımlanan DVD, elekronik oyunlar veya CD’ler eşliğinde basılan ÇR’ler de önümüzdeki yıl ciddi bir pazar payına sahip olmaya aday. (UĞUR HÜKÜM-Cumhuriyet-7 Ocak 2011)

6 Ocak 2011 Perşembe

MUSA KART ÇİZİYOR
Musa Kart'ın 6 Ocak 2011 Perşembe günü Cumhuriyet'in birinci sayfasında yayımlanan karikatürü...

5 Ocak 2011 Çarşamba

BAHADIR
BARUTER'İN
"OSMANLI
BÖCEKLERİ"

Penguen dergisi çizeri Bahadır Baruter, iskambil kağıtları resimledi, adını da Osmanlı Böcekleri koydu. Baruter'in görsel bir şölen olarak nitelediği bu çizimler interneti birbirine kattı.


Karikatürist Bahadır Baruter ilginç bir iskambil destesi tasarımına imza attı. Baruter’in resimlediği iskambil destesinde, klasikleşmiş batılı kraliyet figürleri yerine Osmanlı figürleri yer alıyor. Ancak böcek biçiminde… Radikal gazetesine konuşan Baruter bu ilginç fikrin nasıl aklına geldiğini şöyle anlatı; “Aklıma ilkin çok kolay bir fikir geldi. Avrupa saltanat figürleri yerine Osmanlı’nınkileri resmetmek... Ancak ham haliyle yavan ve basit bir buluştu bu. Bu fikri daha zengin bir boyuta taşımalıyım diye düşündüm. O an doğdu kafamda, saltanat ve haşarat imgelerini çakıştırma fikri.”
Osmanlı sultanlarının böcek biçiminde çizilmesini hakaret olarak algılayan bazı çevrelerden eleştiri ve hakaret geldiğini söyleyen Baruter’e göre bunlar sanatçı ve entelektüel düşmanlığının kanıtları.

SEN MİSİN OSMANLIYI BÖCEK OLARAK ÇİZEN!
Bahadır Baruter'in internetteki yorumlarla ilgili olarak Radikal'in sorduğu sorulara verdiği yanıtlar:

Bu kartlar internet ortamında ortalığı karıştırdı. Sultanları böcek vücudunda çizmenizi hakaret olarak algılayanlar var.

Evet, kartları internet ortamında ilk kez sergilediğimizde birtakım çevrelerden hakaret ve kınama yağdı. Kendilerine “Ceddi Türk, nesli Türk Osmanlı torunlarıyız” falan türünden isimler veren Osmanlı fanatiği milliyetçi lumpen çevrelerdi bunlar. Osmanlı’ya kutsallık atfedişlerindeki fanatizm onları inanılmaz tahammülsüz ve saldırgan kılmış. Günlerce “Osmanlı’nın yüce mirasından çek elini bre zındık, bre kafir” türünden ya da “Senin ananı, bacını böcek yapsalar iyi mi olur?” gibisinden sataşmalarla doldu yorum listeleri.

Sizi en çok hangi yorum şaşırttı peki?

Bir tanesi vardı ki beni hakikaten dehşete düşürdü. “Ben bu herifi araştırdım, kendisi Ermeni asıllı ve Amerika’da eğitim görmüş bir şahısmış” gibisinden sözde bir ‘karalama’. Giderek bu protesto silsilesi birbirini tetikleyerek bir linç dalgasına dönüştü. Arada aklıselim birileri çıkıp da “Yahu yapmayın etmeyin, yanlış anlıyorsunuz, adamın derdi o değil” falan diye savunmaya kalktığında onu lince yelteniyorlardı bu kez. Hepsini silip söz haklarını kısıtlayarak güya susturduk da bu linç silsilesi durabildi. Oysa o yorumlar da olumlularıyla bir arada orada kalsınlar isterdim.

Tüm bu tartışmalar ne hissettirdi size?

Müthiş bir sanatçı ve entelektüel düşmanlığı dikkatimi çekti. Örneğin çizerler olarak bizler toplumda bir hayli şefkat veya en azından makul düzeyde hoşgörü gördüğümüze kendimizi inandırmış insanlarız. Meğer sadece kendi küçük çevremizdeki kültürlü bir azınlığın bize lütfettiği bir sevgi ve kabullenişmiş bu. O çevrenin dışına çıktığımızda, hele bir de bir alınganlığı uyardığımızda sanatçı ya da entelektüelliğimizin nasıl bir tiksinti ve nefretle karşılanabileceğini görmek beni bir hayli sarstı. Bence biz sanatçılar veya aydınlar, yazarlar, çizerler ve onların takipçileri olan kültürseverler, bizler bu ülkede kendi pişirip kendi yiyen bir avuç azınlığız. Çevremiz kâbus gibi bir taassup ve düşmanlıkla sarılı. Böcekler canlılık zincirinin en faydalı ve hayati öğeleri. Ölçü tiksinçlikse hiçbir böcek türünün kurbanlarının kadınlarına tecavüz etmediği ve çocuklarını diri diri gömmediği ve düşmanlarına zevk için işkence etmediği bir dünyada insanoğlu tüm bunları büyük bir vicdan rahatlığıyla yapabilen bir varlık olarak çok daha tiksinçtir diye düşünüyorum. Savaşlarda birbirimize yaptıklarımızı hatırlayalım, en zehirli böcekten çok daha ölümcül değil mi bizim bombalarımızın zehiri. Yaratılan her mahlûkun faydalı olduğuna inanmış dinsel görüşler bile benim savımı destekler gibi. Hiçbir kutsal kitapta böceklerin faydasızlığıyla ilgili bir tek ifade bulamazsınız. Bence insanoğlunun böceklere olan düşmanlığının kökeninde bir gün öldüğünde onlar tarafından yenilecek olduğunun bilgisi ve korkusu yatıyor. Bir de böceklerin mi daha çok insan, insanların mı daha çok böcek öldürdüğünü düşünecek olursak, kimin daha bencil bir vahşet taşıdığı ortaya çıkar. İnsanoğlunun mu tarihi daha karanlıktır yoksa böceklerinki mi sizce?

MİZAHHABER'İN NOTU: Bahadır Baruter arkadaşımızın yanıtında dediği gibi, küçük bir çevrenin dışına çıkıldığında çizerleri nasıl bir nefretin beklediğini belli ki o ilk kez böylesine görmüş ve yaşamış, oysa bu nefret, sanata olan daha doğrusu "yaratıcı" insana olan bu düşmanlık Batıya dönük yüzü AKP'nin elinde bitiş sürecini yaşayan şu zavallı ülkede çığ gibi büyüyerek doruklara çıkıyor. Bu ülkenin gerçek yüzünü görmek istediğinizde bu tür çalışmalar yapmanız yeterli. Bitkisel hayattaki 1923 Cumhuriyetinin son nefesini 2011 seçimlerinde vermek üzere olduğu şu felaket günlerde kurulmakta olan gerici ve faşist düzene sırtını dayamış bu tür tepkilere şaşırmayalım, yaşamakta olduğumuz şu hukuksuz, kanunsuz, vahşi ülkenin acı gerçeklerini daha iyi kavrayalım!.. Belki hala farkında değiliz ama asla "Çağdaş" ve "İleri" bir ülke olamayan Türkiye yarım yamalak çağdaşlık dükkanında da artık kepenkleri kapatmak üzere!.. GERİYE SAYIM BAŞLADI! Koşma vatandaaaaş koşmaaaa! Sen uyumaya devam eeet! Batan bir ülkenin son 6 ayı buuuu!..