29 Eylül 2007 Cumartesi

Cumhuriyet gazetesinde Tayyar Özkan'a verdiği yanıt nedeniyle günlerdir çeşitli eleştiriler alan Ergin Gülen de, sonunda MİZAHHABER'e bir yanıt yolladı. Ergin Gülen'in yanıtını sizlere aşağıda sunuyor, gereksiz uzayan bu konuya son noktayı koyuyoruz. Neden gereksiz diyoruz, çünkü karşımızda karikatürü ve karikatürcüyü toptan yok etmek isteyen bir iktidar varken, onun ekmeğine yağ sürecek bu tür anlamını yitirmiş tartışmaları yapmanın zamanı değil bize göre, asıl uğraşılması gereken Oğuz Aral'lar, ya da karikatürcüler değil AKP iktidarıdır. İçinden geçtiğimiz şu berbat dönemde karikatürcü olana yakışan bizce odur.


İŞTE ERGİN GÜLEN’İN CEVABI


25.9.2007 günlü Cumhuriyet Gazetesi’nde yayımlanan söyleşime ilgi gösterip yapıcı eleştiri getiren sanatçı arkadaşlarıma teşekkür ederim.

Yalnız eleştiriyi yaparken yazımı biraz daha iyi okumalarını, sanata değer veren düşünceler içinde yerine getirmelerini tercih ederdim… Benim gazetedeki konuşmamın asıl nedeni de budur. Bu arada eleştiriyi yapanlara hatırlatmam istediğim bazı hususlar bulunmaktadır.

1- Gazete yazarları, yaptıkları söyleşileri çoğunlukla yer darlığı nedeniyle makaslayarak okuyucuya sunmaktadırlar.

2- Üstelik Oğuz Aral hakkında söylenen cümleler, durup dururken söylenmemiş, bir soru karşılığında ortaya konmuştur. Düzenleme tamamen yazarına aittir.

3- Benimle gerçekleştirilen konuşmada Oğuz Aral’ın yalnızca sanatı ele alınmıştır. Topluma mal olmuş kişilerin çalışmaları her zaman toplum ve sanat yararı gözetilmek suretiyle eleştiriye açıktır. Bu cümlenin anlamı, sanatın gelişmesinde yeni alanlar yaratmaktır; anlamlı ve yararlıdır. Bu cümleye koşut olarak Oğuz Aral’ın sanatı üzerine, destekleyici olduğu kadar eleştirel bakış açısı da getiren makaleler ve kitaplar yazılmalıdır. Mizaha katkı ancak bu yollarla gerçekleşir.

4- Eleştirilerde “Oğuz Abi” kimliğinin öne çıkarılacağını biliyordum. Çünkü Oğuz Ağabeyi sevmek konusu gördüğüm kadarıyla sanatın önüne geçmişti. Benim cümlelerimin içinde Oğuz Aral’ın şahsı ve yaşamı ile ilgili herhangi bir not bulunmamaktadır.


5- Çeşitli sanatçı arkadaşlarımca kaleme alınan yazılarda beni şaşırtan husus, “Türk çizerleri tembeldir,” manşetine aynı duyarlılığı göstermiş olmamalarıdır. Bilhassa Saydut arkadaşımızın Karikatürcüler Derneği’inde Yönetim Kurulu Üyesi olarak gerekli tepkiyi göstermeden “Oğuz Abi” sevgisiyle hesap çıkarması aslında beni doğruluyor. Zira ben hiçbir zaman Oğuz Aral başarısızdır, demedim.

6- Şimdi isterseniz size yeni bir eleştiri konusu getireyim: Gırgır ekolünden kaç karikatürist günlük gazetelerde çalışıyor? Araştırmanızda yarar bulunmaktadır.

7- Kişilik sözüne gelince, buradaki cümlemin de yanlış değerlendirildiğini görüyorum. Ali Ulvi, Semih Balcıoğlu gibi karikatüristlerimiz gazetelerde kendi sınıflarını yaratmışlardır. Ayrıca ben, “Ancak bu gün hem basında, hem karikatür alanında o kişilik eksik,” derken, cümlemin devamında, “Bunun nedeniyse basının bu günkü perişan hali. Türkiye’de bu güne kadar karikatüristlerin bu kadar çok mahkemeye verildiği bir dönem olmamıştı,” demekteyim. Bu cümleyle, karikatüristi değil, basını ve iktidarı suçladığımı bilmem açıklamama gerek var mı?

8- “Hazretin de dahil olduğu, üye sayısı icra heyeti kadar olan dernekler mi Türk karikatürünü ilerletecek?”, ayrıca “Şeyh-ül musavver” gibi kimsenin anlamadığı Arapça bir tamlama ile işi şahsiyete döken insanların bu gibi eleştirilerin dışında kalmalarını tavsiye ederim. Çünkü bu tür cümlelerin karikatür ve mizah sanatına değer katacağını düşünmek mümkün değildir. Ayrıca Mizah Haber’in, eleştiri niteliği taşımadığı gibi, paylama öğeleri yer alan yazıları bünyelerine almalarının editöryel bir hata olduğunu kabul ediyorum.

9- Son aldığım habere göre, benim “çuvalladığımı” belirtmeniz sizi hakim sınıfına sokmaktadır ki, bu durumda da siz karar mercii değilsiniz. Dikkat etmenizi rica ederim.

Saygılarımla.

Ergin Gülen

Şahsıma karşı yapılan eleştiriler nedeniyle bana söz hakkı doğduğundan yazımın olduğu gibi basılmasını önemle rica ederim. 28.9.2007


28 Eylül 2007 Cuma



Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan röportajında "Türk çizerleri tembel" diyerek bir tartışmaya yol açan Tayyar Özkan kendisine gelen tepkiler üzerine MİZAHHABER'e bir açıklama yolladı.

Aşağıda bu açıklamayı yayınlıyoruz.


TAYYAR ÖZKAN'IN
AÇIKLAMASI

Merhaba. Söyleşimden dolayı bir takım tepkilerin geleceğini tahmin ediyordum.. Ama henüz bunlar doğru yerlerden gelmiş değil. Dahası söylediğim sözlerin asıl hedefi kendi alanıma daha yakın hissettiğim kişiler yani çizerlerdi. O da kendimi bir karikatürcüden çok çizgi öykücü (bande-desine-yada comic strip) ve hatta cizgi romancı görmemden dolayı bu tarzdaki yada olmaya çalışanlara yönelikti. Nedense buna şu ana dek karikaturculer alındılar.. Ya da kendini karikatür yarismalariyla sınırlayan çizerler. Belki beni kendilerinden gördükleri için.. Oysa ki bu pek benim alanıma girmez.. Yani yarışmadan yarışmaya çizmek bana gore profesyonel anlamda o işi yapıyorsunuz anlamına gelmez.. hele ki o sizin yasam tarzınız hiç değildir.. her an onunla yaşamayıp soluk almadığınız sürece çizerliginiz hobi olarak kalır.. Başka işlerle ugraşır duruma düşersiniz ki o vakit bence o gerçek çizerlik değildir. Bir cizer günde en az 8 saat cizmelidir! Geri kalan zamanında da ona göre yaşayıp sorgulamalıdır hayatını.. Velhasil bu sevda oyle yarışmadan yarışmaya çizmekle, ya da günde bir bant üretmekle, yada haftada bir iki sayfa çizmekle beslenmez, gelişmez. İste tembellik burdadır..

Türkiyede karikatür derneklerinin olması, çok mizah dergilerinin çıkması cizerleri calışkan kılmaya yetmiyor.. Ve bu da hic bu anlama gelmiyor! Ben sonuçta her bir bireyin ürettigi işe bakarım.. Ve bunu da Türkiyede çok yetersiz gördöğümü söyledim. Tabii ki bu da kişisel bir seçim. Herkes böyle olmak zorunda değil, ama böylesi yoğun tempoda yıllardır çalışmamın karşılığında bir takım şeyleri söylemeye hakkım olduğunu sanıyorum.. İsteyen üzerine alınır yada alınmaz ama bu aslında ülkenin de genel sorunudur.. Birçok alanda olduğu gibi. Dünya çizgi piyasasındaki yoğun tempodan uzakda Türkiye. Zira o arenada cok büyük bir rekabet ve üretim var.. Gece gündüz çalışma var.. Ve ortaya çıkan ABD'den gördüğüm gözlükle baktığım söylenebilir.. ama o gözlük her çizerin cok çalışması gerektigini söylüyorsa neden yanlış gösteriyor olsun?

Tekrar altını çizeyim; ortaya attığım iddia daha çok çizgi öykü ve romancılarınadır.. Karikatülercülere hele yarışma karikatürcülerine değil.. Onlar zaten bu alann çoktan dışındalar.. Yarışmadan yarışmaya çizerek çizer olunmaz.. Ödül alsalarda! Bu iş çok yoğun bir emek ister, bir isci, bir köylü ya da bir iş adamı gibi calışmak ister.. Bir müzisyen, bir sporcu gibi konsantre, bir yazar gibi bilgi bir ressam gibi estetik zevki ister.. Bunlar eksikse o çizer benim gözümde yetersiz ve tembeldir!.. Teşekkürler, saygılar.

Tayyar Özkan


MİZAHHABER'İN NOTU: Tayyar Özkan söylediklerinin karikatürcülerden çok çizgi romancıları, çizgi bant çizerlerini ilgilendirdiğini söylüyor. Özellikle de sadece yarışmalara katılan çizerleri hiç kastetmediğini belirtiyor. Ancak uzun yıllardır ABD'de kaldığı için belli ki bu ülkenin "acı" gerçeklerinden kopmuş. O yüzden bizce söylediklerini daha fazla tartışmaya, ya da uzatmaya gerek yok. Gerçekten de ona yanıt veren Ergin Gülen, yanıtında öylesine "çuvalladı" ki , bir çuval inciri berbat etti deyim yerindeyse. Biz pek de anlamlı olmayan bu tartışmayı bu açıklamayla burada noktalıyoruz. Bu arada başka bir noktaya değineceğiz şimdi.. Sn.Özkan'ın yolladığı mektubu da satır satır elden geçirip, Türkçesini baştan aşağı düzelterek yayınlayabildik. Hadi o yıllardır ABD'de yaşıyor, Türkçesi epeyce zayıflamış peki bu ülkede yaşayan çizerlerimize ne demeli?..

Arkadaşlar,bir kaç tekrar ettik; MİZAHHABER olarak diline de, çizgisi kadar önem veren bir bloguz. Yollanan mektupları aynen kopyalayıp da yayınlamak bize göre değil. Yolladığınız mektupları yayınlarken resmen deli pösteki sayar gibi sözcük-sözcük elden geçiriyoruz. Çünkü baştan aşağı bozuk bir Türkçeyle geliyor. Gerektiği yerde büyük harf kullanan kalmadı. Cümleye bile büyük harfle başlamıyor çizer arkadaşlar. Sorun sadece "Türkçe karakter" sorunu "Ü-O-Ö-İ-İ-G-Ğ" gibi harflerin yazımından kaynaklanan bir sorun değil, görünen o ki çizerlerimiz baştan aşağı yazı dilini unutma yolunda. Oysa çizgiye verdiğimiz değer kadar önemlidir insanın ana dili. Biraz da bu yüzden yazdıklarında "ne demek istediğini ifade edemeyen" insanların sayısı giderek artıyor. Bu vesileyle değinmek istedik, n'olur şu dilimize de biraz özen göstermeye çalışalım, yeri gelmişken gözden kaçan bu önemli noktaya dikkat çekmek istedik sadece...





VAHİT AKÇA
MUHAMMET ŞENGÖZ
İÇİN ÇİZDİ...







AKDAĞ SAYDUT'TAN
MUHAMMET ŞENGÖZ'E
DESTEK...


Muhammet Şengöz'ün karikatürüne karşı açılan dava, AKP iktidarını oluşturan tabanın genel olarak mizaha ve karikatüre yaklaşımının tipik bir örneği. Tavan sanki farklı mı davranıyor. Bildik bir tavır. Atalar boşuna "Balık baştan kokar" dememişler. Muhammet Şengöz'ün karikatürü balığın kuyruktan (!) da koktuğunu gözler önüne serdi. Ölümünün 64.yılında, eski karikatürcülerden Sedat Nuri İleri'nin “RESME KARİKATÜRE EHEMMİYET VERMEYEN MİLLETLERDE İNCELİK ARANMAMALIDIR” sözünün ne kadar yerinde olduğunu bir kez daha anladım. Gerçekten, AKP tabanı ince değil kalın bir zihniyete sahip olduğunu ispat etmek için karikatürcüleri, mizahçıları, yontucuları, ressamları özetle sanatı ve sanatçıları hedef alıyor. Muhammet Şengöz'e geçmiş olsun.

Ama bu kalın zihniyet siyasal yaşamda kök saldıkça, güçlendikçe, liberal düşünceyi yalnızca piyasa etkinlikleri olarak algılayanların vurdumduymazlıkları sürdükçe, sivilleşmek adı altında gizli bir hesaplaşma oyununu aymazlık içinde seyrettikçe korkarım sanata ve sanatçılara geçmiş olacak .

AKDAĞ SAYDUT

ABDÜLKADİR DEMİRHİNDİ
MUHAMMET ŞENGÖZ'Ü ÇİZDİ

Abdülkadir Demirhindi de "Muhammet Şengöz'e dostluk ve dayanışma dileklerimle" diyerek yollamış yukardaki Şengöz çizimini... Teşekkür ediyoruz... Ancak hep belli isimlerin duyarlılığını görüyoruz, mailllerimizle ulaştığımız pek çok çizerden ney yazık ki gene "TIK" yok, bu da şevkimizi kırıyor doğrusu. Bu, kuzuların da değil, koyunların sessizliğinin sonunun daha da kötü olacağını onlara anımsatmaya acaba gerek var mı?..

27 Eylül 2007 Perşembe

ZAFER TEMOÇİN
MUHAMMET ŞENGÖZ
İÇİN ÇİZDİ...

Sevgili Zafer Temoçin, AKP'li belediye tarafından hakkında dava açılan ve hapis cezası alan karikatürcü Muhammet Şengöz'e MİZAHHABER'e özel olarak yolladığı bu karikatürle destek veriyor ve "Şengöz'ün yanındayız" diye de ekliyor... Duyarlılığı için teşekkür ediyoruz...
---------------------------------------------------------------

KÜRŞAT COŞGUN'UN
ÇİZGİSİYLE
MUHAMMET ŞENGÖZ


YAŞAR FIRAT'TAN MUHAMMET ŞENGÖZ'E DESTEK YAZISI

Merhabalar ben karikatürist Yaşar Fırat. Mizah haber'i ilk günden beri takip etmekteyim. İş ve sağlık sorunlarım nedeniyle yazmaya ve karikatür göndermeye zaman ayıramadım. Ancak kısmet böylesi bir zamanaymış... Keşke karikatür sanatı adına güzel şeylerin yaşandığı bir zaman diliminde, güzel sözcüklerden oluşan bir ileti yazabilseydik. Ne yazık ki karikatür ve karikatüristlerin öcü gibi algılandığı bir süreçten geçmekteyiz.

Meslektaşımız Muhammet Şengöz'ün yaşadığı olay tabii ki ilk değil. Daha önce pek çok karikatürist dostumuz da benzeri durumlarla karşılaştı. Fakat yine de karikatüristlere bu kadar yoğun tepkinin olduğu bir dönem yaşamadık diye düşünüyorum. Biz karikatüristlere düşen görevin; bir dönem Don Quichotte dergisinin İsrail'in Lübnan'ı işgalı süreci boyunca tüm dünya çizerleriyle birlikte yaptığı sanatsal refleks/tepki benzeri bir tutumu sergilemek olduğu inancındayım.
Tüm karikatüristlerin, (dernek,vakıf,popüler mizah/mizah dergisi dahil) tüm sanatçıların 'SANAT' temelinde ortak bir platformda ortak ve GÜR bir sesle düşüncelerini haykırmalarının zamanıdır. Sanat barış ve esenlik dileklerimle.

YAŞAR FIRAT


Karikatürcü Muhammet Şengöz'ün
çizdiği bir karikatür nedeniyle
AKP'li belediyenin açtığı davada
hapis cezası alması karikatürcülerin
tepkilerini daha da artırdı!

AKP FAŞİZMİNE KARŞI
KARİKATÜRCÜLERDEN
GELEN TEPKİLER

Buna resmen FAŞİZM derler... Karikatüre ve karikatürcüye daha doğrusu sanatın her türlü muhalif yüzüne ve sesine düşman olan dinci faşizmin kucağına oturmuş AKP zihniyeti, ikinci beş yılına zaten heba edilmiş bir ülkeyi daha da dümdüz ederek başladı. Zavallı ve acınası bir Türkiye tablosuyla karşı karşıyayız. Bir yanda düne kadar yalakalık yaptıkları AKP'ye "Mahalle Baskısı" ve "Malezya" haberleriyle çıkar çaplı fasülyeden muhalefete(!) soyunan ama rotayı gene hükümetten yana kırabilecek bir hakim medya, bir yanda satılmış ya da müşteri bekleyen TMSF medyası, bir yanda her geçen gün azmanlaşan dinci ve dinbaz medya, diğer yanda da ülkeyi Anayasasından başlayarak her alanda ve her anlamda dümdüz eden, ülkeyi "TİC" GİBİ ORTADA BIRAKMAYA HAZIRLANAN BİR AKP İKTİDARI!.. Artık "TC" demenin anlamı kalmıyor. Bu ülke "TİC" yani "Türkiye İslam Cumhuriyeti" ha oldu, ha olacak beyler, bayanlar... Ey sırça köşklerdeki medya plazaların ülke tanımaz kalemleri; bırakın artık Malezyaları tartışmayı da elden giden ülkenize bakın biraz da be!.. Gün, bu dinci faşizme karşı kalemleri kuşanma günüdür. Yılmadan çizelim, yazalım... Sesimiz çizgimizle, yazımızla çıksın. UNUTMAYALIM Kİ; Gün olur devran döner, bu çarpık AKP iktidarı da bir gün gider ama karikatür ve karikatürcü hep baki kalır bu kubbede!..

CİHAN DEMİRCİ - MİZAHHABER
---------------------------------------------------------


MUSA KART VE SEFER SELVİ'DEN SONRA, BİR KARİKATÜRCÜ DAHA YARGI YOLUNDA.. "ÖZGÜR KOCAELİ" GAZETESİ ÇİZERİ MUHAMMET ŞENGÖZ, AKP'Lİ BELEDİYE BAŞKANI TARAFINDAN DAVA EDİLEREK ÖNCE HAPİS CEZASINA ÇARPTIRILDI. 11 AY, 20 GÜNLÜK HAPİS CEZASI, DAHA SONRA PARAYA ÇEVRİLDİ. KUŞKUSUZ, BU NE ÜÇÜNCÜ, NE DE SONUNCU ÖRNEK OLACAK.. MUHALEFETİ OLMAYAN BİR ÜLKEDE "MUHALEFET" GÖREVİNİ ÜSTLENEN KARİKATÜRCÜLERE BASKININ BUNUNLA KALMAYACAĞI GÜN GİBİ ORTADA.. FAKAT AKP'LİLERİN GÖZÜNDEN KAÇAN BİR ŞEY VAR. ONLAR KARİKATÜRCÜLERİ PEK TANIMIYORLAR. TEODOR KASAP'A 1877 YILINDA VERİLEN HAPİS CEZASINDAN BU YANA TAM 130 YIL GEÇTİ. BU SÜREÇTE BİR ÇOK KARİKATÜRCÜ YARGILANDI, HAPİS CEZASINA ÇARPTIRILDI. AMA "KARİKATÜRCÜ" HİÇBİR ZAMAN YILMADI. 12 EYLÜL DARBESİNİN ARDINDAN "GIRGIR" DERGİSİNİN KAPATILMASIYLA SUSTURULMAYA ÇALIŞILAN TÜRK MİZAHI, BUGÜN HALA DİMDİK AYAKTA! TAVSİYEMİZ BİZE PEK BULAŞMASINLAR, ONLAR ZARARLI ÇIKAR. "KARİKATÜR"E VE "DEVRİMCİ"LERE KARŞI ÇIKANLARIN BUGÜN ESAMESİ BİLE OKUNMAZKEN, KARİKATÜR BİR ASIRI AŞKIN ZAMANDIR ZORBALARIN, KARANLIK GÜÇLERİN, HELE HELE POLİTİKACILARIN KORKULU RÜYASI OLMAYA DEVAM EDİYOR.. VE EDECEK DE...YAKIN TARİHİMİZDE, HER NE KADAR KENDİ ARAMIZDA "MİZAHİ" AYRILIKLARIMIZ OLDUYSA DA, EGEMEN GÜÇLERE KARŞI HEP "TEK YUMRUK" OLMUŞUZDUR. BU BÖYLE BİLİNE.. DON KİŞOT'UYLA, MİZAHHABER'İYLE, DAMDAKİ MİZAHÇI'SIYLA VE DERGİLERİMİZLE... AYDINLARIMIZLA, GAZETECİLERİMİZLE, MİZAHSEVERLERİMİZLE KARİKATÜRCÜLERİMİZİN YANINDA, "KARİKATÜR DÜŞMANLARI"NIN KARŞISINDAYIZ!..

ERDOĞAN KARAYEL- DONQUİCHOTTE
-------------------------------------------------------------------

Bu durumda neler yapabileceğimizi düşünmeliyiz. Karikatürcüler Derneğimizden ve hukukçu arkadaslarımızzdan öneriler bekliyoruz. Sevgili Ahmet Erkanlı'nın benzer olayında, ilk güzel tepki, söz konusu olayın bütün öyküsü ile duyurulması ve o karikatürün mümkün olan her yerde yayımlanıp sağır sultanın bile öğrenmesi biçiminde olmuştu. Geçmis olsun Muhammet şengöz. Sevgiler...

ERAY ÖZBEK
----------------------

Bu ne ilk ne de son! Sanatçı ve aydınlara baskıyı şiddetle kınıyor ve bu konuda bir seyler yapmak fikrine katılıyorum..Bu konu tabi ki bizleri yakından ilgilendiriyor. Bugün başkasının başına gelenin, yarın bizim başımıza gelmeyeceğinin hiç bir garantisi yoktur.. Çünkü bizler, suya, sabuna ve iktidara DOKUNUYORUZ.. Eleştiriyi ve mizahi hazmedemeyenler yarın, düşünme ve eleştirme hakkını kullanan tüm yazar-cizerlere saldırı hakkını kullanacaklardır.. Bu korkaklardan korkmuyoruz, çünkü kendimizden ve yaptıklarımızdan eminiz.. Çünkü onlar gibi bir şeylerin arkasına sığınmıyoruz. Bir sanatçı ve aydın olarak bu ‘durak demokrasicilerine’ açıkça yüklenmenin zamanıdır..!Bizleri, örgütlü olamadığımız için tek tek mahkum ediyorlar..! Karikatür ve mizahi iktidarların korkulu rüyasi olarak düşünen bizler zaten bu perspektifte bireysel muhalefetimizi yapmaya calışıyoruz. bunu kuvvetli ve örgütlü bir biçimde sinerjiye dönüştürme zamanıdır. “Bana dokunmayan yılan..” zihniyetini yıkalım! bu, faşizmden de tehlikelidir! Yarın, başka arkadaşlarımızın arkasından da böyle yazmamak icin...

VAHİT AKÇA
----------------------

Karikatür muhalefetse, karikatür eleştirmekse, karikatür çelişkiyi gün ışığına çıkarmaksa, karikatür gericiliği-yobazlığı yermekse, karikatür suyuna sabununa dokunmaksa, kutluyorum Muhammet Şengöz'ü.. Çünkü dümen suyunda gitmeyip karikatürün gereğini yerine getirip hakkını vermiştir Muhammet Şengöz..
Selamlar..Sevgiler...


Avni ODABAŞI
-------------------------

Arkadaşımız Muhammet Şengöz'e geçmiş olsun diyor, haydi arkadaşlar alalım elimize kağıt kalem sınırsızca çizelim sistemi karikatürize edelim ne dersiniz?..

ABDÜLKADİR DEMİRHİNDİ
-------------------------------------------



KARİKATÜRCÜ-MİZAHÇI ARKADAŞLAR,
KARİKATÜRÜ, MİZAHI ve HER ŞEYDEN ÖTE ÜLKESİNİ SEVEN OKURLAR, İZLEYİCİLER, DOSTLAR; MİZAHHABER'E SES VERİN BİRAZ SEEEES, SAHİ ORADA KİMSE VAR MIIIII? SESİNİZİ DUYALIM BİRAZ, MİZAHHABER OLARAK TEPKİLERİNİZİ BEKLİYORUZ...








26 Eylül 2007 Çarşamba


KARİKATÜRCÜ
ABDÜLKADİR USLU,
MİZAHHABER'E
YOLLADIĞI MEKTUPLA
MUHAMMET ŞENGÖZ'E
DESTEK OLUYOR...



GÜN, ARAMIZDAKİ AYRIMLARI, SORUNLARI BİR YANA BIRAKIP, KARİKATÜR VE KARİKATÜRCÜ DÜŞMANI AKP İKTİDARINA KARŞI BİRLİK OLMA GÜNÜDÜR. HAYDİ ÇİZER ARKADAŞLAR DAYANIŞMA İÇİN MESAJLARINIZI BEKLİYORUZ...


Kandırılamayanların, satın alınmaya satın alınamayanların da sindirilmeye çalışıldığı gerçeğini görenler ve yaşayanların başında çizerler ve dik durmaya çalışan gazeteciler var. Şakşak bekleyenler boşuna beklemesin. Bizler bu günler için varız. Muhammed Kocaeli'nde, bizler de Denizli' de Trabzon' da, Samsun' da, İzmir'de, İstanbul da vs. çizmeye devam edeceğiz.

Muhammed' e geçmiş olsun diyorum, aldığı bu ödülden (!) dolayı da kutluyorum...

Abdülkadir USLU- DENİZLİ



YİNE BİR AKP VAKASI!

Karikatürcü
Muhammet Şengöz'e
Hapis Cezası

Kocaeli'nin yerel gazetelerinden ÖZGÜR KOCAELİ'de çizen, karikatürcü Muhammet Şengöz, 21 Temmuz 2006 tarihinde Özgür Kocaeli gazetesinde yayınlanan karikatürü nedeniyle, Kocaeli'nin AKP'li belediye başkanı tarafından açılan davada önce hapis cezası aldı, ceza daha sonra 7 bin YTL'ye çevrildi ve temyize gidildi...
İŞTE MUHAMMET ŞENGÖZ'ÜN
"ÖZGÜR KOCAELİ"
GAZETESİNDE YAYINLANAN
DAVALIK KARİKATÜRÜ!

(Özgür Kocaeli Gazetesi / 21 temmuz 2006)

ÖZGÜR KOCAELİ GAZETESİ
BU HABERİ BAKIN NASIL VERDİ:


Basına ve eleştiriye hoşgörüsüz AKP iktidarı, yerel yöneticiler, önemli bir hukuki başarı elde ettiler. Gazetemizde günlük karikatürler çizen İzmitli sanatçı Muhammet Şengöz, Başkan İbrahim Karaosmanoğlu’nun açtığı dava sonunda Kocaeli 2'nci Asliye Ceza Mahkemesi tarafından 11 ay 20 gün hapis cezasına çarptırıldı.

SAVCI BERAAT İSTEDİ

Muhammet Şengöz’ün “Sırada ne var Başkan” sloganını işlediği dava konusu karikatür, 21 Temmuz tarihli gazetemizin 3'ncü sayfasında yer almıştı. Büyükşehir avukatları, karikatürün hakaret içerdiğini öne sürerek ceza davası açtılar. Kocaeli 2 nci Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davada Savcı, dava konusu karikatürün hakaret içermediğini, basının halkı bilgilendirmek adına eleştiri hakkının bulunduğunu belirterek beraat istedi. Büyükşehir avukatı Erdinç Toklu ise, ceza konusunda ısrar etti. Mahkeme Şengöz’ü eleştiri sınırlarını aşarak hakaret iddiasıyla önce 1 yıl 2 ay hapis cezasına çarptırdı, daha sonra cezayı 11 ay 20 güne indirerek 7000 YTL para cezasına çevirdi.


TEMYİZE GİDİLİYOR

Gazetemiz Avukatı Suat Temoçin, 2 nci Asliye Ceza Mahkemesi’nin kararını temyize gönderiyor. Ulusal ve uluslararası alanda pek çok ödülün sahibi olan İzmitli sanatçı Muhammet Şengöz, yargı kararına saygılı olduğunu, henüz süreç devam ettiği için dava hakkında konuşmayacağını belirtti, “Ama çizmeye, çizgi ile eleştirmeye devam edeceğim” dedi. Şengöz halen senelik iznini kullandığı için bir süredir karikatürleri gazetemizde çıkmıyor.

(ÖZGÜR KOCAELİ)



MİZAHHABER'İN NOTU: "Sırada ne var Başkan" diyen karikatürcü arkadaşımız Muhammet Şengöz'e AKP'nin çarpık düzeni sırada ne olduğunu göstermiş!.. AKP'nin sırası işte budur. Görüldüğü gibi "Özgür Kocaeli" gazetesi de, onun karikatürcüsü Muhammet Şengöz de AKP düzeninde asla özgür değil. AKP zihniyetinin karikatüre ve karikatürcüye olan düşmanlığı bitmek bilmiyor. Anlaşılan o ki, şimdi de sıra başbakanlarını örnek alan belediye başkanlarına gelmiş... Ülkeyi bir yandan sonu belirsiz yobaz bir karanlığın içine çeken, bir yandan her gün yeni bir gerginlik, yeni bir sorun yaratan AKP iktidarı ne denli hoşgörüsüz olduğunu bir kez daha gösteriyor. AKP faşizmi özellikle de Ramazan ayında ülkeyi örümcek ağı gibi sarıyor. Yolsuzluk yapan yerel yöneticilerinin kılına dokunmayan, kendine gelince sonuna dek "dokunulmazlık" zırhına bürünen çarpık bir iktidar zihniyeti, karikatürden ve karikatürcüden öcü gibi korkuyor, onu her fırsatta sindirmeye, yok etmeye çalışıyor. Ama karikatürcüler inatçıdır, pes etmezler. Gün gelir devran döner, bu ucube iktidar gider ama karikatür hep baki kalır bu kubbede!.. Sevgili Muhammet Şengöz, yılma, çizmeye devam... MİZAHHABER olarak, elimiz ve dilimiz döndüğünce yanındayız. Mizahhaber'i takip eden çizer arkadaşlarımıza da Şengöz'e destek çağrısı yapıyoruz.


(Özgür Kocaeli Gazetesi Sitesi: http://www.ozgurkocaeli.com.tr/)





MUHAMMET ŞENGÖZ KİMDİR?

1964 yılında İzmit'te doğdu. 1987'de Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Bölümü'nden mezun oldu. Aynı yıl yüksek lisansa başladı. 1990'da "Tahta Oyma-Basma Tekniği" konulu tez çalışmasıyla yüksek lisansı bitirdi. 1995 yılında "Türkiye'de Yüksek Oyma-Basma Tekniği ile Eser Veren Sanatçılar" konulu tez çalışmasıyla "Sanatta Yeterlik" (doktoraya eşdeğer) yaptı. Karikatürleri çeşitli dergi ve yerel gazetelerde yayınlandı. Profesyonel anlamda ilk karikatürü 1979 yılında GIRGIR Mizah Dergisi'nde yayınlandı.
Ulusal ve uluslararası karikatür yarışmalarında 56 ödül kazandı. Yerel bir gazetenin (Kocaeli) düzenlediği "Doruktakiler 95" seçiminde sanat alanında "Yılın Sanatçısı" seçildi. Karikatür Vakfı tarafından 1995 yılında "Yılın Karikatürcüsü" seçildi. Ödül olarak ilk karikatür kitabı basıldı. 1994 yılında Kocaeli Kültür Müdürlüğü'ne bağlı olarak kurulan Fikret Mualla Resim Atölyesi"nde Güzel Sanatlar Fakültelerine öğrenci yetiştirmekte... Karikatür ve resim çalışmalarını İzmit'te kendi atölyesinde sürdürmekte... İkinci kitabı, 17 Ağustos 1999 Depreminde çizdiği karikatürlerini "Orada kimse var mı!.." adlı kitapta toparlayarak 17 Ağustos 2001 yılında yayınladı... Özgür Kocaeli Gazetesi'nde 'Çizdimgitti' köşesinde çizdiği günlük karikatürlerini 2003 Mart ayında biraraya getirerek 'Çizdimgitti' adlı üçüncü kitabını Özgür Kocaeli Yayınları arasından çıkardı. Aynı gazetede günlük karikatür çizmeye devam ediyor.




AKDAĞ SAYDUT, HAKAN ALPİN'İN YAZISINA İLİŞKİN MİZAHHABER'E BİR AÇIKLAMA YOLLADI... İŞTE O AÇIKLAMA...


AÇIKLAMA:

Sevgili Hakan Alpin, “Bu arada sayın Saydut'un mizah dergilerini halka sevdiren ve okutan kişi olan Oğuz Aral'ın başarılı yayıncılığını anlatırken, günümüzün başarılı mizah ve benzeri dergileri çıkartan ardılların başarısının üzerini örtme çabası da beni rahatsız etti. Zira her dönemin kendi iç dinamikleri vardır ve bunlar birbirleriyle kıyaslanınca bazen elmalarla armutların aritmetik hesabına dönüşebilir. bu yaklaşımda da bana göre yıllar öncesinden beri göregeldiğim, mizah dergisi çizerleri ile buralara çiz(e)meyen ve ulusal veya uluslararası yarışmalarda boy gösterenlerin arasındaki hasmane tutumun bir uzantısı var” diyor. Haklı. Ancak, haklılığın sebebi benim aceleciliğimin yol açtığı bir ifade eksikliği. Bu fırsat elime geçmişken derdimi anlatayım.

Kimsenin başarısını örtme çabam yok. Piyasada çıkan mizah dergilerinde çizgilerini, esprilerini severek izlediğim bir çok çizer var. Başarıyı da sadece tirajla ölçmek gibi tek yanlı ölçü kullanmıyorum.

Aksine bir mizah dergisini çıkartmanın ve niteliğini bozmadan sürdürmenin ne denli zor olduğunun (otuz yıllık işletme deneyimim nedeniyle) farkındayım.

Sevgili Hakan Alpin’in rahatsızlığına yol açan bölüm şöyleydi : Oğuz Aral’ın ardılları ise hayattalar. Dergileri niçin tiraj yapamıyor, niçin birbirinin aynısı çizgi ve espriler var, niçin piyasadaki mizah dergileri sanki birbirinin kopyası anlayışla çıkıyor? Bu dergilerin hepsi bir GIRGIR eder mi? Niye daha iyi bir mizah dergisi yok? Niye GIRGIR’ın mizah anlayışına karşı olanlar daha nitelikli bir mizah dergisi çıkartmıyorlar?

Burada vurgu yapmaya çalıştığım iki konu vardı: Birincisi mizah dergilerinin satışında istenen düzeyde bir tiraj yakalanamıyor. Bunun bir çok nedeni olabilir. Piyasa koşulları da bir sebep olabilir, mizah anlayışları olabilir, çizgi anlayışları olabilir. İkincisi şu: Bu dergileri yayınlar arkadaşlarımız elini taşın altına koyup bir piyasa koşulları ile ortaya çıkıyorlar. Onları eleştirenler ise aynı girişimci davranışı göstermiyor. Türk karikatürü geriledi, gelişemedi türünden eleştirileri yapanlar ile dergicilik yolunda çalışanları aslında kendilerini de sorgulamalarını bir özeleştiri yapmalarını önermeye yönelikti. Yarışmalara katılmadığım ve karikatürle profesyonel olarak uğraşmadığım için kimse ile hasım olmam, rekabet etmem söz konusu değil. Karikatürcülerin, sanatçıların başarısından zevk ve sevinç duyuyorum, başarısızlık ise üzücü. Sonuçta, bir okur olarak daha iyi mizah dergisi istemek, sokakta, iş yerinde evde kendi aramızda yaptığımız şakalaşmaları aşan bir mizah vizyonu ile kotarılmış işler, yayınlar beklemek de hakkımız olsa gerek.
Unutmadan Muhammet Şengöz’e geçmiş olsun diyorum. Düşüncelerin karamadığı ve karartılamadığı bir demokrasi hepimiz için gerekli.

Saygı ve sevgiler,

Akdağ Saydut, 26.09.2007
-----------------------------------------------------


MAGANDA KURŞUNUNA KARŞI
UMUT VAKFINA DESTEK OLALIM!

Umut Vakfı Dünya
Silahsızlanma Günü
nedeniyle 28 Eylül
Cuma günü Taksim'e çağırıyor!


Bireysel Silahsızlanma Günü olarak kutlanacak 28 Eylül Cuma gününün programı şöyle:

Sessiz Ayakkabıların Yürüyüşü
Yer : Taksim Meydanı Saat : 12:00
ENBE Orkestrası müzik dinletisi eşliğinde “Sessiz Ayakkabıların Yürüyüşü”

13. Bireysel Silahsızlanma Günü Ödül Töreni “Bireysel Silahsızlanma Yaşama Hak Tanıyın” konulu Karikatür Yarışması
Yer : Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı, Haliç Salonu Saat : 14:00





ERGİN GÜLEN'İN TAYYAR ÖZKAN'A YANIT VERİRKEN SÖZÜN UCUNU KAÇIRIP OĞUZ ARAL'I KARALAMASINA YÖNELİK TEPKİLER DEVAM EDİYOR... KARİKATÜRCÜLER DERNEĞİ ZONGULDAK TEMSİLCİSİ, KARİKATÜRCÜ KÜRŞAT COŞGUN DA GÜLEN'İ MİZAHHABER'E YOLLADIĞI MEKTUPLA ELEŞTİRDİ...

Hazretin de dahil olduğu, üye sayısı icra heyeti kadar olan dernekler mi türk karikatürünü ilerletecek?

Şeyh-ül musavver buyurmuş: "Türkiye'de karikatür oğuz aral yüzünden gerilemiştir." Çok geriye gitmiyorum, yalnızca son iki aydır uluslararası yarışmalarda ülkeye ödül getiren çizerleri sıralıyorum:

Şevket Yalaz- Nasreddin hoca, özel ödül.
Musa Gümüş- Nasreddin hoca, özel ödül.
Musa Gümüş. Portekiz, üçüncülük ödülü.
Oğuz Gürel- Kosova, özel ödül.
G.Doğan Ekşioğlu- Kosova, özel ödül.
Şevket Yalaz- Çin, most innotative design ödülü.
Ömer Çam- Kore, promosyon ödülü.
Musa Gümüş- Çin, bronz ödül.
Aşkın Ayrancıoğlu- Çin, birincilik ödülü.
Aşkın Ayrancıoğlu- Brezilya, şeref mansiyonu.
Muhittin köroğlu- Çin, gümüş ödül.
(...)

Liste uzayıp gidiyor. Muhittin Köroğlu ve G. Doğan Ekşioğlu'nun Gırgır'la hiç temasları oldu mu bilmiyorum, ama diğer arkadaşların tümü Oğuz Aral'ın rahle-i tedrisinden geçmiştir. bugün dergilerde, sergilerde, yarışmalarda, her yerde acemiliklerini 80'li yılların başında Gırgır'da yapan, bugün ustalık günlerini yaşayan sanat erleri var. oğuz aral'ı seversiniz, sevmezsiniz bilemem ama, şöyle bir çevrenize bakın; bugün türk karikatürü adına ortalarda dolaşanların büyük bir bölümü gırgır öğrencileridir.

Oğuz Aral'ın doksanların başında karikatür yayıncılığından çekilmesinden sonra türk karikatürü kaç çizer kazandı? Hazretin de dahil olduğu, üye sayısı icra heyeti kadar olan dernekler mi Türk karikatürünü ilerletecek? eğer kendilerinin "Türk karikatürünün gelişiminde benim büyük katkım vardır" diye iddiaları varsa, doğrudur, Oğuz Aral karikatürümüzü geriye taşımıştır. ama bu sava doğru diyebilmemiz için aynalarla aramız iyi olmasa gerek!

Kürşat Coşgun

------------------------------------------------------------------


ERGİN GÜLEN'E BİR BAŞKA TEPKİ DE ÇİZGİ ROMANCI HAKAN ALPİN'DEN GELDİ... ALPİN YOLLADIĞI MEKTUPTA ÖZETLE ŞÖYLE DİYOR:



... Biliyorum, belki (çizgi-romancı olup) karikatürist olmadığımdan konu hakkındaki düşünce ve değerlendirmelerimi yetersiz bulanlar çıkabilir. Ancak sayın Ergin Gülen tarafından Oğuz Aral'a ve türk karikatür ve çizgi sanatları için geride bıraktığı mirasa ve muhteşem açılımlara yönelik yapılan haksızlığı görebilmek için inanın karikatürist olmaya gerek yok. Sayın Gülen, "Gırgır dergisinin satışını sürdürebilmek için çizerleri kendine uydurdu," derken hem rahmetli Oğuz Aral'a hem de onun tedrisatında çocukluktan, gençliğe, gençlikten de ergenliğe ve usta çizerliğe ulaşan /geçen onlarca çizere karşı saygısızlık da ediyor. Sonrasında sarfettiği, "Bu çizerler kendi çizgisinde yürüyebilselerdi," ifadesi de çamın büyüğünü deviriyor. Zira Galip Tekin'den Nuri Kurtcebe'ye, Engin Ergönültaş'tan İrfan Sayar'a, Hasan Kaçan'dan Bülent Arabacıoğlu'na değin hemen her çizerin kendi tarzı henüz Oğuz Aral derginin başındayken oluşmuş ve gelişmişti. Gerek bu saydığım çizer kuşağı, gerekse Avni, Hıbır mizah dergilerinde sonradan bunlara eklenen çizer kuşağı; ve de gerekse Gırgır'dan Limon'a geçenlerin oluşturduğu çizer kuşağının hemen her üyesinin kendine has bir çizim tarzı mevcuttu. Hâlâ da öyle.

Hele sayın Gülen'in, "Semih balcıoğlu, Turhan Selçuk ve Ali ulvi gibi çizerlerin türk karikatürüne kişilik getirdiği," savını; onlardan sonra gelenler ve bu isimler dışında kalanlar 'kişiliksizlik' getirmişmiş gibi okumak zorunda kalmak beni çok rahatsız etti. Gülen'in altını çizdiği bu ifadenin şahsen ben üstünü çizerim... Sayın gülen basına ve basında şu an için çizerlik yapan onlarca karikatüriste, "o kişilik eksik," diyerek laf ederken, bir yandan da bu kişilerin basında çizdikleri muhalif karikatürlerden dolayı mahkemeye verildiğini unutmuş anlaşılan...

Sayın Akdağ Saydut, sayın Ergin Gülen'in nahoş yazısını eleştirirken, "piyasadaki dergilerin tamamı bir gırgır eder mi? niye gırgır'ın mizah anlayışına karşı olanlar ondan daha iyi bir mizah dergisi çıkarmıyorlar," diyerek metnini tamamlamış ve aslında olayın özünü gözler önüne sermiş. Üstelik günün birinde birisi çıkıp da gırgır'dan daha çok satan bir mizah dergisi çıkardığında bu gırgır'ın başarısını asla gölgeleyemeyecektir.

Bu arada sayın Saydut'un mizah dergilerini halka sevdiren ve okutan kişi olan Oğuz Aral'ın başarılı yayıncılığını anlatırken, günümüzün başarılı mizah ve benzeri dergileri çıkartan ardılların başarısının üzerini örtme çabası da beni rahatsız etti. Zira her dönemin kendi iç dinamikleri vardır ve bunlar birbirleriyle kıyaslanınca bazen elmalarla armutların aritmetik hesabına dönüşebilir. bu yaklaşımda da bana göre yıllar öncesinden beri göregeldiğim, mizah dergisi çizerleri ile buralara çiz(e)meyen ve ulusal veya uluslararası yarışmalarda boy gösterenlerin arasındaki hasmane tutumun bir uzantısı var. Halbuki bence hem piyasada hemen hiç olmadığı kadar mizah/çizim dergisi var, hem de yarışmalara katılan çizer sayımız inanılmaz düzeyde fazla. bunun keyfini ve gururunu yaşamak ve yaşatmak varken, iç hesaplaşmalara, hezeyanlara ve diğer işi yapanı küçük görme faaliyetlerine ne gerek var diye düşünmüşümdür hep... Sevgi ve saygılarımla...

Hakan Alpin




SUNDER ERDOĞAN ÇİZİYOR

75. DİL BAYRAMINDA
MİZAHHABER SORUYOR:
"TÜRKÇE DİL KURSLARI
NE ZAMAN AÇILACAK?.."


Bugün 26 Eylül 2007... Bugün ilk Türk Dil Kurultayı’nın 1932 yılında Atatürk’ün başkanlığında Dolmabahçe Sarayı’nda toplanışının 75. yıldönümü. Bugün: Türk Dil Bayramı; Türkiye Türkçesi’nin bayramı... Bu bayram gününe pek uygun düşmese de, MİZAHHABER olarak sormak istiyoruz: "Bu ülke vatandaşları için TÜRKÇE DİL KURSLARI NE ZAMAN AÇILACAK?.." Çünkü bu bayramın 75. yılında acı gerçek tokat gibi dilimize vuruyor ki, bu ülke halkı daha kendi dilini konuşamıyor, yazamıyor... Ülkemizde gayet güzel, yabancı diller için sayısız kurs var. Ama bu ülke insanının öncelikli ihtiyacı "TÜRKÇE KURSU"... Ne de olsa kendi dilini konuşamayan bir toplum var 75. yılda karşımızda... Özellikle 12 Eylül 1980'den bu yana uygulanan rezil politikalar sayesinde bu halk kendi dilinin yabancısı oldu. Bazen ülkemize gelen yabancıların bile kısa süre içinde Türk insanından daha güzel "Türkçe" konuşabildiğini görüyoruz. Hele hele son günlerde, Ramazan ve AKP iktidarının da etkisiyle kendini hepten "dini" tartışmalara veren bu ülke insanı, dinle uğraşırken dilini hepten unuttu. Oysa kendi dili olmayan bir milletin dini nasıl sağlıklı olur ki?.. Türkiye, bugün medyasıyla, genciyle, politikacısıyla, ünlüsüyle dilinden habersiz, adeta dilsiz... Türkiye, bugün konuşamıyor, derdini anlatamıyor, kendini ifade edemiyor... Dilini yitirdiği için, anlaşmakta güçlük çeken bu toplum o yüzden hiçbir sorunu çözemiyor... Sorunları daha da büyütüyor. Dil daha çok "kavga" aracı artık... Başbakanın nasıl bir Türkçe kullandığı ortada... Yukardaki karikatürdeki gibi ülkemiz insanı için bir an önce "Türkçe Dil Kursları" açılmalı, bu ülke insanı önce kendi dilini, sonra başka dilleri öğrenmeli... Bu konuda yazıp-çizmekten artık yorulduk bıktık... Bu arada her türlü yok edilmeye inat, diline sahip çıkan herkesin DİL BAYRAMI DİLE GELSİN VE KUTLU OLSUN!..

(C.D.)

ERCAN AKYOL ÇİZİYOR
Ercan Akyol'un 26 Eylül Çarşamba günü Milliyet'te yayınlanan karikatürü...


FOTO: MAHALLE BASKISI!
(Mizahhaber'in kendisinde tam bir alışkanlık yarattığını, her gün kaçırmadan takip ettiğini söyleyen okurumuz Ayhan Karapınar bu fotoğrafı yollamış... Şöyle diyor: "Mahalle baskısının ülkemizde geldiği son noktayı görüyorsunuz!..)
LATİF DEMİRCİ ÇİZİYOR

Latif Demirci'nin 26 Eylül Çarşamba günü Hürriyet'te çizdiği karikatür...

HASLET SOYÖZ ÇİZİYOR
Haslet Soyöz'ün 26 Eylül Çarşamba günü Milliyet'te çizdiği karikatür...


SEMİH POROY ÇİZİYOR

Semih Poroy'un 26 Eylül Çarşamba günü, Cumhuriyet'te Marcel Marceau anısına çizdiği bant karikatür...


DÖRT DÖRTLÜK KURTARIŞLAR
YAPAN KALECİ
DÖRT KOLLU ÇIKTI!

Aslında her takımın ihtiyacı olan dört kollu sahte kaleci Kuatro dün İtalya'daki bir lig maçı sırasında yakalandı. Maç sırasında her topu çıkartan ve her topu kurtaran kaleciden şüphelenen orta hakem ve yan hakemler kaleci üzerinde yaptıkları incelemeyle Kuatro'nun fazladan iki kola sahip olduğunu gördüler. Bu durum üzerine maç iptal edilelerek Kuatroni gözaltına alındı.

Gözaltına alınan dört kollu, sahte kaleci Kuatro, MİZAHHABER mikrofonlarına şunları söyledi: "Yaklaşık birbuçuk yıldır çaktırmadan otuza yakın maçta oynamıştım. Çok hareket yaptığım, hiç yerinde durmadığım için diğer kollarımı kimse fark edemiyordu. Ancak her şeyin bir sonu var, bugün diğer kollarımı herkes kol gibi gördü. Bundan sonra futbol hayatımı sanırım ancak Türkiye'de sürdürürüm. Türkiye olmazsa Türkiye'ye benzeyen Malezya da olabilir. Ama Türkiye daha uygun. Çünkü bildiğim kadar orda her türlü üçkağıt serbest. Hatta dört kollu olduğum için beni dört büyüklerden biri hemen alabilir. Üç büyükler aradı bile... Aslında her bir kolum, her bir büyüğe yeter. Sanırım kollarım bu topluma fazla geldi. Dört dörtlük bir insan olmamı çekemediler. Oysa sonuçta günün birinde herkes gibi ben de dört kolluyla gideceğim. Arrivederci Roma!.."

(C.D.)

MUSTAFA BİLGİN ÇİZİYOR

Mustafa Bilgin'in 26 Eylül Çarşamba günü Cumhuriyet'te yayınlanan çizgi bantı...

ERGİN GÜLEN'İN CUMHURİYET'TE TAYYAR ÖZKAN'A YANIT VERDİĞİ YAZIYLA BAŞLAYAN, AKDAĞ SAYDUT'UN YAZISIYLA SÜREN TARTIŞMAYA "DONQUİCHOTTE" ADINA ERDOĞAN KARAYEL DE KATILDI. ERDOĞAN KARAYEL'İN DON QUİCHOTTE'TAKİ YAZISI ŞÖYLE...




DON QUICHOTTE'TAN..


Amerika'da yaşayan Tayyar Özkan'ın "Türk çizerleri tembel" sözlerini biz de burada iki, üç cümleyle değerlendirmiştik.. Bu tür polemikleri "sultanhamam işportacısı" gibi değerlendirmekten yana değiliz. Gerektiğinde, gerektiği kadar kelime ve cümle sarfedip, asli görevimiz olan "karikatür'ü hayata geçirmeye bakmalıyız" diye düşünüyorum. Tayyar Özkan'ın sözleri belli ki, cizer taifesini "gıdıklamaya" yönelik bir amaç taşıyor. Türkiye, (mizah anlayışlarının çeşitliliği eleştirilir, eleştirilmez, o başka..) dünyada mizah yönünden en hareketli ve bereketli bir ülke.. Birbirinin kopyası olsa da yayınlanan birçok mizah dergisi var. Koca Almanya'da topu topu "Titanic, Till Eulen Spiegel ve Pardon" olmak üzere üç tane mizah dergisi var. Onlar da gırtlağa kadar politika dolu.. Biz de kendi içimizde zaman zaman tepki vermeyen ve çizmeyen dostlarımızı "Tepkisiz"likle suçlamıyor muyuz? "Tembel" ve "tepkisiz" kavramları birbirinden farklıdır.

Tartışmalara gelince; Ergin Gülen ağabeyimiz yazının asıl amacından uzaklaşarak, eleştiriyi yanlış yönlendirmiş, biraz da kantarın topuzunu fazla kaçırmış. Sonuçta benim de "Gırgır" ekolünden gelen bir geçmişim var.. Ancak, Oğuz Aral'ın çizgi konusundaki değişmez tutumunu görünce ve bana da ters gelince tercihim "Çarşaf" oldu.. Çizgi hayatımın 5 yılı aşkın bir süresi orada geçti. Ümit Yaşar Oğuzcan, Rauf Geç, Nail Güreli, Suavi Süalp'ten tutun; Zeki Beyner, Sinan Gürdağcık, Öznur Kalender ve daha nice çizerle çalışma mutluluğuna eriştim.Yani kimse kimseyi Gırgır'da çizmeye zorlamadı. Alternatif dergi, bugünkü gibi çok değilse de vardı.. Daha sonraları, mizah anlayışımı "evrensel" bir çizgide sürdürmeyi tercih ederek "Bab-ı Ali'den ayrıldım. Ama şu var ki; hiçbir zaman Oğuz Aral'ı eleştirmedim, tersine sahiplendim. O, kim ne derse desin, büyük bir ustadır..Yanlışları ve egoları da olan bir insandır, o başka.. Ama, artıları, eksilerinden fazladır.. Sonuçta "Gırgır" ekolü olan "Sulu mizah" ve alternatifi, artık siz "gerçek" veya "evrensel" mizah mı dersiniz bilemem, aslında birbirini besleyen, "birinin varlığı diğerinin varlık nedeni" olan bir bütündür. Tartışmaları bu boyutta ele alır ve değerlendirirsek "taraf" olmaktan ziyade "yapıcı" ve "bütünselleşme"ye yönelik hareket etmiş oluruz ki; sanırım doğrusu da budur.

Tayyar Özkan'ın savından ziyade "Oğuz Aral" eleştirilerinin ağırlıkta olduğu yazışmalarda konu amacından uzaklaşmış. Gerek Mizah Haber, gerekse Akdağ Saydut'un Ergin Gülen'e yönelik "Oğuz Aral" eleştirilerine katılıyorum. İkide bir "Oğuz Aral" eleştirme alışkanlığı, yerini kendimizi eleştirmeye yönelir ve illa bir "Günah Keçisi" arama huyundan vazgeçersek "Türk Karikatürü"nün önü daha bir açılır, yurt dışında başarılar kazanan arkadaşlarımız da gitgide çoğalır. "Çizmeyi" seven arkadaşlarımız bunun karşılığını uluslararası platformlarda kazandıkları ödüllerle alıyorlar. Bu başarıların bir "itici güç" olarak başka başarılara yönlenmesi bizler için çok daha önemlidir. İnternet paylaşım ortamlarında ödül kazanan arkadaşlarımızı içtenlikle kutlayan çizer arkadaşların yaklaşımı da adeta "ikinci ödül"dür.. Bu paylaşım ve heyecanın, "yok oldu, bitti" denilen Türk karikatürünün canlanması ve uluslararası platformda daha saygın bir konuma ulaşması bizlerin öncelikli hedeflerinden biri olmalıdır. Birçok mizah sitesinin bu konuda verdiği gönüllü hizmet takdire şayandır. Elindeki olanaklar elverdiğince yıllardır mizah adına birşeyler yapmaya çalışan "Don Quichottte" ta, mizahçı ve mizahseverin yanında olmaya, paylaşmaya ve paylaştırmaya devam edecektir.

Erdoğan Karayel


25 Eylül 2007 Salı

ERGİN GÜLEN'İN BUGÜN CUMHURİYET'TE YAYINLANAN ASLINDA TAYYAR ÖZKAN'A YANIT NİTELİĞİNDE OLAN, ANCAK DAHA ÇOK OĞUZ ARAL ELEŞTİRİSİ (!) TAŞIYAN YAZISINI SİZLERLE PAYLAŞIP, MİZAHHABER OLARAK ELEŞTİRMİŞTİK...


ŞİMDİ BU KONUDA AKDAĞ SAYDUT'UN
MİZAHHABER'E İLETTİĞİ YAZIYI
SİZLERE SUNUYORUZ...

“Türk karikatürünü Oğuz Aral geriletti” veya “Türk karikatürüne en büyük hainliği Oğuz Aral yaptı” türünden tümceleri neredeyse otuz senedir dinliyoruz. Ama bu tümcenin altını dolduracak somut ve doyurucu bir kanıt duyamıyoruz.



OĞUZ ARAL’I
ELEŞTİRMEK
KOLAYDIR,
FAKAT BUGÜNÜ
ANLAMAK VE
TARTIŞMAK
DAHA FAZLA
EMEK İSTİYOR!


Ergin Gülen diyor ki; "Türk karikatürünün bugün duraklama ve gerileme döneminde olmasının nedeni Oğuz Aral' dır. Aral, çok usta bir çizerdir ve entelektüel bir kişidir. Türkiye'de karikatürü endüstriye dönüştüren, dünyanın 3. büyük mizah dergisini çıkaran odur. Ancak Aral, derginin satışını sürdürebilmek için çizerleri kendine uydurdu. Bu çizerler kendi kişisel çizgilerinde yürüyebilselerdi Gırgır'da çizemezlerdi. Bu nedenle Oğuz Aral'ın istediği gibi çizdiler. Bugün hâlâ ne satıyorsa onu çiziyorlar. "

Bir satırın altını çizelim: Türk karikatürünün bugün duraklama ve gerileme döneminde olmasının nedeni Oğuz Aral' dır.

Bu yargı bir son yargı değil, önyargıdır. “Türk karikatürünü Oğuz Aral geriletti” veya “Türk karikatürüne en büyük hainliği Oğuz Aral yaptı” türünden tümceleri neredeyse otuz senedir dinliyoruz. Ama bu tümcenin altını dolduracak somut ve doyurucu bir kanıt duyamıyoruz.

Oğuz Aral ne yapmış?

Bir dergi çıkarttı. Derginin kökeni Günaydın gazetesinde karikatür çizdiği GIRGIR adlı köşesidir. Bir mizah köşesinden bir dergi doğdu. Bu derginin tirajları Oğuz Aral’ın ifadesi ile şöyle:


YIL: 1972............. 40.000.....1972 yılındaki ilk tirajı
1973 sonu............. 100.000
1976...................... 200.000
1978.......................300.000
1981.......................400.000
1981........................ 500.000
1981 Temmuzunda dergi kapatıldıktan sonra:
1983-1984 arası......360.000-390.000 arası



(Oğuz Aral’ın 1984’te Orhan Koloğlu’na gönderdiği mektup. Kaynak: Türkiye Karikatür Tarihi, Orhan Koloğlu, Bileşim Yayınları, Eylül 2005.)



Bu Oğuz Aral'ın sezgisi ve geleneksel mizah anlayışına güvenmesinin getirdiği bir ticari başarıdır aynı zamanda. GIRGIR mizah anlayışı tamamen geleneksel mizah öğelerine dayanır. Bu önemlidir. Halkın kendi arasında yaşadığı şaka, alay, gırgır geçme, sarakaya alma, makaraya sarma, dalga geçme her ne ad verirseniz verin, çizgiye dönüşmüş, yazılı/basılı mizaha dönüşmüş, dergi olup gazete bayilerinin vitrininde yer almıştır. Sadece yer almakla yetinmemiş, o güne değin hiçbir mizah dergisine nasip olmamış bir tiraj, bir ticari başarı elde etmiştir. Zaten kimse bu başarıyı yadsımıyor, yadsıyamıyor.

Karşı çıkılan nedir?

Oğuz Aral “bütün çizerleri kendisi gibi çizmeye zorladı, başka mizah anlayışına yer vermedi”. Evet doğrudur. Hatta Oğuz Aral haklıdır da denebilir. GIRGIR’a sadece bir mizah dergisi derseniz, dergiye ilişkin analizler eksik kalır. GIRGIR bir mizah dergisidir, ancak geleneksel mizahın trüklerini kullanarak mizah yapan, bu tür mizahla hayat bulan bir dergidir. GIRGIR mizahının ideolojisi geleneksel mizaha dayanmak üzerine kuruludur. Mizah, felsefe ve geleneksel öğelerin çizgiyle buluşturulması daima ana eksendir. Hayatın içinde olmak ve ortalama insanla çizgiyi ve en kuytu köşelerdeki insanın yaşama bakış açısıyla oluşturduğu pragmatizmin özü olan mizahı yakalamaktır.

Şimdi şuna bir bakalım: Çizgi tipler tamamen yerlidir. Karadenizli çizilmişse tanırsınız, geleneksel mizahtaki Beberuhi’yi, de Tuzsuz Delibekir’i de, Zenne’yi, Cicibey’i de çeşitli kadın (Kanlı Nigar, Salkım İnci vb) tiplemelerini de, Matiz’i de GIRGIR sayfalarında yakalarsınız. Geleneksel tipler aslında sokakta, okulda, evde, iş yerinde rastladığınız, buralarda yakaladığınız çarpıklıkların bir parçasıdır. Ancak GIRGIR’da bunları yalın olarak günün sosyolojik insan bileşimi ile günü yansıtan çizgilerle görürsünüz. Magandayı, Pakize’yi, Kelek Osman’ı, Avanak Avni’yi, Muhlis Bey’i, Zihni Sinir’i, Tarzan’ı, Arap Kadri’yi Eşşek Herif’i bir bütün halinde değerlendirin, geleneksel mizahın kahramanları ile aralarındaki köprüyü kurun bakalım. GIRGIR imajı bu bağlantıyı kurmadan doğru oluşamaz. (GIRGIR dergisini FIRT’tan soyutlamıyoruz elbette).

Dergi sayfalarında bir veya iki sürekli çizgi roman vardır. Bir çok bant karikatür vardır. Söze dayalı, fotoğraflarla yapılmış bir çok mizah çalışması vardır. GIRGIR okulda, evde, iş yerinde elden ele dolaşır. Tabulara sataşan, cinselliğe dokunan, siyasetten kaçmayan, aksine negatif siyasetin ve siyasetçinin üzerine giden bir anlayışla çalışır.

GIRGIR ticari başarısına koşut olarak, kendi mizah anlayışına, mizah felsefesine, mizah duygusuna uygun ekibini oluşturmak ve okur beğenisini kazanan dergisini yaşatmak durumundadır. Yaşayan hiçbir varlık kendi yaşam koşullarını ortadan kaldırmaz. Bu nedenle GIRGIR dergisini yönetenler de, Oğuz Aral da bu haktan vazgeçmez.

Şimdi başka bir soru soranlar olacaktır: Efendim, niçin GIRGIR dergisinde diğer mizah ve çizgi anlayışlarını yansıtan yapıtlara yer vermedi? Ben de bu soruya yanıt verirken başka bir soru sorayım: Niçin farklı mizah anlayışına yer versin? Bu dergi zaten mizah anlayışı olarak diğer türleri eleştiriyor. Onların mizah anlayışını kabul etmiyor.

İki husus önemlidir GIRGIR’da:

1. Kimin için çiziyorsun? Ne için çiziyorsun?
2. Zenaatsiz sanat olmaz! Bunun sonucu olarak ortaya Oğuz Aral’ın Gırgır Mizah Okulu çıkar. Okurla alış veriş içinde olan ve mizah yönünden okurunu beslediği gibi okurundan da beslenen bir dergidir GIRGIR. Bu bağlamda Gırgır'da, kendi mizahi görüşü ve doğrultusunda birçok karikatürcüyü adeta keşfeden ve yetiştiren bir okul olmuştur. O okulun hocası da Oğuz Aral’dır. Günün geç saatlerine kadar çizerleri bekler ve bekletir. Kurşun kalemle yapılan eskizleri inceler, bunlarla ilgili eleştiriler yapar, yeniden ve yeniden çizdirir. Amatör, hevesli çizerlerini pişirir, olgunlaştırır, derginin bir parçası haline getirir. Emek verir.

Burada çizerleri kendine uydurmak değil, karikatürü, çizgi romanı, çizgi bantları basın sektörünün içinde vazgeçilmez bir ürün olarak sevdirme ve süreklilik yaratma derdi yatmaktadır. Endüstriyel bir iş yönetimidir söz konusu olan. Sanat ve zenaat vurgusunun altında yatan da bu olsa gerek.

Aslında 1970’lerde bitmiş, klasikleşmiş, o günlerin gençliğinden kopmuş, öğreten, ahkam kesen soğuk, veya duygusuz mizah anlayışına bir başkaldırıdır GIRGIR.
Türk karikatürün geri kalması ile ilgili pek çok şey söylenebilir. Ama desen zevki, desen sağlamlığı, karikatür çizimlerinde abartma zenginliği gibi konular dikkate alındığında Oğuz Aral’ın yaptığı çalışmalar zararlı değil faydalıdır.

Oğuz Aral’ın ardılları ise hayattalar. Dergileri niçin tiraj yapamıyor, niçin birbirinin aynısı çizgi ve espriler var, niçin piyasadaki mizah dergileri sanki birbirinin kopyası anlayışla çıkıyor? Bu dergilerin hepsi bir GIRGIR eder mi? Niye daha iyi bir mizah dergisi yok? Niye GIRGIR’ın mizah anlayışına karşı olanlar daha nitelikli bir mizah dergisi çıkartmıyorlar?

Bu soruların yanıtını tartışmak elbette Oğuz Aral’ı suçlamaktan daha zordur!

Akdağ Saydut 25.09.2007

---------------------------------------------------------
MİZAHHABER'İN NOTU:
Sevgili Akdağ Saydut'a kapsamlı yazısı nedeniyle
teşekkür ediyor, kutluyor ve MİZAHHABER olarak
altına aynen imzamızı atıyoruz...

-----------------------------------------------------------------


SUNDER ERDOĞAN ÇİZİYOR


---------------------------------------------------------------------


ABDULLAH YILMAZ'DAN
MİZAHHABER YAZISI...
Sıkı bir mizah izleyicisi olan Figen Dülge'nin Mizahhaber'e yolladığı mail sayesinde haberdar olduk. Gırgır dergisi yazarlarından Abdullah Yılmaz MİZAHHABER'e ayırmış bu haftaki yazısının tamamını... (Ki yıllardır sessiz-sedasız çıkmayı sürdürerek, bizi epeyce hüzünlendiren bir dergidir Gırgır. Zira Oğuz Aral'ın Gırgır'ı değil bu ne yazık ki!..) Abdullah Yılmaz'a blogumuz hakkında yaptığı övgüler ve göstrdiği duyarlılık nedeniyle çok teşekkür ediyoruz... Mizahhaber, onun da belirttiği gibi hiçbir maddi karşılık beklemeden, sadece mizah sevgisiyle 3 ayı geride bırakmak üzere... Bu yazı vesilesiyle, bize övgülerini-eleştirilerini ileten tüm mizah dostlarına da sevgilerimizi iletiyoruz...Mizahhaber, sizlerden gelecek her türlü katkıya da açıktır, bunu da unutmayın...

OĞUZ GÜREL
VE GÜRBÜZ
DOĞAN
EKŞİOĞLU'NA
KOSOVA'DAN
ÖZEL ÖDÜL...


Kosova'nın başkenti Priştine'de düzenlenen "Kosova World Cartoon Festival 2007" sonuçlandı. 63 ülkeden 542 karikatürcünin katıldığı yarışmada "Büyük Ödülü" Çin'den Leng Mu kazandı. Birincilik ödülünü Arjantin'den Alfredo Sabat, İkincilik ödülünü ABD'den Janusz Kapusta, Üçüncülük ödülünü ise Kosova'dan Faik Krasniqi kazandı. Özel Ödülleri ise; Türkiye'den Oğuz Gürel ve Gürbüz Doğan Ekşioğlu ile Ukrayna'dan Yuriy Kosobukin, İran'dan Mahmood Nazari, Polonya'dan Anna Gladkowska kazandılar. Bu arada Festival organizatörleri, "Grand Prix" ödülünü kazanan Çinli Leng Mu'nun, ülkesindeki yetkililerin "Kosova haritada yok" açıklaması üzerine, ödülünü almak için Priştine'ye gelemediğini açıkladı.

Festival kapsamında yaklaşık 400 karikatür Priştine'deki Kosova Müzesi'nde sergilendi. Serginin Arnavutluk'un başkenti Tiran ve başka ülkelerde de düzenleneceği belirtildi. Ödül alan karikatürler henüz yarışma sitesine bile konmadığı için size şimdilik sadece haberini verebiliyoruz. (MİZAHHABER)


Yarışma sitesi: www.kosovacartoon.com


Mizah Üretenler Derneği Başkanı Ergin Gülen,
çizer Tayyar Özkan'ı yanıtladı:

'Türk çizerleri tembel değil'

Geçtiğimiz hafta Cumhuriyet gazetesinde Mehlika Akgün imzalı bir Tayyar Özkan röportajı yayınlanmıştı. Bu röportajı belki de internet ortamına taşıyıp, sizlerden görüş bekleyen tek site olan MİZAHHABER'e, tek yanıt duyarlılık gösteren Oğuz Gürel arkadaşımızdan gelmişti. 25 Eylül Salı günü Cumhuriyet'te, gene Mehlika Akgün imzasıyla Tayyar Özkan'a bir yanıt daha geldi...ŞİMDİ ERGİN GÜLEN'İN BU YANITINI OKUYALIM...


Mizah Üretenler Derneği Başkanı Ergin Gülen , çizer Tayyar Özkan 'ın " Türk çizerleri tembel" değerlendirmesini " Türk çizerleri çok çalışkan. Birçok ülkede karikatür müzesi, karikatürcüler derneği yok. Birçok ülkede mizah dergisi yayınlanmıyor. Ancak Türkiye'de bunların hepsi var. Biz, Mizah Üretenler Derneği olarak her yıl mizah ödülleri veriyoruz. Ayrıca, bugün birçok çizer yurtdışında karikatür ödülü alabiliyor. Bunun son örneği Japonya'da 1.'lik ödülü alan Mehmet Aslan'dır " diye yanıtladı.


'TÜRK KARİKATÜRÜNÜN GERİLEMESİNİN
NEDENİ OĞUZ ARAL'DIR'


İlhan Selçuk ile Turhan Selçuk 'un birlikte çıkardıkları "Dolmuş" dergisinde başladığı karikatür yaşamında 50. yılını doldurduğunu belirten Gülen, "Türk karikatürünün bugün duraklama ve gerileme döneminde olmasının nedeni Oğuz Aral' dır. Aral, çok usta bir çizerdir ve entelektüel bir kişidir. Türkiye'de karikatürü endüstriye dönüştüren, dünyanın 3. büyük mizah dergisini çıkaran odur. Ancak Aral, derginin satışını sürdürebilmek için çizerleri kendine uydurdu. Bu çizerler kendi kişisel çizgilerinde yürüyebilselerdi Gırgır'da çizemezlerdi. Bu nedenle Oğuz Aral'ın istediği gibi çizdiler. Bugün hâlâ ne satıyorsa onu çiziyorlar " diye konuştu. Turhan Selçuk , Semih Balcıoğlu, Ali Ulvi gibi çizerlerin Türk karikatürüne kişilik getirdiğinin altını çizen Gülen, " Ancak bugün hem basında, hem karikatür alanında o kişilik eksik. Bunun nedeniyse basının bugünkü perişan hali. Türkiye'de bugüne kadar karikatüristlerin bu kadar çok mahkemeye verildiği bir dönem olmamıştı" diye devam etti. 14 yıl "Çarşaf ' dergisinde çizen Gülen, şu sıradan İnkılap Kitabevi için Victor Hugo'nun Notre Dame'ın Kamburu, Alexandre Dumas 'nın Üç Silahşörler gibi klasik yapıtları çizgi roman haline getiriyor.


MİZAHHABER'İN NOTU:

Sn. Ergin Gülen'in, Tayyar Özkan'ın belki de yıllarca ülkeden uzakta kaldığı için, Türk karikatürcüsünü iyi değerlendiremediği, ABD eksenli bakışına yanıt vermesini yerinde buluyoruz ancak Oğuz Aral'la ilgili söylediklerine KATILMIYORUZ!
Oğuz Aral'ın şüphesiz yanlışları, hataları da olmuştur ama bizler eğer bugün mizahla uğraşabiliyorsak onun yarattığı rüzgarla sağlanmıştır bu. Hayatını insan yetiştirmeye adamış bir usta böyle bir cümleyle, bir kalemde harcanamaz. Eğer Sn.Gülen'in dediği gibi bugün mizah dergilerinde çalışanlar hala onun gibilerse, onu aşamamışlarsa bu Oğuz Aral'dan çok onların suçudur ve eksikliğidir. Oğuz Aral'ın yanından çıkıp da, kısır dergicilik anlayışının dışına çıkan pek çok çizer ve yazar da vardır, Oğuz Aral'ı eleştireceğiz diye bu isimleri unutup, hem Oğuz ustaya, hem de onlara haksızlık yapmayalım Sn.Gülen... Ne yazık ki bu yazı, sonuç itibarıyla; Tayyar Özkan'a yanıt vermekten çok, benzerlerini daha önce de pek çok gördüğümüz tipik bir Oğuz Aral'ı harcama yazısı olmuş gibi geldi bize... Sizden daha geniş bir bakış açısı beklerdik doğrusu...



LATİF DEMİRCİ ÇİZİYOR


Latif Demirci'nin 25 Eylül Salı günü Hürriyet'te çizdiği karikatür...
BAŞBAKANIN ABD
TEMASLARINI İZLEYEN
MİZAHHABER MUHABİRİ
SİYAMİ ZIVANA BİLDİRİYOR:
"SORUN MU ÖNEMLİ
TORUN MU?"
NEW YORK - Başbakan RTE'nin aslında torunu Ömer Tayyip'i görmek için yaptığı ABD gezisine ülkenin yaşadığı sorunlardan çok torunlar damgasını vurdu!.. Ülkenin içinde bulunduğu sorunlardan çok torunuyla ilgilenen Başbakan RTE'nin şu ana kadar torunu Ömer Tayyip'i 38 kez kucaklayıp, 18 kez havaya sıçrattığı, 32 kez de "Hanimiiiiiiş Ömer'in dedesiiiiii" dediği öğrenildi. Torunu Ömer Tayyip'in ilk fırsatta Bush'un burnuyla oynaması için gereken çalışmalara başlayan Başbakan dün katıldığı "Küresel Isınma" ile ilgili toplantıda yaptığı konuşmada, torununa çok çabuk ısındığını, torunuyla arasında sıcak bir ilişki kurduğunu söyledi. Kyoto Sözleşmesi hakkında şunları ifade etti: "Sadece Tyoto değil biz Nissan, Mazda ve hatta yeni zırhlı Mersedes'ler için de sözleşme imzalamaya hazırız!.." Başbakan konuşmasını bitirdikten sonra koruma ordusuyla birlikte torununu "Attaya" götürmeye gitti.
28 Eylül akşamı New York'taki Walldorf Astoria otelinde Hollywood yıldızlarının da katılacağı "iftar" yemeği verecek olan Başbakan'ın yemeğe torunuyla birlikte katılması ve torununun Brad Pitt'in üstüne işemesi bekleniyor. Bu arada eğer yemeğe gelirse Jennifer Lopez'e de Başbakanın torunu Ömer Tayyip'e bakıcılık için teklif yapılacağı belirtildi. Bu yemekte ayrıca, torun Ömer Tayyip'in yakında çekilecek Hollywood yapımı "Problem Çocuk-7" adlı filmde oynaması için de kulis yapılacak. Anlaşıldığı üzere Başbakan bu yurt dışı gezisinde torunuyla ilişkileri sağlama aldı, pekiiii ülke mi dediniz, o da ne yaaaa?..
(SİYAMİ ZIVANA-NEW YORK)